Vatanseverliğe Bir de Buradan Bakalım

1

Antik Yunan’da felsefeciler, düşünmeye “Ben kimim?” sorusuyla başlarmış. Buna ben, “Niçin varım, ne yapmalıyım?” sorularını da ekliyorum. Kişilik sorunu yaşayan toplumlarda ise kişiler “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sorusunu sık sorarlarmış. 

Kişilere “vatan haini” yaftasını yapıştırmak çok kolay. Bunu söyleyen kişi kendisini nasıl tanımlıyordur, sizce? Bu yaralayıcı ve aşağılayıcı ifadeyi kullanmayacağım; ancak “vatanseverliğimiz” hangi seviyede? Hangi kişi, nerede, ne zaman, ne yaparsa “vatan haini” veya “vatansever” olur? 

Yalın gerçek şu: Herkes, vatanını sever. İnsan; doğduğu, büyüdüğü; güneşinden, toprağından, suyundan faydalandığı mekâna daima sıcak ilgi duyar. Bu, fıtridir. “Vatan sevgisi, imandandır.” denmiştir.

Vatan için bağırmak, ölmek; ancak taş taş üstüne koymamak; sorunlu bir vatanseverliktir. Vatanseverlik; savaşta gerekirse ölmeyi, barışta vatan için ihya ve inşa eylemini gerektirir. Bir tarihte vergi dairesi başkanına; “Sizin elemanlarınız, vergi denetmenleri, firmalara gidiyor, hesaplardaki eksikleri özellikle tespit ediyor, bulamazlarsa bir usulsüzlük mutlaka vardır ön yargısıyla ceza kesiyor. Denetçilerin yapması gereken, müşavirlik olmalıdır. Devlet, yaşatmak için vardır; yanlışı düzeltmeyi, zorda kalana yol göstermeyi ilke edinmelidir. Gerçek vatanseverlik, bunu gerektirir” demiştim. O da “Olması gereken budur, ama uygulamada nedense böyle olmuyor” demişti. Vatandaşını hırsız görmek, cezalandırmak; bürokrasinin ya da devletin kronik hastalığı. Maalesef bu bir türlü tedavi edilemedi. 

Bir tarihte “İstiridye Avcılarına İhtiyaç Var” başlıklı yazımda, yetişmiş insan gücünün israfına dikkat çekmiş, bu insanların karşılıksız değerlendirilmeyi beklediklerini yazmıştım. Tecrübenin, birikimin, kariyerin zor ve pahalı elde edilen kıymetler, bunun heba edilmesinin memleketin geleceğine kurşun sıkmak olduğunu söylemiştim. Bu konuda kendi adıma yaptığım girişimlerden de bir sonuç alamadığımı söylemek zorundayım. 

Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye söylediği “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” öğüdünü siyaset mecrasında sıkça söylüyor, konuşmalarımızı bu sözle süslüyoruz; ancak insanımızı israf ettiğimiz gibi, insan yetiştiren kurumlarımızı da acımasızca ayakta duramaz hale getiriyoruz. “Ben kimim, niçin varım, ne yapmalıyım?” sorularının cevabı üzerine hayatlarını inşa eden insanların tesis ettiği Şehir Üniversitesinde yaşananları bir türlü anlayamıyorum. “Medeniyet” ve “şehir” sözcüklerini, insanlığın gelişmişlik düzeyi açısından sosyolojik terim olarak anlamlı bulur ve evrenselliği ifade ettiği için üniversitelere pek yakıştırırım. İsmiyle müsemma Şehir Üniversitesi, şimdiye kadar ortaya koyduğu çalışmalarla, oluşturduğu kadroyla, yetiştirdiği öğrencilerle kendini bu manada ispat etmiş, ülkemizin yüz akı bir yükseköğretim kurumu olarak uluslararası marka olmuştur. Yaptığı öğretim üyesi transferleri ile beyin göçünü tersine çevirmiş, öğrencilerin kendileriyle gurur duyabildikleri akademik kadro ve bilim heyeti oluşturmuştur. 

Üniversiteler, hem eğitim-öğretim hem ticari kurumlardır. Her ticari işletmede olduğu gibi, zaman zaman ekonomik sıkıntıya düşebilirler. Devletin görevi, onları bu durumda cezalandırmak değil, yaşatmak ve kurumun önünü açmak olmalıdır. Kaldı ki Üniversite’nin, bankalara borçlarının altı katı teminat verdiklerini öğreniyoruz. Buna rağmen, kurumun hesaplarına el koymak, elini kolunu bağlamak, iyi niyetle izah edilecek durum değildir. İşin içinde karanlık niyetlerin ve karanlık ellerin bulunduğunu düşünmek, beni fazlaca rahatsız ediyor. 

“Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür” sözünü, yetişmiş insanın önemini veciz şekilde vurguladığı için pek severim. Peki, âlim yetiştiren kurumların ölümü, neyin ölümüdür? Bu yanlışlıktan, köstek olunmaktan vazgeçilmeli, bu güzide kurumumuzun yaşaması için etkili ve yetkili kişiler el vermeli, destek olmalıdır. Vatanseverlik bunu gerektirir. 

Reklam

Söz uçar, yazı kâğıtta kalır, eylem bir tohum gibidir, ürün olur. Şimdi, eylem vakti. Öncelikle bu memleketin sermayesini tüketerek yetişmiş, ancak hizmet aşkıyla yanıp tutuşan insanları layık oldukları mekân ve makamlarda değerlendirmek, bilahare insan yetiştiren kurumlarımızın önünü açmak, ülkemizin kaderinde etkili olanların görevidir. Vatanseverlik, şimdilik budur. 

Doğrudan iletişim için: kadir@kadirdurgun.com

1 YORUM

  1. son trend: sen kimsin lan?.. oldu. bunu da tahlil eden birileri çıkar elbet.
    üniversitelerimiz birçok sorunun çözüm noktası olmalı değilmidir?
    akıl danışmak gerktiğinde müracat edilecek ilk yer değil midir?
    üniversiteler önemli olmasa ırakta, suriyede trristler niçin özellikle üniversitenin yetişmiş elemanlarını hedef almışlar?
    vatan nedire iyi bir örnek yine suriyeli göçmenler olsun:
    birkaç yıl önce bağında bahçesinde yaşamını sürdüren suriyeli aile şimdi başka bir ülkeye sığınmış,
    denize tatile bile gitmeyen, yüzmeyen suriyeli aylan bebek egede sularda boğuldu!
    vatan yok, ev yok, aş yok, iş yok, bağ bahçe yok, çocuğunun geleceğini, hangi kolejde okutacağını düşünmek yok, yok, yok..
    kendi vatanında hür özgür değilsen cuma namazı bile kılamazsın.
    sanırım vatanın ne denli önemli olduğunu anlatabildim.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here