Türkiye’nin güç arayışı ve Neo-Osmanlıcılık

1

Bilindiği gibi Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ krizi, Ermenistan’ın çatışmalarda yenilgiyi kabul etmesiyle sona erdi. Rusya’nın hesabı da tamamlanmış olacak ki, tarafların masaya oturması için kendi gözetiminde tarafları masaya çekti. Bu arada Ermenistan güçleri bölgeden çekilirken, Dağlık Karabağ’ın kontrolü Azerbaycan’a teslim edildi. Azerbaycan’ın zaferinde ise Türkiye’nin verdiği destek görülür bir şekilde Batı dünyasının dikkatini çekti. Buda Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ topraklarının Ermeni Kuvvetlerinden alınması sonrası düzenlediği ‘Zafer Geçidi Töreni’ne Erdoğan’ı onur konuğu olarak katılmasına verdikleri tepkiden dolayı kendisini yeterince gösterdi. 

Batı Dünyasının merak ettiği diğer bir konu ise Rusya’nın Erdoğan’ın bu ziyaretine tepkisizliğiydi. Erdoğan kuşkusuz Türkiye’nin Azerbaycan’ının zaferdeki payı dolayısıyla törene onur konuğu olarak davet edildi. Ama sanırım Batı Dünyası Erdoğan’ın oraya onur konuğu olarak gitmesine değil, Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin eski arka bahçesindeki bu duruma sessiz kalışına kızgındı. Batı dünyası Putin’in Erdoğan’a gereğinden fazla hoşgörülü davrandığını düşünüyor olacak ki, sanırım Putin’in Erdoğan’a biraz kötü davranmasını istiyorlardı. 

Kuşkusuz diplomasi ince bir hesap işidir, Putin’in tepkisizliğini bir hesaba yormamak aklı başında herhangi bir diplomatın yapabileceği iş değildir. Kaldı ki Batı dünyasının bunu okuyamadığını düşünmüyorum; yalnız basın dünyası bu türden hesapsızlıklar yapabilir ki, diplomaside zaten onların işi değildir. Fakat şunu sormak yine de haklı bir sorudur: Bu Putin’in hesapsız bir toleransı mıdır, yoksa Putin renk vermeyen bir hesabın içinde midir? 

Öncelikle şunu söylemeliyim diplomaside herhangi bir hesap bir görünürlük veya gerçeklik ilkesine bağlı olmak zorunda değildir; kaldı ki, Rus devlet geleneğinden gelen bir Putin’i göz önüne aldığımızda bir hesaba bağlı olmadığını düşünmek fazladan iyimser olmayı gerektirir. Gerçi Rusya diplomaside genelde fazla iyi olmadı, ama yine de Türkiye ile sürdürülebilir bir politika izleme çabasında takdir edilesidir.

En nihayetinde Rusya’nın Türkiye ile ilişkilerini bozmak istemediğini ve bunun içinde yeteri sebebi olduğunu biliyoruz. Putin, bu yüzden Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin götürülmesinde şimdiye kadar Rusya’nın geleneksel politikasına bağlı kaldı. Putin’de halefleri gibi şimdilik Türkiye’nin Batı dünyasıyla yaşadığı sorunlardan yararlanmaya çalışıyor; tüm umudu ise Erdoğan’ın agresif politikaları ve bunun içinde şimdilik bekleme odasında durmayı tercih ediyor, zira stratejik denge ve ittifaklar bunu gerektiriyor. 

Putin, şimdide Erdoğan’ın, ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden’la ilişkileri düzeltme konusunda sıkıntı yaşayacağını umuyor.  Yani Rus politikası şimdide Erdoğan’ın Batı dünyasıyla yaşayacağı olası sorunlar üzerinden Rusya ve Türkiye’nin karşı karşıya olduğu cephelerde birtakım avantajlar elde etmeyi umuyor.

Takdir edersiniz ki Türkiye şu anda Suriye ve Libya’da Rus güçleriyle karşı cephelerde bulunuyor. Yani kısacası Rusya şimdilik Türkiye’nin sorun çıkaran taraf olarak Batı dünyasıyla sorunlar yaşayacağını ve bu sorunlarında Ortadoğu’da şartları Rusya’nın lehine çevireceğini umut ediyor.

Türkiye, Rusya’dan aldığı S-400 savunma sistemleri dolayısıyla başta ABD olmak üzere Batı dünyasıyla zaten birtakım sorunlar yaşıyor. ABD bu konuda sık sık yaptırımlardan söz ediyor. Giderayak işleri berbat eden Trump’ın Erdoğan’la ilişkilerinin ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden tarafından sorgulanması ihtimali de Ruslar tarafında lehte bir olasılık olarak görülüyor veya en azından Türkiye’nin Batı dünyasıyla ilişkilerinin daha karmaşık bir hale gelmesi umuluyor. 

Batı Dünyası Rusya ile Türkiye’yi Suriye ve Libya dışında Azerbaycan’da da karşı karşıya görüyor ki, bu doğru bir okumadır, çünkü Rusya tarafı da olaya uluslararası ilişkiler üzerinden bakınca durumu bu şekilde okuyor; dahası, Türkiye ve Rusya arasında Suriye ve Libya cephelerinde zaten açık bir rekabet var ve taraflar şartların kendi lehlerine dönmesi için ellerinden geleni yapıyor. Pek tabii olarak haklı soru Rusya’nın Türkiye ile onca sorununa rağmen ilişkilerini nasıl götürdüğü üzerine oluyor. Bu belki bir diplomatın soracağı soru değildir, ama normal bir okur için önemli bir sordur, çünkü görünürde bir güçler dengesi yoktur. Kuşkusuz burada birden fazla ulusun iştirak ettiği çok uluslu stratejik bir denge ittifakı vardır ve Rusların Türkiye ile ilişkilerini daha çok Rusya’nın götürmesi nedeni de bu ittifakın stratejik ortaklığından kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin Rusya’ya karşı kullandığı avantajda budur ve doğrusu Türkiye bu stratejik avantajı sonuna kadar kullanmaktadır. Elbette bu stratejinin temelinde Türkiye’nin değişmez coğrafik konumu vardır ve bu konum Batılı devletlerin Rusya’nın rüyası olan sıcak denizlere inmesini durdurmak için yapılmıştır. Rusya bu nedenle Türkiye’nin Batı dünyasıyla olası her sorununu destekliyor ve şimdi de Erdoğan’ın Biden yönetimiyle sorunlar yaşamasını bu sebeple umuyor, çünkü Türkiye’nin Batı dünyasıyla her sorunu Rusya’ya stratejik manevralarda bulunması konusunda alan açıyor. 

Ama yine de Türkiye ve Rusya belirli alanlarda birbirlerinin doğal müttefikidirler ve bir şekilde ilişkilerinin götürülmesi kararı içindedirler, çünkü aynı zamanda iki yakın komşudurlar. Yyani kısacası farklı görüşleri olsa da birlikte, yan yana yaşamaları gerektiğini biliyorlar. 

Neo-osmanlıcılık

Türkiye’nin Batı dünyasıyla sorunlarına gelirsek, Türkiye’nin Batı dünyasıyla sorunlarının temelinde Türkiye’nin Ortadoğu’da bir güç olması ve gücünün hakkını araması sorunu var. Batı dünyası Türkiye’nin Erdoğan hükümetleriyle Batı’dan uzaklaştığını düşünüyor ve bunu da Erdoğan’ın Ortadoğu’da bir güç olma arzusuna bağlıyor. Anlayacağınız Batı dünyası Türkiye’ye Ortadoğu’da yüzyıl önce verdiği rolün içinde kalmasını istiyor. Türkiye’nin güç arayışı ise tam olarak bu rolü bozma amacı şeklinde okunuyor ve Batı bu yüzden Türkiye’ye karşı yaptırım politikalarını dilinden düşürmüyor. Kısacası Batı dünyası Türkiye’nin eski liderleri gibi Erdoğan’ında kendi arzuladıkları şekilde bir uslu çocuk olmasını istiyor. Erdoğan ise, gerek Suriye’de gerek Libya’da ve son dönemlerde de Akdeniz’de Yunanistan ile yaşadığı sorunlarla Batıya kendisinden önceki liderler gibi uslu bir çocuk olamayacağını söylüyor. 

Olaya tarihsel açıdan bakarsak Türkiye’nin bölge üzerinde yapılan hesaplarda bir itiraz haklı olmalıydı, ancak geçmişte zayıf olduğu için bu hesapların hiçbirine dahil edilmemişti. Fakat şimdi görmezden gelinse de Türkiye yüzyıl öncesinin Türkiye’si değildir ve artık bölgesel hesaplara kendilerinin de dahil edilmelerini istiyorlar. Batı dünyası dengelerin değişmesini istemediği için Erdoğan’ın politikalarını agresif buluyor ve bunu Erdoğan’ın şahsında Neo-Osmanlıcılık şeklinde tanımlıyor. Kuşkusuz Neo-Osmancılık emperyalist bir amelin zamana dair ifadesidir, ancak Erdoğan bir Neo-Osmanlıcı mı, bunu bilmiyoruz. Batı dünyası yalnızca Erdoğan’ın sıfır düşman politikasından herkesi kendilerine düşman ettiği bir politikaya savrulmuş olmasını buna yoruyor. Erdoğan ise Osmanlıyı sahiplense de sınırların değiştirilmesi gerektiğine dair bir politika gütmediğini, yalnızca “Yeni Türkiye”nin haklarının görülmesini istediğini söylüyor. 

Türkiye’nin politika değişikliğini Batı dünyası eski stratejik dengeler üzerinden okuduğu için değişikliği bu minval üzeri bir hesap üzerinden okuyor ve buda pek tabii olarak Erdoğan’ın eski ittifakların da gözden geçirilmesi gerektiğini istediği şeklinde alınıyor. Ama tabii Erdoğan’ın ilişkileri yer yer bu minvalde sorguladığı da olmuyor değildir, çünkü bölge sorunlar yumağı haline gelmiş ve tüm o sorunlarda bir şekilde çare bekliyor. Kuşkusuz Ortadoğu’nun bu hale gelmesinin birinci faili Türkiye değildir ve dahası Türkiye Osmanlıdan bu yana kendisine biçilen rolü bir şekilde oynayagelmiştir. Türkiye yalnızca oyun bu şekilde gitmediği için kurulacak yeni oyunun içinde kendisinin de olması gerektiğini söylüyor ve sanırım Batı dünyası da Türkiye’yi bu yeni çehresiyle masada istemiyor. Erdoğan’da ısrar edince, onlarda Türkiye’yi gerek bölgede gerek NATO’un içinde en uyumsuz müttefik ilan etiler. Batı dünyası şimdilik ittifak içinde Türkiye’nin gerilim yarattığını ve anlaşamadıkları tüm konuların Türkiye’nin aykırı duruşundan kaynaklandığını ifade ediyor. Bunların bütün olarak yersiz suçlamalar olduğunu söylemek doğru değildir, ancak anlaşılan o ki, onlar Türkiye’nin yeni halini görmek istemiyor, eski, kendisine misyon olarak biçilmiş geleneksel politikalara dönmesini istiyor, Türkiye ise Suriye, Libya ve Akdeniz’de belli ettiği hoşnutsuzluğuyla kendilerinin de yeni hesaplara dahil edilmesini istiyor.  

Bu şekilde bir yere varılabilir mi? Bilmiyorum bunu bize zaman gösterecektir. 

Bu stratejinin riskli bir strateji olduğu ortadadır, çünkü bölgesel güçlerden öte küresel güçlerde bu oyunun içindedir. Türkiye’nin kırılgan ekonomik yapısı göz önüne alındığında sürdürülebilirliğin kolay olmayacağı ortadadır; ama şunu da unutmamak lazım ki dış ilişkilerde ekonomi önemli bir enstrüman olsa da stratejik dengelerin tek enstrümanı değildir, yani hesap kimin, neyi, ne kadar göze aldığına göre değişiklik gösterebilir. 

Batı dünyası bu konuda Erdoğan’ın politikasını bir “Neo-Osmanlıcı” politika olarak ifade ediyor, olabilir, ama bölge eski politikalarla götürülemeyecekse, Türkiye’nin eski Türkiye olmadığı da ve hesaba dahil edilecekse yeni Türkiye olarak dahil edilmesi gerektiği de ortadadır, çünkü Türkiye’de artık eski Türkiye değildir; o nedenle Batı dünyası da Türkiye’yi o eski Osmanlının kaybettiği hesaplara göre muhatap alma geleneğinden vaz geçmelidir.

1 YORUM

  1. Neslin baba! nesliin Ba Ba!
    Dazlak kartalların, Boz ayıların, Aslanların arasında
    Perde arkasında neler döndüğünü bilmiyoruz…
    Neslin baba! nesliin Ba Ba!
    Hu diyelim Huuuu, Onun birliğine…

    (Çanakkallede yardım etti. Sonraki hata ve günahlarımıza rağmen, Allah da bize yardım eder. Umudumuz o yönde! inşallah. Onlar da “we trust in God” diyorlar tabi. Allah (cc) Kerim!) Huu dşyelim HuuuuuUUUUU! O’nun birliğine, O’nun yaganeliğine, Huu diyelim HuuuUU

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here