Türümüzün en büyük günahı nefret etmek değil; en büyük zalimlik olan, yok saymaktır.

8

Bir sorunun çözüme ulaşmasındaki en önemli kriter, onun var olduğunu kabul etmektir.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformundan aldığım verilere göre Ağustos ayında 27 kadın katledildi, 23 kadın da şüpheli bir biçimde ölü bulundu.

Öldürülen 27 kadından 16’sının neden öldüğü tespit edilemedi. 4’ü ekonomik bahaneyle, 7’si barışmayı reddedip, boşanmak isteğinden vazgeçmediği için yani hayatına dair hakkı olan bir kararı almak isterken katledildi. 16 kadının hangi bahane ile öldüğünün belirlenememesi kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin görünmez kılınmasının bir sonucudur.

Bin defa söyledim, tek bir kız kardeşimizi dahi cinayete kurban vermeyene dek söylemeye devam edeceğim. Adil yargılama yapılmayıp, şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça, kadına fiziksel ya da ruhsal şiddet uygulayan kişiler rehabilite edilmedikçe her yeni gün şiddetin boyutu artarak devam edecek.

Güneş bir doğup bir batarken, herkes işine gücüne dalmış, sosyal mesafeli açılışlar sürerken, tencerede çorba tıkırında, neşeyle birilerini bisiklet turuna davet ederken tam 474 kadın katledildi.

2019 yılı 474 kadının katledilmesi ile son on yılda en fazla kadının ne yazık ki hayattan koparıldığı bir yıl olarak tarihe geçti.

Yitip giden kadınların ahı üzerimize inmiş, uzayıp giden isimler ağıtlarla örülüp başımıza dolanmışken Sayın Süleyman Soylu bir televizyon kanalında kadın cinayetleri meselesinin istismar edildiğini söyledi. Açıklamalarını “ Kadın cinayetleri üzerinden aileyi geri plana iten bir anlayışa getirmeye çalışanlar var.” diye sürdürdü. Cinayetleri Avrupa ülkeleri ile kıyaslayarak yaşanılan ölüm oranlarının bizde hiç de yüksek olmadığını dile getirdi.

Ne demiş kadın haklarının koyu bir savunucusu ünlü yazar George Bernard Shaw “Türümüzün en büyük günahı nefret etmek değil; en büyük zalimlik olan, yok saymaktır.”

Bir ülkenin İç İşleri Bakanı olup, ülkesinde bir yılda yüzlerce kadın katledilince buna tepki vermenin aile yapısına zarar verdiğini iddia etmek hakikaten soruna çözüm odaklı, gerçekçi ve rasyonalist (!) bir yaklaşım.

Madem aile dendi, konuya oradan devam edelim.

Ben babacığımın adını dahi anımsamayan hasta anneme  “kraliçem” diye seslendiği, sevgi, şefkat ve fedakârlık dolu bir ailede büyüdüm. Uzun yıllardır aynı erkekle evliyim ve çekirdek bir aileye sahibim.

Ancak, aile kavramı ile ilgili kalıplaşmış düşüncelerim yok. Ailenin “kutsal” tartışmaya kapalı bir yapı olduğunu düşünmüyorum. Bilâkis, tartışılacak çok yanı var… Şimdi fazla uzatmadan, ana yoldan devam edelim.

Ailenin sadece bir erkek ve kadından oluşması gerekir gibi tabularım da yok. Saksıdaki çiçekleri ile aile olduğunu söyleyen birine dahi saygı duyuyorum. Herkes dilediğiyle aile kursun. Yeter ki şu fani ömürde sağlıklı, mutlu, huzurlu bir hayatı olsun.

Bu düşüncelerimin de kimseye bir zarar vereceğine inanmıyorum. Ben, kendi hayatıma bakarım. Bir diğerinin hayatına karışmak bana göre çokbilmişliktir, abestir ve hakkım değildir.

İster beğenin ister beğenmeyin değişen sosyo- ekonomik, kültürel, siyasal ve geleneksel inanışlar ile aile de yeni bir forma bürünüyor. Çevre koşulları, zaman, mekân, duygular değişirken aile yapısının değişime uğramaması söz konusu olamaz.

Geleneksel Türk aile yapısındaki erkeğin evin reisi olduğu, kadının ev içi hizmetler ve çocuğun bakımından sorumlu tutulduğu cinsiyet temelli roller değişiyor.

Bu yüzyılda içi bir hapishaneye dönmüş, tutucu kafalardan, dikte edilmiş muhafazakâr ezberler silinmeden bir arpa boyu yol almak mümkün değildir.

Asayişi sağlaması gerekenler, topluma güvenle nefes alıp vereceği, özgür, rahat ve huzurlu bir alan yarattığında her bir birey hür iradesi ile kiminle, nasıl aile olacağına kendi karar verebilir.

Sizin korumanız gereken aile kavramı değil, kadınların zamansız bir biçimde kaybettiği hayatıdır.

Değiştirmemiz gereken yaşanan cinayetlere verdiğimiz “tepki” değil, her ırk ve milletten erkek familyasının asırlardır kadınlar üstünde kurduğu ve kurmak istediği “tahakkümdür”.

Kadın cinayetleri hakkında konuşulmaya başlanacaksa erkeklerin kadınları alınıp satılan bir eşya gibi görmekten vazgeçmesi “ya benimsin, ya kara toprağın” zihniyetinden kurtulması hakkında konuşalım.

Eğitim düzeyi en yüksek olandan zır cahiline kadar her yaştan, her kültürden erkeğin artık birlikte olduğu kadınları cepte, değersiz, korunup, kollanması gereken eksik, ezik, mazlum görmesinin; elde edemediğine de tu kaka deyip hafifmeşrep ya da yollu imasının önüne geçelim. Vazgeçilecekse, erkek aklı bir yerine kayınca olur olmaz yerde tavan yapan libidonun tatmin aracı olarak kadını hazır kıta görmekten vazgeçsin.

Yaşanan ölümler de gösteriyor ki kadınlar artık hiyerarşiye boyun eğmeyip bir başkaldırı başlatmıştır. Erkekler, kadınlar üzerinde kurdukları baskının sonuç vermemesi nedeniyle kaba kuvvete başvurup, vahşi ve nobran tavırlar sergilese de kadınların hayatlarında başlattığı aydınlanmasının önünü kesemeyecek.

Eril zihniyet, köyden kente kadar irili ufaklı çapta kendi Rönesans’ını başlatan kadınların sahip olduğu devasa güç ve azminden rahatsız olup “yak, yık, parçala” kısır döngüsünden kurtulmalı, onlarla birlikte el ele verip değişime ayak uydurmalıdır.

Toplumsal cinsiyet eşitliği eşit ve özgür yaşam hakkımız için olmazsa olmazımızdır. İstanbul Sözleşmesi’nin tam ve etkin uygulanması kadınlar için hayati önem taşımaktadır.

İyi yürekli, duyarlı ve hassas tüm erkekleri toplumda etkileri gitgide hissedilen kadınların özgürlük hareketini desteklemeye, yüreklendirmeye ve alkış tutmaya çağırıyorum. Artık susma değil, gürültü çıkarma zamanıdır.

Kaybedilen tek bir kadın, bir dünya demektir. Annedir, evlattır, kardeştir, dosttur. Hiçbir kadının hayatı TV ekranlarından on saniyede telaffuz edilecek kadar değersiz, istatistikî rakamlarla ifade edilecek kadar ucuz değildir.

Aysun Saygı Köknar

(NOT: Foto Artist: Elina Chauvet  (Red Shoes) 2009)

8 YORUMLAR

  1. Hepimiz aynı gemideyiz hepimiz sorumluluk alıp üzerimize düşeni yapmalıyız. Yetkililer devletin imkanlarını kullanma konusunda daha şanslı, onların bahane üretmek yerine harekete geçmesi gerek. Bununla ilgili gerekirse bir bilim kurulu kurulmalı ve etkili çözümler bulunmalı. Basında her gün kadına yönelik şiddet ve cinayet haberleri bizleri derinden etkiliyor ve çok üzüyor. Yazarın da değindiği gibi diğer ülkelerle sayıların yakın olması bu işi normalleştirmekten başka bir şey değil. Sorunu yok saymak olmadığı anlamına gelmez.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here