Umutsuzluk ve çaresizlik batağından inatla yıldızlara mı bakalım?

1

“Işık, Platon’da düşüncedir.

İnsanlar, bir duvarın önünde zincirlenmişlerdir. Işığı görmüyorlar. Çünkü ışığa sırtlarını çevirmişlerdir.

Gerçekler, insanların sırtlarıyla ışığın arasından geçmektedirler. İnsanların gördükleri bütün şeyler, gerçeklerin kendileri değil, duvarda beliren gölgelerdir. Bu insanları omuzlarından tutup zorla ışığa çevirseydik, önce gözleri kamaşacak, gerçeği göremeyeceklerdi. Ama sonra, yavaş yavaş gözleri ışığa alıştıkça, gerçek sandıkları gölgelerin asıllarını, asıl gerçekleri görmeye başlayacaklardı.” (1)

İlk gençlik yıllarımdan başlayıp en son geçirmiş olduğumuz birkaç yıla kadar kendimi azılı bir “hümanist” olarak tanımlardım. Ancak son on yıldır sosyal medya sayesinde insanların belki kendinden bile saklamış olduğu gerçek yüzlerini daha yakından tanımış olmak, uzun yıllardır aidiyet duyduğum hümanizmden sıyrılmama neden oldu. İnsanın kendi beyninde yarattığı gölgelerin gerçeği ile karşılaşması bazen hiç de iç açıcı olmuyor. Şimdilerde ise hayvan ve tabiatın tamamını, insanların ise bazılarını yürekten sevdiğimi söylüyorum.

Ben buna “Gereksiz yakınlığın neden olduğu, iflah olmaz bir uzaklık sendromu.” diyorum. Sınırlar iyidir, kendiliğinden derli toplu bir yaşam sürmenizi sağlar.

Çünkü son yıllarda öyle şeyler yaşadık, gündelik olaylara alakasız kişilerin hiç tanımadığı insanlara yaptığı öyle yorumlara şahit olduk ki insan içinden “Bu kişi insan olarak tanımlanıyorsa ben o insanlığın içinden çıktım.” demek, adeta namus borcu olur.

Her şeyimi al, ama beni ben yapan erdemlerim bana kalsın.

Kurt, kuş, tırtıl, yaprak, toprak, yılan, çıyan olabilirim ama… Hayır, ben artık insan değilim.

Ömrümce niyetim para, pul, makam, mevki, şan, şöhret peşinde koşup zaman harcamak olmadı. Tek bir amacım vardı, öldüğümde arkamdan bana “Bu Dünya’dan iyi bir insan geçti.” desinler. Ne yapıyorsam yapayım başarıdan önce hep içimden bu iş önce kendim sonra sırasıyla ailem, ülkem ya da Dünya için iyi bir adım mı diye düşünüp durdum.

Ancak; yolu yarılamışken anladım ki “iyi biri olmak” ulaşmayı hedeflediğim beş para etmez bir idealmiş. Sosyal medyada şimdi adını anımsayamadığım birinin dediği gibi : “İyi bir insan olmaya çalışmak, kendimden başka herkesin işine yaradı.”

Akıntıya karşı kürek çekmekte bir yere kadar.

Zaten 2000’li yılların başından itibaren bireyselliğin iyice pompalanması ile iyilik kavramının artık yavaş yavaş rafa kalkmaya başladığı da bir gerçekti. Yerini kurnazlık gerektiren kimi duygular alıyor, zamana ayak uyduramayansa yaya kalıyordu.

İyi biri olmanın yanına getirip kıvrak zekâyı, parlak aklı, usu, cin fikirliliği, hazır cevaplığı, umarsızlığı, utanmazlığı, aymazlığı, çirkefliği ve şu an geçer akçe olan aklınıza gelen ne özellik varsa onu koymadığında hayat seni ölümün kıyısına getirip bırakabiliyormuş. Evlerden ırak. Hafazanallah.

İyi biri olmak seni haksızlığa uğramaktan korumak şöyle dursun, bilakis sen iyilik vasfının içinde kalacağım diye cebelleştikçe başına bela bile olabiliyormuş. Yani sarsılmaz değerlerin varsa felek seni fena sarsar.

Geldi mi bin kez karşımıza çıkan klişe bir duvar yazısı daha: “Cehenneme gidilen yol, iyi niyet taşlarıyla örülüdür.”

Parke taş mı, mıcır mı bileydik de bari kara lastiği ona göre takıp, çıkaydık yola.

Arabayı döndürdüm dolaştırdım zurnanın zırt dediği yere getirdim gene hele iktidarıyla, muhalefetiyle ben de varım diyen herkes ülkeme daha fazla refah, daha fazla iyilik getirmek için başlamadı mı işe? Başladı. Peki, o zaman neredeyse tüm Türkiye neden yoksulluk sınırında?

Hükumete oy veren seçmen de iyi niyetle sandık başında değil miydi? Evet.

Bu işte bir terslik var ama, ne?

Ülke yıllardır tarımından, demokrasisine, hukukundan teknolojisine, eğitimden sağlık sektörüne inim inim inliyor.

Vasat söylemler, temelsiz argümanlar artık bizi kesmiyor.

Biz toplumun her bir ferdi eşit şartlarda yaşam kalitesine sahip olsun istiyoruz.

Sizin amacınız sadece kendi hükumetiniz ve yandaşlarınızın iyilik ve mutluluğunu sağlamaksa söyleyin de bilelim.

Çünkü emlak, sanat, çiftçi, kasap açız, aç.

Yok eğer, tüm turdu göz önünde tutup herkesin mutlu olmasını istiyorsanız pek matah bi’ şey diye bize kaktırdığınız Yeni Türkiye düzeninde neden benim vatandaşım Kayseri’de 1,25 liralık karnabahar almak için onlarca metre kuyrukta, saatlerce çile sarıyor?

Bakın eskileri karıştırıp, geçen senelerde açtığınız yüzümüzün AK ı olan tanzim satış noktalarındaki patates soğan dövüşlerine girmiyorum bile. Gerek yok.

Onun yerine geçen gece gelecek güzel günlerin helvasını kavurup yediğimiz söylesem. Orta direk işi oldu ama fena olmadı. En nihayetinde bir kaşık çam fıstığı yırmı lira bakkalda.

Öldük de gömülmedik diyorsan, deme.

Kalem tutacak ellerle çöp karıştırıp, üstelik istemeden de olsa doğa adına faydalı bir iş yapıp, senin fırlatıp attığın tabiatı 100 yıl kirleten plastiğin ayrıştırılmasını, kâğıdın geri dönüşüme kazandırılmasını sağlayan bir kâğıt toplayıcısına bile sokağa çıkma yasağını deldi diye ciddi ve resmi olarak ceza kesildi bu ülkede. Göğsünde Türk milletinin armasını takıp, devletin adamı olmak da bu olmalı.

Yaşadığı mesleki deformasyon nedeniyle “Evsiz, barksızım” diyen birinin derdine derman aramak yerine direkt ceza basan körlüğün literatürdeki yerini ben bulamadım. Buyursunlar; öteki, siz-biz, karşıki mahalle, farklı iki uç artık hangisi kafanıza uyuyorsa.

Aman batırdık “özür” dendi. Bir iş olup bittikten sonra gelen özrün kıymet-i aliyesi olmuyor. Neyse bunu da yazdık bir kenara.

Ekmek alacak paramız yok deyince “Hadi Ordan”, battık deyince “Abartmayın” deyip ağlayana bakar kör, el aman dileyene ağır sağır, tamtakır kuru bakır olmuş sistemin emrine amade mühürlü yüreğinizin içini açıp azıcık insanlık akıtsak ya.

Ne istiyorsunuz, köpürttüğünüz “sözde” gündemlerinizle günlerce oyalanıp gırtlağımıza kadar batmış olduğumuz umutsuzluk ve çaresizlik batağından kafamızı kaldırıp inatla yıldızlara mı bakalım? Ama demedi demeyin bu derece romantiklik bünyeye fena halde dokunur. Peyderpey ahını da alır, acısını da çıkarır karma.

Artık TUİK’in rakamlarını cicili bicili giydirmeniz bile acı gerçekleri gizleyemiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı’ndan, Ama muhalefet liderine oradan geçelim İç İşleri Bakanına ya da sade bir milletvekiline tepemizdekilerin işi gücü polemik üretmek. İcraat Eyyy Efendiler! desen bir bakıyorsun herkes yaya kalmış, en önde gene varsa tırnağı başını kendi kaşıyan millet kalmış.

Yedi düvelden alacaklıyız ama milletimizin her ferdinde bir letafet, bir feraset. Merak içindeyim çocukluğumuzdan beri hayalini kurduğumuz, insan yerine koyulduğumuz ya da kendimizi insan yerine koydurduğumuz o şahane hayatı milletçe hep birlikte sürebilecek miyiz?

Yoksa o da sihir olup Alaaddin’in sihirli lambasına geri mi kaçtı ya da kırmızı kar yağınca balonunu üflerken elde mi patladı!

Fazla da abartmayayım aportta bekleyen biri bana da yapıştırıverir son günlerin moda markası pis anarşiki! Alimallah.

Bazı insanları, zamanları, olayları çamaşır yıkar gibi atsak makineye bir güzel foşurdatsak, ardından silkeleyip assak düzelir mi yıllar süren bu kâbusun içinde varımız yoğumuz elde kalan bir gıdım mutluluğumuza bile göz koyan şu açgözlü, dadanmacı Dünya düzeni?

Hadi seçelim, aramızdan en günahsız olan ilk taşı atsın şu hepimizi sersemletip afallatan kop koyu karanlığa.

(1)    Düşünce Tarihi 94.syf Orhan Hançerlioğlu

Eser: Beth Conklin

1 YORUM

  1. Evet İyi Bir İnsan Olmak Kendinden başka herkesin işine yarıyor.
    Kanunlara kurallar uyuyorsun kendin zarar görüyorsun başkalarının işine yarıyor.
    Bir yargılamada yemin edip doğru söylüyorsun yine kendin zarar görüyor ama karşındakinin işine yarıyor. Bizi yönetenlerde yargılayanlarda bizden biri olunca senden iyi olmanı istiyorlar ama sen zarar görüyorsun onların işine yarıyor bir bakıma kullanıyorlar. İşte bütün mesel bu kullanımı kolay bir insan modeli meydan getirmek isteniyor değil neredeyse hedefe ulaşılmış.
    Şimdiye kadar bizi yönetenler bizleri ilaçla uyuttu, aralarındaki tek fark kullandıkları aynı etken ilaçla başka isim ilaç kullanarak uyuttular.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here