Ülkücüler, “Turan Kürtler olmadan kurulabilir mi?”

7

Ne alakası var demeyin, hele bir yazıyı okuyun.

Ben Kosova’da yaşayan gazeteci bir Arnavut’um. Biz Arnavutların büyük bir “hayali” vardır. Mefkuresi, ülküsü.

“Büyük Arnavut Ülkesini” kurabilmek. 

Balkanlarda nerede yoğun Arnavut yaşıyorsa, “o toprakların” birleştiği bir ülke kurabilmek.

Daha anlaşılır söylersek; Kosova’yı-Arnavutluk’u-Makedonya’nın Arnavutların bulunduğu bölgelerini -Karadağ ve Sırbistan’da Arnavutların olduğu bölgeleri- kapsayan “birleşik bir Arnavut Ülkesi” kurmaktır Arnavutların rüyası.

Arnavutlar, oldukça milliyetçidir.

Arnavut milliyetçiliği; “Sırplardan görülen zulüm, savaşlara karşı koyabilmek için gücü artırma, parçalanmışlığın meydana getirdiği çaresizliği aşma, Balkanlarda kayda değer bir güç haline gelebilme, büyük vatanı kurma isteği, ezilmişliği aşma arzusu, Vatikan’ın İslam’dan uzaklaştırma ve ırkçılığa sürükleme siyaseti, Osmanlı son döneminin zulümlerinin meydana getirdiği travmalar, eğitimsizlik” gibi, bir çok parametrenin etkisi ile büyümüş gelişmiştir.

Bu arzu, politik bir düşünce olarak kaldığı ve savaşçı bir mahiyet kazanmadığı müddetçe, büyük bir risk oluşturmuyor. Sonuçta Arnavutlar, kendi istekleri ile ayrılmış, parçalanmış değiller. Çoğunluğu Müslüman olan bu topluluk; “diğerlerine karşı” risk oluşturabilecek bir güç haline gelmemesi için, “suni devletlerin” içinde parçalanmış, kontrol altına alınmış, toprakları ve insanları ayrılmış.

Reklam

Boşnaklar da, aynı Arnavutlar gibi, parçalanmışlar ve muhtelif devletler içinde kontrol altına alınmışlar. Hatta Boşnaklar daha da zor durumda. Zira Boşnak topluluklarının sınır bitişikliği yok. Tıpkı Rusların yaptığı gibi, Sırplar da “demografik dizayn” yaparak, Boşnakların aralarına Sırp nüfusunu yerleştirmiş ve Boşnakların Balkanlarda birlik olabilmelerinin yolunu kapatmış. Boşnaklar da, tıpkı Arnavutlar gibi, büyük çoğunluğu Müslüman olan bir topluluk.

Bu iki milletin birbirleri ile dayanışmalarının önündeki en önemli engel; “kendi milletlerine ve birbirlerine” bakışlarının “etnik” bir pencereden olması. Elbette, ayrı milletler ve farklı da düşünebilirler. Ancak, yaşadıkları sıkıntılar, ikisinin de “bölgesel emperyal Sırbistan’dan” kaynaklanmakta.

Arnavutların; Kosova ve Arnavutluk olmak üzere iki devleti var. Ayrıca Makedonya’da kurucu etnik unsur. Boşnakların ise “tam hakim olabildikleri” bir devletleri bile yok. Bosna Hersek’te büyük ortak konumunda. Sancak ise; Karadağ ve Sırbistan tarafından ikiye bölünmüş ve işgal edilmiş durumda. Boşnakların; “birleşmeye ve güçlü bir devlet olmaya” ihtiyaçları, ekmek-su kadar önemli ve acil.

Ancak bu iki millet; bir sürü parametre nedeniyle, bırakın bir dayanışma içerisine girebilmeyi, birbirleri ile düşmanlık ölçüsünde “lokal” bazı problem alanlarına bile sahip.

Bunun en önemli sebebi, “etnik bakış” açısı. Müslüman olmaları da birleşmelerine yetmemekte. Çok az sayıda politikacı ve entelektüel durumun farkında ve iki taraf dayanışma için cesaretlendirmeye çalışıyor. Ancak gözle görülür bir ilerleme yok. İki etnik unsur kendi milletlerinin içerisine düştüğü problemleri, “kendi lokal parametreleri” ile çözmeye çalışıyor.

Bu meseleyi düşünürken, şimdi rahmetli olan bir Türkiyeli büyüğümün; “Kürtlerle Türklerin kaderi bir, coğrafya onların birlik olmasını gerektiriyor, birlik olmazlarsa ikisi de zarar görecek” sözü aklıma geldi.

Türkiye, hepimizin bildiği gibi, silahlı bir mücadelenin içinde. Gerekçe “terörle mücadele”. Elbette, “terörle mücadele” yapılmalı. Ancak “nasıl yapılmalı” sorusuna bulacağımız cevap, mücadeleden bile “önemli”. “Doğru noktadan başlamak” ve “doğru güzergah takip edebilmek”, işte bu “nasılı bulabilmek” için yapılacak analizlerin içinde saklı.

Türkiyeli entelektüelin “doğru analiz” yapabildiği kanaatinde değilim. Tıpkı Arnavut ve Boşnak entelektüel gibi. Her ikisi de içe dönük. Türk ve Kürt entelektüel, “kendi içlerine doğru bakıyorlar”. Birbirlerine bakmayı başaramadıkları için, “en doğruyu” göremiyorlar. Doğrunun bir kısmını görüp buna göre bir yol çiziyorlar kendilerine. Ancak “başarı” için “en doğruyu” bulmak gerekiyor.

Reklam

Kürtlerin problemlerinin çözülebilmesinde “en güçlü ve en doğru ülke” Türkiye. Kürtlerin aklıselim düşünenleri farkında bunun. Belki de “savaş yanlılarının”, Kürtleri Türkiye’den koparamamasının arkasındaki en güçlü dinamik de bu.

Türklerin bölgesel problemlerinin çözümünde ve bölgesel sıkışmışlığının aşılmasında, en çok katkı sağlayabilecek olanlar da Kürtler. Kürtler, Türkler için “en doğru ve en gerekli” partner.

Tıpkı; Arnavutların Boşnaklara, Boşnakların da Arnavutlara verebilecekleri hayati katkı gibi.

Kürtler ve Türkler 1900’lerde yanlış iliklenen düğmeyi hala çözemedi. O vakitler yapılan yanlış analiz veya “birilerinin oyununa gelme hali” hala devam ediyor. 100 yıl kaybedildi, “hay huy içinde”. Yeni bir “kayıp yüzyılın” taşları döşeniyor. Oyunun farkına varılamazsa tuzak tamam.

Yazının başlığını lütfen yeniden düşünebilir misiniz? Sakin ve samimi bir şekilde.

Ülkücüler, “Turan’dan vazgeçti mi?” Bütün Ülkücüler bu sorunun cevabını aramalı.

Kifayetsiz lider ve kadroların; “Turan ülküsünü” teröristle mücadele noktasına indirgemesi, doğru mu?

Çin’e esir olmuş Türklerin Ergenekon’dan çıkışına, dişi bir kurt “Asena” yol göstericilik yapmıştı.

Doğru mu?

Türklerin “Anadolu’dan çıkışına” acaba “Kürtler yol göstericilik yapabilir mi?”

Bu defa “demir dağları”, “Demirci Kawa” eritecek olmasın?

Çok mu ileri gittim?

Çözüm arayan “samimi vatanseverler”, her ihtimali dikkate alır.

Ayrıca; “Sultan Sancar’dan, Sultan Alpaslan’dan daha akıllı bir Ülkücü var mı aranızda?”

Moğolistan’dan-Macaristan’a kadar, Kürt ve Türklerin aynı coğrafyalarda yaşadığını bilmiyor muyuz, yoksa? Ülkücüler bunu unutmuş olmamalı.

Hala “nevruzun ikinizin de bayramı olduğunu” hatırlamayacak mısınız?

Yoksa imparatorluk kuran “feraset”, firar mı etti?

Meydanı neden başkalarına bırakıyorsunuz ki?

Gelin birlikte düşünelim, oyun belki de böyle bozulacak.

7 YORUMLAR

  1. ” Türkiyeli entelektüelin “doğru analiz” yapabildiği kanaatinde değilim.”

    Çünkü SAMİMİ değiller. Zamana, zemine, siyasi havaya göre alkışı bol analiz(!!!) yapmayı çok seviyorlar.
    Ufukları dar,
    dünyada herkesin düşman olduğuna inanmışlar,
    okumaktan ziyade konuşmayı seviyorlar, hamasetten besleniyorlar,
    nabza göre şerbet veriyorlar…..
    Hülasa sorumlulukları çok büyük ama farkında değiller, onların hesabı bizlerden çetin olacaktır kanaatindeyim.

    Yanlış iliklenen düğmeyi çözmek için azalan vaktimizin, sorumluluk makamınlarındaki kimseyi rahatsız etmeyişi daha da vahim. Zira çözüm için bir 100 yılımız daha olmayabilir.

    Dünyaya nizam verme ülküsünün yerinde yeller esiyor. Stratejik düşünme, oyun kurma, dizayn etme, dönüştürme…..vb gibi akıl oyunlarında usta, nitelikli beyinlerle siyasi düşüncesine bakılmaksızın çalışılmalı. Boğaza nazır yalılardaki göçmen kuşlarla(!) olmaz, olamaz.
    Hele birden fazla yerden aldığı maaşı, çok çalıştığını gerekçe göstererek ona buna ayar veren ‘kime neci’ elemanlarla hiç olmaz.

    Türkiye kim ne derse desin zannedilenin üzerinde bir hinterlanda hitap edebilir, yönetebilir, yönlendirebilir, ağabeylik yapabilir. İşinin ehli, firaset sahibi yöneticiler eliyle tabi ki…..

    Önyargılarımızı gömerek işe başlayabiliriz.
    Veda hutbesinde şöyle buyuruyor Peygamberimiz : “Arabın aceme, acemin araba üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva ile olur.”

    Damarlarda dolaşan kan kimseyi asil falan kılmıyor.
    Muteberlik ölçüsü içinde bulunulan sisteme yapılan katkıdır.
    Sistem içindeki aksamaya nasıl çözümler ürettiğiniz ise sizi “farklı” kılar.(alıntı)

    İnşallah Balkanlarda hayalini kurduğumuz da Türkiye’de hayalini kurduklarımız da tez zamanda gerçek olur.

  2. Babam ve satranç arkadaşları profesyonel satranç ustalarıdır.
    bense satrançta usta değilim. Buna rağmen oyunu seyrederken,
    bazen onların farkına varamadığı şeyleri görürdüm.

    sizde Kosova’dan bakıp her iki halkın yöneticilerinin göremediğini görmüşsünüz.
    kutlarım. sorun şu ki dışarıdan onların menfaati için müdahale edince birisi daha fazla
    birisi daha az fayda gördüğü için birinin tarafı olmakla hatta ihanetle suçlanırsınız.
    Bu durumda olanlara sabırlar dilerim.
    Kuranı kerim; Hakkı söyleyip uygulamayı ve sabrı tavsiye etmektedir. (Asr Suresi)
    Çünkü Hakkı tavsiye edenlerin kendilerine çıkarılacak sorunlar için sabra ihtiyacı vardı.

    • Mehmet bey merhaba, değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Belki bizleri savaşlar erken olgunlaştırdı, belki iyi dostlar yolumuzu açtı, belki, mesuliyeti erken hissettik, bilmiyorum neydi beni yollara düşüren. İşte velhasıl düştük “küçük Yunus” gibi yollara, dilimiz iyilik söylesin deyi. Dualarınızı eksik etmeyin. Kolay gelsin.

  3. Adelina hanım merhaba

    Yazınızın bütünlüğünde geçen belki en az on konu başlığının her birine ilişkin sayfalarca yazı yazılabilir.Bunlardan bazılarına ilişkin görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım.

    1-Çocukluğumdan 12 eylül öncesinin zamanlarını hayal meyal hatırlıyorum. Dayılarım,amcam gibi yakın çevremde o zamanların ülkücülüğünün etkisinde olanlar vardı;bu sebepten dolayı onlardan 12 eylülün sıkıntılarından nasiplenenler de oldu.Yeni yetmeliğimde,gençliğimde yakınlarımın etkisiyle benim de o bakış açısıyla yaşadığım kısa bir dönem oldu.Düşünmeyi öğrenmeye gayret ettikçe de o çevreden uzaklaştım. Şimdi o dayılarımdan en fanatik olanı 15 temmuz gerekçesiyle oğlunun yaşadığı ve haliyle kendisine de yansıyan mağduriyetlerden dolayı hastalandı,Allah akıbetini güzel etsin;kanserin son evresinde.31 Mart seçimlerinde CHP ye oy verdiğinde MHPlileri kastederek “hepsine hakkım zehir zıkkım olsun,ömrümün sonunda bana bile CHP ye oy verdirdiler ya!”diyordu, “boşuna uğraşmışız biz yıllarca,hepsi de anlamsızmış ” diye de ilave ediyordu.12 Eylülden sonra, doksanlı yıllarda,bir de Bahçeli sonrasındaki tedrici gelişimlerle Ülkücülük artık “kutsal devletçilik” anlamına gelir oldu.Öyle eskisi gibi Turan ülküsü falan ancak 12 eylül öncesinin idealist azınlığına münhasır kaldı sanki.

    2-Ülkücülük içinde şöyle bir gerçeklik te var.Mesela (27-28 yıl kadar önceydi,sonra o çevreyle irtibatım koptu) bulunduğum çevrenin en etkili ülkücü gençlerinden biri hem ana hem baba tarafından Arnavut olan kızıl saçlı mavi gözlü biriydi,ülkücülüğünün de baba tarafından tevarüs ettiğini söylerdi.Mesela Ülkücüler arasında Kafkas kökenliler özellikle de Çerkezler etkindir,hatta çocukluğumda askerliğini bizim memlekette yapıp ve buradan evlenen kendisi de çocukları da Ülkücü olan bir Kürt komşumuz bile vardı.Yani ırkçı damarlı küçük bir azınlığın dışında ırkçılık güdüsü de yok aslında aralarında. Bunu da ben, kaynağını din kardeşliğinin birleştirdiği Osmanlı kültürünün ırk temelli olmayan etkisine bağlıyorum.Eski Avrupalılar Müslümanlığı Türklükle özdeşleştirmişler,her Müslümana Türk demişler,belki bu yaklaşımın da bu olguya etkisi vardır.Yani Türkiye gibi adeta her topluluğun harman olduğu memlekette milliyetçiliğin,homojen toplumlara göre anlayışında bir yumuşaklık ta var.Fransız İhtilali sonrasının tetiklediği milliyetçilik akımı Osmanlının yıkılmasında önemli etkenlerden olsa da yeni Türkiye de garip bir birleşimle farklı bir tezahüre de kavuşmuş görünüyor.

    3-Başlangıçta Mitçi olduğu söylenen,uzun süreç içinde zaten karışık olan ilişkiler ağı iyice karışan Apo’nun PKK’sıyla birlikte,ülkenin Kürt unsurunun bir kısmındaki bakış açısı değişimi,o değişim seyrinde PKK’nın da etkisinden kurtulamayan sıralı partilerin partileşme evrelerini,en sonunda Hdp yi doğuran sosyolojiyi,halihazırdaki Hdp ve bu partinin temsil ettiği Kürtlerin kendi değişim süreçlerini, Ülkücü denilen kesimin iyi okuması gerekiyor. Ancak derin devletin PKK içinde uzantılarının olduğunu,belki Hdp içinde uzantılarının olduğu gibi unsurları dahi kabullenmeyecek safiyane milliyetçi duygularla konuya sadece “bölücüler”gözüyle bakan çoğunluk ülkücü seçmen tabakasının yazınızdaki yüksek fikri bu aşamada anlayacağını düşünmüyorum.

    Çünkü 1200 küsurlu yıllarda Cengiz Hana karşı yeniden toparlanmak üzere adam toplamak gayeli (Kürt memleketi)Diyarbakır’a gelip burada Moğol suikastına uğrayan Celaleddin Harzemşah gibi Türk hükümdar ve komutanların mücadelelerindeki Kürt unsur desteğini,Anadolulaşmadaki Kürt etkilerini ,şu anki konjonktürü kuranların oluşturduğu algı dünyasında olaylara bakışları şekillenen ve hadiselerin içyüzlerine vakıf olma gibi bir derdi bulunmayan okuma/düşünme/insaf özürlü kitlelere göstermek zor.Bizim derdimiz Kürtlerle değil bölücülerle denecek ve mesela her Hdpli,pkklı bölücü kabul edilecektir böylelerince.

    Son olarak;bizim toplum olarak ciddi bir kültürel rehabilitasyona,değişime ve hoşgörü iklimine ihtiyacımız var.Öncelikle Türkiye’nin 15 Temmuzla birlikte iyice allak bullak olan memleket havasının bir değişmesi,15 temmuzun karanlık yönlerinin herkesi ikna edecek şekilde aydınlatılması,böylece 15 Temmuz bahane edilerek oluşturulan kaos ortamının bir ortadan kalkması lazım.Bu denge sağlanmadan -birçok mesele gibi -şu an ne Türklerin,ne de (SİYASALCI) Kürtlerin birbirini anlamasını mümkün görmüyorum.Selamlar,saygılar sunarım.

    Yazımı göndermeden önce Özgür bey ve Mehmet bey’in yazılarını okudum.Güzel paylaşımlarda bulunmuşlar.Özgür bey’in Veda haccı hatırlatmasına Hucurat suresi 13. ayeti ilave etmiş olayım.

    “Ey İNSANLAR! Sizi bir erkekle bir kadından yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi soylara ve kabilelere ayırdık. ALLAH katında EN ÜSTÜNÜNÜZ EN ÇOK TAKVA SAHİBİ OLANINIZDIR.Allah bilendir, (her şeyden) haberdar olandır.”

    • Uğur bey merhaba, çok değerli bilgileri bizlerle paylaşmanız benim de ufkumu açtı. Allah razı olsun. Ben de Kosova’ya gezmeye gelmiş 65-70 yaşlarında Türkiyeli bir beyle tanışmış ve sohbet etmiştim. Malatyalı Abdullah isminde biri idi. Kendini ülkücü ve Kürt olarak tanıtmıştı ve Türkeş’e çok bağlıydı. Ona sordum Kürt olarak MHP’li olmak nasıl bir şey diye. O dedi ben MHP’li değilim, eski MHP’liyim, ama ben hep ülkücüyüm. Epey anlattı gerekçelerini. Sizin yazdıklarınızla örtüşüyor. Onları Türkeş yetiştirmiş, eğitimci ülkücülerdeniz” diyordu.
      Türkeş’e de Kürdeş diyorlarmış. Çok sancılı ve ağrı verici bir mesele. Benim kanaatim Türkiye’ye rol biçenler, Türk-Kürt düşmanlığı üzerine bir kurgu yapmışlar. Kürt kendilerine kalsın diye. Kolay gelsin.

  4. “Kifayetsiz lider ve kadroların; “Turan ülküsünü” teröristle mücadele noktasına indirgemesi, doğru mu?” sadece bu soru bile Türkiye gerçeğinin çok uzağında olduğunuzu itiraf ediyor. Kifayetsiz bir gazetecilik olmuş. Türk Milliyetçisi/Ülkücüler Rahmetli Dündar Taşer beyin deyimiyle “fena fid devle ve mille” diyebilenler ordusudur. Önce bu konuyu bi araştırın sonra devam edeceğim.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here