Vatandaş iş aş derdinde, hükümet çıkmış hayal satıyor..

0

HDP Sözcüsü Ebru Günay, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. “Bugünlerde Kürt sorunu ve çözümü tekrardan gündem, bu hepimizin malumu.” diyen Günay, şunları söyledi:

“Sorunun yakıcılığı sil baştan herkesi bu mesele konusunda söz kurmaya zorluyor. Bu iyi bir şeydir ve aslında Türkiye’de siyaset yapacaksak ilk konuşmamız gereken, yüzümüzü ilk çevirmemiz gereken yer burasıdır da demek oluyor. Bunun doğru bir yol olduğu konusunda şüphemiz yok.

Fakat Türkiye’nin yaşadığı çıkmaz yüzyıldır aynı. Amaca giden yolda araçlar temiz değilse hiçbir sonuç elde edemezsiniz. Demokratik zihniyet oluşturmadan demokrasicilik oynayarak gerçeği örtbas edemezler. Haliyle diyoruz ki Kürt sorunu çözülmeden bu ülkede hiçbir şey çözülmez. Cumhurbaşkanı açık bir şekilde doların yükselişini, ekonomik krizin sebebini içeride ve dışarıda yürüttükleri savaşa bağladı. Aslında açık bir şekilde şunu itiraf etmiştir; Kürtlere karşı düşmanca politikalar sonucu yürüttükleri savaş, Suriye ve Lübnan’da vekaletten yürüttükleri savaş ülke ekonomisinin yarısına yakınını heba ediyor.

Bugünkü iktidarın 18 yıldır yaptığı ve son 4-5 yıldır da tamamen askıya aldığı şey tanıyarak dışlama ve inkar etme pratiğidir. Bu pratik tehlikelidir, kurnazcadır ve sorunları daha da derinleştiren yaklaşımlardır. Tanıyarak dışlama, bir kesime/halka ait inkâr edilen meseleleri ifade ederek, tanıyormuş ve artık inkâr etmiyormuş gibi yapmaktır. Haliyle bu bir aldatmacadır. Çünkü pratik tam tersini gösteriyor. Örneğin Kürtçe üzerinde en fazla baskı ve yasaklamanın olduğu bir dönemden geçiyoruz. Ama iktidara sorsanız Kürtçe kanal bile var der! Atadığı kayyımlar her tarafta Kürtçe’yi ortadan kaldırmak için harıl harıl çalışırken, İçişleri Bakanlığı kayyım atama gerekçesini resmî sitesinde Kürtçe yapıyor! Hile, aldatmaca ve çözümsüzlük budur! İnkarın inkârı budur!

Bunları ifade ettiğimizde de karşımıza çıkan tek şey güvenlikçi siyasettir. Kürt sorunu tartışmalarına dair altını çizmek istediğimiz bazı noktalar var. Biz kardeşlik derken eşitliği kastediyoruz, siz ise bundan büyük ve zorba kardeş olmayı anlıyorsunuz. Biz birliktelik derken saygıyı kastediyoruz ama siz asimilasyonu anlıyorsunuz. Biz aynı haklar derken adaleti esas alıyoruz, fakat siz bundan tek hak, tek hukuk anlıyorsunuz. Bunlar en temel ilkesel yaklaşımlardır, samimi olan bunları görmezden gelmez. Diyoruz ki; demokratik siyaset, demokratik müzakere ve onurlu barış bu ülkenin kaderini değiştirecek tek şeydir. Diyoruz ki, demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk üçlü sacayağı üzerine demokratik siyasete izin verilmeli, çünkü bunun adı yaşama siyasetidir.

Ancak Bugün Kürt sorununda iktidar izlediği politikalar nedeniyle Kürt Sorunun çözüm iradesini ve eksenini tamamen yitirmiş ve çözüm muhatabı olmaktan kendini çıkarmıştır. Dolayısıyla çözüm ve müzakere tarafın yokluğuyla belirlenen bir muhatapsızlık döneminin içinde bulunuyoruz. Yeni iktidar blokunun Türkiye’deki çözüm ve diyalog eğilimini taşıyan siyasi, toplumsal ve entelektüel birikimi tasfiye etmiş ve susturmuş olması bir yana, hali hazırda daha çok seçim ve oy hesaplarının belirlediği kimi ürkek ve kaygılı yoklamalar dışında hiçbir siyasi parti an itibarıyla çözüm muhatabı haline gelmiş değil. HDP’nin bu konuda hem ciddi bir birikimi, hem ciddi bir deneyimi var. Samimi yaklaşan partilerle bu deneyimlerimizi paylaşmaya ve onlarla ortaklaşmaya hazır olduğumu bir kez daha ifade ediyorum.

Ekonominin hali ortada, her hafta ekonomi verileri açıklanıyor. Resmi verilere göre bile işsizlik yüzde 13’lerde, enflasyon yüzde 12’lerde, dış ticaret açığı büyüyor. Dövizin artışıyla birlikte Türk lirası pul oldu, bu ülkenin ekonomik kaynakları değer kaybediyor. Vatandaş iş aş derdinde, geleceğe umutla bakmak istiyor, ekmek sorunun çözülmesini bekliyor hükümet çıkmış hayal satıyor.

Halkımızın belirsiz hayal tüccarlığına karnı tok. Gerçekten bu ülkenin refahını kalkınmasını ve huzurunu düşünenler varsa biz yol gösterelim. Savaşı bitirin, Libya’dan, Irak’tan, Suriye’den, Akdeniz’den askerleri çekin. Talan ve sömürü politikasına, yolsuzluğa, hırsızlığa son verin. Vergi adaletini sağlayın. Ailecilikten, kayırmacılıktan, zenginlikleri yandaşlara peşkeş çekmekten vazgeçin. Bakın o zaman ülkenin hiçbir kaynak sorunu olmayacak. Öyle belirsiz tarihlerde, belirsiz projelerle insanlarımızı uyutmaktan vazgeçin.

Dünya Covid-19 ile mücadele ederken, Türkiye ise ekolojik kırım ve talan girişimlerine tüm hızıyla devam ediyor. Artık neredeyse yağmalanacak doğal varlık bırakılmadı. Her gün yandaş sermayeye yeni rant ve talan alanları açılıyor. Bu sefer de Enerji Bakanlığı’na bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, çoğunlukla orman, mera tarım alanı olduğu ifade edilen 766 bölgede maden arama ve işletmesi için ihale açtı. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nce 68 ilde (ülke yüzölçümünün yüzde 1,14’ünü kapsayacak şekilde) ihaleye açılan bu sahalarda hangi madenlerin aranacağı ya da işletileceği bilmediği gibi yine bu sahaların mera, orman, tarım alanı, doğal ya da arkeolojik sit alanı veya su havzası olup olmadığı hakkında da bilgi bulunmuyor.

Maden arama ve işletme projeleriyle, gittikçe derinleşen iklim krizini daha da derinleştirecek, ekosistem ciddi zararlar görecek, gıda güvenliği riski artacak, halkların geçim kaynakları ellerinden alınacak, verimli tarım alanları yok edilecek, insanlar yerlerinden edilecek, doğa ve kültür yok edilecektir. Her şeye düşmanlar: insana, tarihe, kültüre, doğaya, uçan kuşa, dağ keçilerine düşmanlar. Her şeye düşmanlar. Doğa ve insanlar üzerindeki işgale karşı bizler Türkiye ve Kürdistan’daki mücadeleyi ortaklaştırmak, direniş hattını yeniden örgütlemek zorundayız. Bu konuda mücadele etmeye devam edeceğiz.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here