Türkiye’de siyasetin hali pür melali

0

Türkiye’de siyasetin hali “Benim yalanım senin yalanını döver” üzerinedir.  

Ne zaman? 

İktidar olunca! 

Yani iktidar güç demek ve güç de haklı olmanın nedeni! 

Ne garip değil mi?  

Herkesin herkesi bildiğini sandığı, herkesin herkesi sandığı üzerinden konumladığı; kimsenin gerçekte kimseyi bildiği, sormadığı veya kendi bildiği üzerinden sorduğu, kendi isteği üzere konumladığı bir şekilde yaşayıp gidiyoruz.

Konuşmuyoruz, çünkü dinlemiyorlar, dinleseler anlamıyorlar, anlasalar anlamamazlıktan geliyorlar, çünkü anlamak istemiyorlar, ya da kendi bildikleri üzere anlıyorlar. 

Çok mu biliyorlar?  

Kinin döngüye tutsak ettiği bir serencam; çok biliyorlar, hiç bilmiyorlar, görüyorlar, görmezden geliyorlar, gördüklerini almak istedikleri gibi alıyorlar, yani anlayacağınız hem uyduruyorlar hem de senin onları uydurduklarını söylüyorlar ve bununla da yetinmiyor, seni de senin onları uydurduklarına ikna etmeye çalışıyorlar, çünkü görülmesi gerektiği şekilde görmeleri onlara da yasak. 

Hadi bunu anladık! 

İyi de bizi neden gördüklerinin doğru olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar? Herhalde bize yarım akıllı olduğumuzu da anlatmak istiyorlar!  

Anlayacağınız hikâye, selam, kelam, yalan… 

Açıkçası, durmasını bilmesen “ben iktidarım, benim yalanım senin yalanını döver” diyecekler.  Çünkü senden daha haklı olmasalar da daha güçlüdürler.  

Yani? 

“Var git gücüne göre konuş, ya da hiç konuşma, konuşunca sapıtıyorsun, sonra beni seni dövmek zorunda bırakıyorsun!” 

Hasılı, Bay Doğru Bay Yanlışı suçlar, Bay Yanlış Bay doğruyu; kim yanlış, kim doğru onu yalnızca kendileri bilir. Bunu sorar ya da buna itiraz edersen oradan sana da dayak çıkması yüksek bir olasılıktır; zira muhalefetiyle iktidarıyla karşımızda zora iman etmiş, zorun her şeyi çözdüğüne inanan bir takım ve holiganları var.  

Anlayacağınız muhalefetiyle, iktidarıyla ikisi de Bay Doğru, ikisi de kendisi için doğru. 

Bay Yanlış kim? 

Biziz tabi! 

Rivayet odur; adam bara girdiği gibi, “Herkese benden içki” diye bağırır. Barmen de bu beleş dalgadan yararlanmak için beyefendiye usulca yaklaşır ve “ben de içebilir miyim” diye sorar. Adam “herkes” demiş ya: 

Sende iç! 

Hasılı iş hesaba gelince adam parasının olmadığını söyler. 

Fiyakalı bir dayak, adam karga tulumba kapının önündedir. 

Adam ertesi gün yine gelir ve yine “Herkese benden içki” diye bağırır. “Beleş sirke baldan tatlıdır.” Yani yine tüm beleşçiler barın önündedir. 

Adam barmene döner ve “Sen hariç, sen içme” der; “çünkü sen içince sapıtıyorsun.” 

Ha! İşte bizde buyuz, cebimiz boş, nefesimiz açlıktan leş, bir de yetmez gibi elinde sopa tutan adama demokrasi dersi vermeye çalışıyoruz. 

Sözlerim belki yanlış anlaşılacak, ama aç ve yoksul adama demokrasi fazladır, zira zaten demokrasinin bedelini ödemediği için aç ve yoksuldur.

Siz bedelini ödemediğiniz demokrasinin de özgürlüklerin de neden veya nasıl geldiğini de gittiğini sorgulayamazsınız.

Siz onu nerden getirdiniz ki bugün yok oluşunu sorguluyorsunuz?

Sizin kendinize soracağınız ilk soru; “Biz ne zaman demokrat ve özgürlükçü olduk” sorusu olmalıdır.” Şimdi birileri size “yeter, bunlar devletin bekası için fazla” diyorsa neden şaşırıyorsunuz ki?  

Size bu güne kadar duruma göre gönüllerinden kopanı verdiler ve “biz verdik, siz buna şükredin” dediler.

Durum değişti, geri almanın yoluna gittiler; “Şükür mükür!” martaval okumayın bu konuda siz de hala en ufak bir fikir yok. Belli ki bu fikir size hala beş beden büyüktür, çünkü sizde sokağa indiniz mi yalnızca yakıyor, yalnızca yıkıyorsunuz. 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here