Vakıf Duası ve Bedduası

0

Vakıf

Sözlükte “durmak; durdurmak, alıkoymak” anlamındaki vakıf (vakf) kelimesi, terim olarak “bir malın mâliki tarafından dinî, içtimaî ve hayrî bir gayeye ebediyen tahsisi” şeklinde özetlenebilecek hukukî bir işlemle kurulan ve İslâm medeniyetinin önemli unsurlarından birini teşkil eden hayır müessesesini ifade eder.

Vakıfların dini kaynağı

Kur’ân-ı Kerîm’de vakıf kavramını ve kurumunu doğrudan çağrıştıracak bir ifade yer almamakla birlikte Allah yolunda harcama yapmayı, fakir, muhtaç ve kimsesizlere infak ve tasaddukta bulunmayı, iyilik yapmada ve takvâda yardımlaşmayı, hayır ve yararlı işlere yönelmeyi öğütleyen birçok âyet müslüman toplumlarda vakıf anlayış ve uygulamasının temelini oluşturmuştur. 

“Mallarını Allâh yolunda harcayanların hâli, yedi başak bitiren ve her başağında yüz dâne bulunan bir tek tohumun hâli gibidir. Allâh kime dilerse, ona kat kat verir. Allâh, ihsânı bol olan, hakkıyla bilendir.” (Bakara, 2/261)

Bunların içinden özellikle, “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe ulaşamazsınız.” (Âl-i İmrân 3/92) 

“Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisa, 4/85)

Hz. Peygamber’in ve ashabın söz ve uygulamalarında vakıf kavramı ve kurumu için başlangıç ve dayanak teşkil eden birçok örnek vardır. 

Reklam

Resûl-i Ekrem insanın ölmesiyle amellerinin kesileceğini, bunun üç istisnasının bulunduğunu, birincisinin geride devamlı bir sadaka (sadaka-i câriye) bırakması olduğunu belirtmişTir. (Müslim, “Vaṣiyyet”, 14) 

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderenin Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslüman’ın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.” (Buhârî, Mezâlim )

Peygamberimiz, Medine’deki bazı arazilerden başka Fedek ve Hayber hisselerinin bir kısmını da müslümanların yararına sadaka haline getirmiştir (Buhârî, “Veṣâyâ”, 1; “Farżu’l-ḫumus”, 1; Müslim, “Cihâd”, 51-55; Ebû Dâvûd, “Ḫarâc”, 19). 

Hz. Peygamber’in bir binek hayvanından, silâhından ve vakfettiği arazilerden başka mal bırakmadığı rivayet edilir (Buhârî, “Veṣâyâ”, 1). 

Hz. Ömer, Hayber’de ganimet olarak sahip bulunduğu değerli bir arazisini Resûl-i Ekrem’in, “Aslını alıkoy, gelirini tasadduk et” yolundaki tavsiyesine uyup satılmamak, hibe edilmemek ve miras kalmamak şartıyla ihtiyaç sahipleri için tasadduk etmiştir (Buhârî, “Veṣâyâ”, 22, 28-29).

Hz. Osman da yine Resûlullah’ın yol göstermesiyle Medine’deki Rûme Kuyusu’nu satın alıp bütün müslümanların yararına tahsis etmiştir (Tirmizî, “Menâḳıb”, 18).

Hz. Ali bir arazisini ve Yenbu‘da bir su kaynağını vakfetmiş, diğer sahâbîler de ev ve arsa gibi mülklerini vakıf haline getirmiştir (Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, VI, 160-161). 

Hâlid b. Velîd savaş aletlerini ve atlarını (Buhârî, “Zekât”, 49), Câbir b. Abdullah’ın, “Ben muhacir ve ensardan mal sahibi olup da vakıf yapmamış bir kimse bilmiyorum” dediği rivayet edilir (Hassâf, s. 15).  

Reklam

İslam tarihinde vakıflar

Vakıflar İslam Diniyle daha farklı bir boyut kazanmıştır. İslam dininin bütün insanlığa yayılmasıyla beraber İslam tarihinin bütün dönemlerinde, insanlığa yardımı teşvik eden ayet ve hadislere uyan Müslümanlar insanların ihtiyaçlarını gidermek için birçok farklı vakıf kurmuşlardır. Kurulan vakıfların birçok konuda ihtiyaçları giderecek mahiyetleri olmuştur. Bunlardan birkaçını şöyle zikredebiliriz.

-Ordunun donatımına yardımcı olma

-Fakir ve kimsesizlere barınak ve aş sağlama

-Hastaları tedavi etmede hastane kurma ve hastaları tedavi ettirme

-Öğrencilerin yetişmesine ve ilim sahibi olmasına yardımcı olma

-İbadethaneleri inşa etme, bakım ve onarımların üstlenme

-Kamu tesislerini inşa etme, bakım ve onarımlarını sağlama

-İçme suyu teminini sağlama

-Hayvanları koruma

-Doğayı koruma

Vakıf alanları sadece bu saymış olduğumuz alanlarla sınırlı değildir. Devlet hizmetini tamamlayıcı mahiyette her türlü vakıflar kurulmuştur.

Vakfın Hükümleri

Bir vakfın nasıl yönetilip işletileceği, vakfedilen maldan kimlerin hangi esas ve ölçüler içinde yararlanacağı vakfedenin iradesiyle belirlenir. 

Vakfedenin bu konudaki beyan ve şartlarını içeren, vakfın âdeta tüzüğü niteliğindeki yazılı belgeye “vakfiyye” adı verilmektedir. 

Vakfiyede yer alıp vakfın kuruluş ve meşruiyet esaslarına aykırı olmayan şartlara bir zaruret bulunmadıkça uyulması gerektiği hususunda âlimler ittifak halindedir. Fıkıhta bu şartların önemi ve bağlayıcılığı, “Vâkıfın şartı şâriin nassı gibidir” kaidesiyle ifade edilmiştir. 

Vakfedilen mal kamu malı statüsündedir ve satılamaz, hibe edilemez, hiçbir şekilde temellük edilemez. Vakıf mallarının işletilmesi ve kiraya verilmesi vakfiyedeki şartlara göre ve rayiç bedelle yapılır. 

Vakfın Yönetimi

Usulüne uygun biçimde kurulan vakfın kendisinden beklenen amacı gerçekleştirebilmesi için vakfiyedeki şartlara uyulması ve vakfın yararının titizlikle korunması, bakım ve onarımının yapılması, işletilmesi ve elde edilen gelirin hak sahiplerine dağıtılması gerekir. 

Fıkıhta şer‘î hükümler ve vakfiyedeki şartlar çerçevesinde vakfın işlerini idare etme yetkisine “velâyet” denilmektedir; 

Vakfın işlerini vakfiye şartlarına uygun biçimde yönetmek ve gözetmek üzere tayin edilen kişiye veya kişilere “mütevellî” veya “nâzır” denilmektedir. 

Mütevelli ve diğer kamu görevlilerinin vakıflar hakkındaki tasarrufları vakfı koruyup gözetme şartıyla geçerlidir, bu kişilerin ve organların vakfın yararına aykırı uygulamaları ise geçerli değildir. 

Vakıf mallarını korumak ve kollamak ne kadar değerli ise vakıf mallarını yanlış yerlerde kullanmak veya harap olmasına göz yummak o kadar sıkıntılı bir durumdur. Bu hususu en güzel şekilde ifade eden vakıf duası ve vakıf bedduasıdır.

Genelde vakfiyelerdeki vakıf duası ve bedduasını Fatih Sultan Mehmed’ vakfiyesini esas alarak şöyle özetleyebiliriz.

Vakıf Duası

 “Her kimse ki; Vakıflarımın bekasına özen ve gelirlerinin artırılmasına itina gösterirse, bağışlayıcı olan Allahu Teâlâ’nın huzurunda ameli güzel ve makbul olup, mükâfatı sayılamayacak kadar çok olsun, dünya üzüntülerinden korunsun ve muhafaza edilsin…”

Vakıf Bedduası

Vakıfnâmelerde bulunan bu nevî bedduâlar, mânevî bir tehdittir. Çünkü ebedî istikbâl endişesi taşıyan gerçek müminler, âhiretteki hesâbın azâb ile neticelenmesinden korkarak, böyle bir bedduâya mâruz kalmak istemezler ve dâimî bir hassâsiyet içinde hareket ederler.

Allah’a ve Ahiret gününe inanan, güzel ve temiz olan Hazreti Peygamberi tasdik eden, Sultan, Emir, Bakan, küçük veya büyük herhangi bir kimseye, bu vakfı değiştirmek, bozmak, nakletmek, eksiltmek, başka bir hale getirmek, iptal etmek, işlemez hale getirmek, ihmal etmek ve tebdil etmek helal olmaz. 

Kim onun şartlarından herhangi bir şeyi veya kaidelerinden herhangi bir kaideyi bozuk bir yorum ve geçersiz bir yöntemle değiştirir, iptal eder ve değiştirilmesi için uğraşır, fesh edilmesine veya başka bir hale dönüştürülmesine kastederse, haramı üstlenmiş, günaha girmiş ve masiyetleri irtikap etmiş olur…

Böylece günahkarlar alınlarından tutularak cezalandırıldıkları gün Allah onların hesabını görsün. Mâlik onların isteklisi, zebaniler denetçisi ve cehennem nasibi olsun… 

Zira Allah’ın hesabı hızlıdır. Kim bunu işittikten sonra, onu değiştirirse onun günahı, değiştirenler üzerindedir…

Her kim bu vakfın şartlarını bozar veya değiştirirse, Allâh’ın, peygamberlerin, meleklerin, insanların ve bütün mahlûkâtın lâneti onun üzerine olsun!..” (Fâtih Sultan Mehmed Han da, Ayasofya vakfiyesinde bu bedduâyı aynen zikretmiştir).

Vakıflar ilahi emanettir, hassasiyetle korunmalıdır.

Vakıf malında hassasiyet ve onun muhafazası çok mühimdir. 

Bu itibarla vakıf husûsunda derin bir hassâsiyet göstermek ve bu ilâhî emânete diğerlerinden daha çok riâyet etmek zarûrîdir. 

Târih boyunca bu konu üzerinde titizlikle durulmuş ve bu emânetin ihlâl edildiği zamanlarda da acı akıbetlere dûçâr olunmuştur. Nitekim Sâlih‘e (a.s ) mûcize olarak verilen deve, kimseye âit olmayıp Allâh Teâlâ’nın peygamberi vasıtasıyla insanların istifâdesine sunduğu bir emânetti ve bir vakıf malıydı. Sütü, bir sebîldi. Sâhibi de Cenâb-ı Hak’tı. Fakat azgın kavim, deveyi öldürerek bu emânete ihânet ettiler. Neticede helâke dûçâr oldular.

Yine kıssadan hisse olarak Süleyman aleyhisselam ve serçe kuşu arasında geçen şu hadise çok ibretlidir:

Bir gün Hz. Süleyman serçe kuşunu (veya hüdhüd kuşunu) azarlamıştı. Bunun üzerine serçe, Süleyman aleyhisselamı tehdit etti:

Senin saltanatını mahvederim! dedi. Süleyman aleyhisselam:

“Senin ağırlığın ne ki benim sarayımı mahvedesin!” dedi. O küçük kuş şöyle cevap verdi:

Kanatlarımı ıslatır ve bir vakıf toprağına sürerim. Sonra da kanatlarıma bulaşan vakıf toprağını senin sarayının damına taşırım. Böylece benim taşıdığım o vakıf toprağı, senin sarayını çökertmeye yeter dedi.

Nitekim İslam âlimleri: “Vavlardan (vali, vasi, vakıf) kaçının, mesuliyetinden korkun” buyurmuşlardır. Bu yüzden kişilerin gayretiyle insanların faydasına yaptırılan bu gibi yerleri ve kurumları, yöneten, kullanan insanlara büyük sorumluluklar düşmektedir.

Vakıf mallarını çarçur edenlerin, şahsi menfaatleri için kullanan ve harcayanların vay haline!

Vesselam.

Kaynak:

T.D.V, İslam Ansiklopedisi, “Vakıf” mad.

Ahmet Ünal, İslam’da Vakıf, Vakfın Önemi ve Gerekliliği, (Diyanet)

Osman Nûri Topbaş, Vakıf-İnfak-Hizmet, Erkam Yayınları                                                      

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here