Ülkeye 25 yıl sonra demokrasi geldi, sevinin

0

Yıl 1991.. Erdal İnönü başkanlığındaki Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) listesinden aday olan Demokrasi Partisi’nden (DEP) Leyla Zana, Hatip Dicle, Ahmet Türk, Orhan Doğan, Mehmet Sincar, Mahmut Alınak ve Selim Sadak başta olmak üzere 18 kişi Meclise girdi. 

TBMM Genel Kurulu’nda “Kürtçe yemin” krizi yaşandı ve sonrasında soruşturma başladı. Dönemin DGM Başsavcısı Nusret Demiral, DEP Genel Başkanı Diyarbakır milletvekili Hatip Dicle ile milletvekilleri Leyla Zana, Ahmet Türk, Orhan Doğan, Sırrı Sakık, Selim Sadak ve Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıklarının kaldırılması amacıyla TBMM’ye fezleke gönderdi.

Tarihler 2 Mart 1994’ü gösteriyordu. Bu isimlerin yasama dokunulmazlıkları kaldırıldı. Hatip Dicle ile Orhan Doğan, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Ekipleri tarafından Meclis’te gözaltına alındı. 3 Ağustos 1994’te başlayan DEP Davası, 8 Aralık 1994’te sonuçlandı. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin iddianamesine göre “PKK talimatları doğrultusunda bölücü faaliyet yürüttükleri” suçlamasıyla Türkiye Cumhuriyeti Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca 15’er yıl ağır hapis cezası verildi.

DEP milletvekillerinin başvurusunu inceleyen AİHM ise adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Yargıtay, 2004 yılında mahkûmiyet kararlarını bozunca milletvekilleri cezaevinden tahliye edildi.

Bu yaşanılanların üzerinden tam 25 yıl geçmiş. Daha düne kadar, iktidar partisi de dâhil herkes, sorulduğunda demokrasinin ‘göz bebeği’ Türkiye’ye bunların yakışmadığını ifade ediyordu.

Şimdi ‘iki ileri bir geri’ demokrasi çemberinde kalmaya çalışıyoruz.

Daha geçen haftanın yorgunluğunu üzerimizden atamamışken yeni haftaya çok sert bir giriş yaptık. Tam uyanamamışken, uykuyla uyanıklık arasındayken demokrasimizin çıtasını yükseltecek yeni bir operasyona imza attık.

İçişleri Bakanlığı tarafından Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye Başkanları görevden alındı. Yerlerine valiler, vekâleten atandı. Sebep malum..

Reklam

Terör.

Ülkeye 25 yıl sonra gelen bu demokrasiye sevinelim mi?   

Bir türlü orta yolu bulamayan Türkiye, bu kararda da ikiye bölündü: Tepki gösterenler ve canı gönülden destekleyenler.

İktidar partisi ve ortağı MHP ile BBP, DSP, Vatan Partisi destekliyor.

HDP, CHP, Saadet Partisi, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ise yapılanın yanlış olduğunu belirtip eleştiriyor.

İYİ Parti’den henüz bir haber yok.

Kararı alanlar ve destekleyenler vatansever, karşı çıkanlar vatan haini ve terör destekçisi.

Gelin işin içinden çıkabiliyorsanız çıkın.

Reklam

Demokrasi mi bize ağır geliyor yoksa biz mi demokrasiye ağır geliyoruz; siz karar verin!..

25 yıl önce aktardığım hadisenin yapılış gerekçesiyle 25 yıl sonra bugün uygulamaya sokulan operasyonun gerekçesi aynı.

Amaç güzel:

Terörün kökünü kurutmak.

Fakat 25 yıldır terörün, bırakın kökünü kazımayı canımız daha çok yanıyor.

Albert Einstein, “Deliliğin esas tanımı; aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir” diyor.

Yıllardır terörü bitirmek için kullandığımız yöntemler derdimize bir çare olmadı. Demek ki uyguladığımız yöntemlerde bir yanlışlık var. Bu yanlışlarda ısrar etmek yerine kafa kafaya verip sorunu çözecek yöntemler üretmeliyiz.

Belediye başkanlarını görevden aldık, yerlerine devletimizin valilerini de atadık. Bunu zaten 31 Mart yerel seçimlerinden önce de yapmıştık. Ancak şimdi görevden alınan insanlar, yüzde 60 oy oranlarıyla seçildiler. İktidar partisinin gösterdiği adaylar başkanlığı kazanamadı. O zaman da valiler, kaymakamlar belediye başkanlığı görevi yapmıştı. Hatta bazıları aynı ilde aday dahi oldu. Seçim sonuçlarına baktığımızda bunların halkı ikna edemediğini görüyoruz.

Demokrasiyi de bir çırpıda idam sehpasına yerleştirdik.

Sonuç değişecek mi?

Terör belasından kurtulacak mıyız?

Kürt kardeşlerimizin devlete olan bağlılığını daha da kuvvetlendirecek miyiz?

Bu belediye başkanlarının seçilmesi için oy veren insanları, ülkede bir demokrasi olduğuna ve hukuk kurallarının işlediğine nasıl inandıracağız?

Yarın seçim olduğunda, bu insanlara “demokrasi adına sandığa gidin ve oy kullanın” nasıl diyeceğiz?

Ahmet Kaya’nın dediği gibi “Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan tutarsızlık.”

İçişleri Bakanlığı, belediye başkanlarının haklarında terör suçlarından soruşturma olduğunu belirtiyor. Epey uzun olan açıklamasında soruşturmanın detaylarına ilişkin bilgiler de paylaştı.

Anayasa’nın 38. maddesinde, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” deniyor. Anayasa’nın 36. maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtiliyor.

Direk görevden alınma yerine ülkemizin içerde ve dışarıda itibarı düşünülerek bu hükümler uygulanamaz mıydı?

Hayırdır, bu aceleciliğimiz neden?

Makarayı neden hep başa sarıyoruz?

Daha yakın bir zamanda Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK), zorlama sonucu aldığı karar sonrası İstanbul seçimleri tekrarlandı.

Oyların yüzde 54,21’ini Ekrem İmamoğlu alırken Binali Yıldırım ise yüzde 44,99 oy aldı. İmamoğlu 4 milyon 741 bin 868 oy; Yıldırım da 3 milyon 935 bin 453 oyda kaldı. Aradaki fark 806 bin 415 oldu.

31 Mart seçimlerinde ise İmamoğlu yüzde 48.79 oy alırken, Yıldırım yüzde 48.63’de kalmıştı. Oy sayısı olarak ise CHP adayı 4 milyon 169 bin 765, AK Parti adayı ise 4 milyon 156 bin 036 oy almıştı. Aradaki fark ise 13 bin 729 idi. 23 Haziran’da iki aday arasındaki oy farkı böylece 13 binden 777 bine çıktı.

Buradan çıkarılacak sonuç net:

Halkımız, demokratik olmayan müdahalelere çok sert tepki gösteriyor.

İktidar partisi, belediye başkanlarının görevden alınma sebebini her ne kadar terör olarak gösterse de kamuoyunda bunun ne kadar inandırıcı olacağı tartışma konusudur. Bu şekilde yapılan bir girişim karşısında terör kartının karşı tarafta çok karşılık bulacağını düşünmüyorum.

İstanbul seçimlerinde de terör, beka ve hırsızlık gibi kartlar sahaya sürülmesine karşın sonuca nasıl bir etkisi olduğunu hep birlikte görmüştük.

Bu kadar ülkeyi hırpalamayalım. Sonra yapılanlar yol, su, elektrik olarak hepimize dönüyor.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here