Vegan ve vejeteryanların bakışıyla kurban bayramı

10

Önümüzdeki günlerde Müslümanlar için Kurban Bayramı. Dini bir bayram olduğu için çok dikkatli olmam gerektiğini biliyorum. Kurban Bayramı’nızı da tebrik ediyorum.

Kurban Bayramı’nın hikayesini diğer dinlerde de okudum.

İbrahim peygamberin oğlunu kurban etmesi. Ama koç gelince bundan vazgeçti.

Bu hikaye kutsal kitaplarda var.

Müslümanlar da kurban kesiyorlar. Müslümanların kurban kesmesi İslam’da var mı? Yoksa kültür olarak mı başladı, bilmiyorum.

Bugünü yaşayan benim. Dinlerde nasıl, onu da okuyarak öğreniyorum. Gazetemizin yazarı olan Mehmet Gündoğdu yazısında çok bilgi vermiş.

Ben yaşadıklarımı daha iyi biliyorum ve anlıyorum.

Ailemden dolayı kurban bayramını tanıyorum. Babam da hibe olarak veriyor ve bayramı da kutluyor.

Reklam

Çevremdeki insanlar, arkadaşlarım da genel olarak vegan ya da vejeteryan.

Bu iki farklı bakışı da görüyorum ve anlamaya çalışıyorum.

Ama tam da anlamıyorum.

Bir grup insan için bayram ve ibadet.

Diğerleri için ise hayvanların acımasızca öldürülmesi.

Hemen bana tepki yapmayın. Bu yazdığımı sizler de gördünüz, duydunuz ama söylemek istemediniz.

Böyle düşünen insanlar var.

Vegan ve vejeteryan olanlar bu bayramı çok acımasızca buluyorlar.

Reklam

Kurban bayramı kutlayanların farklı düşünenlerden haberli olmaları bence önemli.

Vegan ve vejeteryan olanlara da gazetemizde çıkan yazıyı aktardım.

Onlar da haklı, kurban bayramını kutlayanlar da.

Vejeterjan olanlar, (Massenproduktion) seri üretimle yapılmasını protesto etmek istiyorlar. Et yemeden de yaşanabileceğini gösteriyorlar.

Vegan olanlar bir derece üste çıktılar ve bütün hayvansal ürünleri kullanmayı bırakarak protesto ediyorlar.

Hayvansal ürünlerin fazla tüketilmesi bir dengesizlik, sonrasında dinlerdeki davranışlar da başka dengesizlik.

Vegan ve vejeteryan olanların kurbanla ilgili ‘katliam’ demelerini de doğru bulmuyorum.

Kurban bayramında ekranda görünen kan ve et manzaraları da aynı şekilde itici.

Kurban bayramı kutlayanlar, bayram günlerinde vegan ve vetejeteryan olanların böyle düşünmelerini bilseler, kurban kutlamaları daha farklı olur mu diye düşündüm.

Dah az kan görmek, daha steril ortam, kurbanı et bayramı değil de, yardım bayramı olarak anlamak zor mu olur?

Müslümanların kurban bayramını anlıyorum ama diğer insanların düşüncelerini de anlıyorum.

Örnek vereyim.

Çin’deki insanlar ne bulurlarsa yiyorlar.

Onların bu manzaraları bazı insanların midesini bulandırıyor. Görmek istemiyorlar.

Vegan ve vejeteryan olanlar için de durum böyle. Onların da içini kaldırıyor.

Ben et yiyorum, benim için sorun olmuyor. Ama o arkadaşlarımı da düşününce onlar için bir hayli zor olduğunu biliyorum.

Aslında bu konu daha önce yazdığım ‘özgürlük’ konusuyla ilgili.

Kurban bayramını kutlayanların özgürlüğü nereye kadar geçerli? Hayvanları kurban etmeleri ve oluşan kan manzaralarını başka insanlara yaşatma hakları var mı?

Aynı şekilde vegan ve vejeteryan olanlar da hangi sınıra kadar özgürler, kendi hayat anlayışlarını başkalarına dayatma konusunda.

Evet, et yiyenler için vegan ve vejeteryan olanların dışlamaları da özgürlüğü kısıtlayan bir şey. Vegan ve vejeteryan olanlar et yiyenlere ‘itici’ olarak baktıklarında ve bunu hissetttirdiklerinde de ‘özgürlük’ kısıtlanıyor.

Belki de bu sizler için sorun değil.

Ben de içinde bulunduğum durumu sizlerle paylaşmak istedim.

İyi bayramlar.


Hoşçakalın

Kerstin Mutlu

10 YORUMLAR

  1. Merhaba Kerstin! Sizin yazılarınız, bana pek yabanci gelmiyor. Ben Kanada’da yaşarken,Multifaith Derneğinde tanıştığim. Müsevi asilli, Psychiatric Prof,Dr.Ernest Poser ve eşi Pro, Dr.Jutta Poser.
    Daha sonra onlar Ateist
    oldukları için “bu Dernek uyeleri Allaha ve öldükten sonra tekrara dirileceklerine inananlar yani imani olanlardan oluşmakat, biz ise tanriya inmayan ve õldukten sonra başka bir anadan ve babadan tekrara dünyaya geleceğimize inaniyoruz” diyerek Ayrıldılar ve Wrol View Celebrities diye Imanli olmayanlar derneği kurdular.
    WVC üyeleri Genelde Psychiaric idiler. Sürekli görüşiyorduk. Multifaith üyelerinin, Hırıstiyan, Müsevi, Müslümanl ve diğer inançların Dini bayramlarını kutlamadan õnce toplanır bayramlar’ın anlamını ve sevabını anlatırdılar.
    Ernest hoca ve uyeleri hepsine katılırdılar. Toprağı bol olsun 9 Haziran 2012 de vafat edinceye kadar hiç kaçırmadı.

    Bizler bu dünyaya bir müdet için! Misafir olarak geldik.
    Özgürlük konusunda, hem õzgürüz hemde değiliz.
    Bi kerece biz bireyler olarak ana , baba, cinsiyet, renk,ırk, ve ülke seçminde özgür olmadığımız gibi toplu yaşamda’da õzgür değiliz.
    Õzgür olacak olursak bizim õzgürlüğûmüz başka birisin’n hakkına tacevüz olabilir! Misal: İnsanlar gecenin bir vaktinde derin uykuda’iken bir bakmışsın birileri havayi fişek atiyor! Sanki ABD uçakları ırakı bombaliyor, gibi. Evet ABD halkı alabildiğine õzgür! Fakat, bazende haddi aşan bir õzgürlük oliyir.

    İsterseniz Ernes hocanın Mevlane hakkında düşüncelerini benimle paylaştığı e-mailinden
    sizde okuyun.
    İnanç veya İman herkesin kendi şahsıni ilgilendırır, fakat birey olarak toplu halde en güzel nasıl yaşamamiz gerektiğinede birlikte karar vermek zorundayız
    Tatlı kız! Sizinde bayramınız kutlu olsun.
    Hoşca kalın.

    Not benim ismimi telefüz edemedikler için kısaltılmış Nur’un Ingilizce telefuzu.

    “Dear Noor,

    That was a great evening last night and Jutta and I want to thank you again for that fabulous dinner and the good company.
    We so enjoyed renewing acquaintance with you and meeting so many of your associates in the Muslim
    Foundation.

    I also much appreciated your giving me the ‘Mevlana’ reference. The internet provides much information on this remarkable man and I’m amazed at some of his ‘modern’ pronouncements made in the 13th.century.
    I’m so grateful to you for filling in one of the many gaps in my knowledge of that period in history.

    Both Jutta and I hope to get together with you again after Ramadan. It was very kind of you to include us in yesterday’s celebration.

    • Çok güzel bir örnek vermişsiniz. “ İnsanlar gecenin bir vaktinde derin uykuda’iken bir bakmışsın birileri havayi fişek atiyor!” Peki ben bu soruyu şöyle sorayım; “İnsanlar gecenin bir vakti yada sabaha karşı derin uykudayken bangır bangır ve irrite edici desibelde ezan okunması!” İkisi arasındaki farkı bana söyler misiniz? Yada sabaha karşı minarenin megafonundan aynı desibelde birileri çıksa ve dese ki; “Ey ahali! Niye uyuyorsunuz? Uyanın artık! Hadi gün başlıyor!?” Ne düşünürsünüz?

      • Feray hanım istanbulda gürültü kirliliğinden matkap sesinden, kornalardan canımız çıkmış siz de sabah ezanına mı takıldınız? Öyle gürültü var diye de memleket değiştiremiyoruz maalesef, iyisi mi çin malı olmayan bi kulaklı falan edinmek!

    • Özgürlük bir başkasının özgürlük çizgisine dokunduğu yere kadardır değil mi? Yazınızdan anlaşılan bu… Pek o bangır bangır ezan benim özgürlük çizgime dokunmuyor mu bu durumda? Ne diyeceksiniz? “Ya sev ya terk et!” mi?

      • bu mesele islam dünyasında yıllardır tartışılan bir konu. dindarların bir kısmı minarelerden okunan ezanın aslına da uygun olan doğal insan sesiyle okunmasını savunurken diğer bir kısmı da namaz vaktini her mü’mine duyurmak için hoparlör kulmanılmasının gerekliliğini vurguluyor. ben kendimi bildim bileli tartışılan bir husus bu. “ezanlar susmaz, bayrak inmez” gibi siyasi sloganlar da ihtilafın çözümüne engel oluyor.

      • Feray hanım, ben de 37 yıldan beri Avusturya da bazen çok erken vakitlerde çan sesi duymak zorunda kalıyorum. Belki Türkiyede de çan çalan kiliseler vardır. Devlet müsade ettiği için müezzin de kalkıp ezan okuyor. Eğer ezan sesi duymak istemiyorsanız sesinizi başınızdaki insanlara duyuracaksınız.Diğer taraftan kişiler için özel kanun da çıkarılamaz. Kanunlar toplumun beklentisine göre şekillenir. Bunun yanında bir uzlaşı kültürü oluşturmak lazım, aksi halde barış ve huzur içinde birarada yaşamak mümkün olmaz.

  2. Vegelerin takıldığı yiyecek ürünlerinin hepsi niyeyse geleneksel bir et yemeğinin kopyası oluyor; bitkisel döner ve burgerler gırla, vöner, vegab, bitkisel sucuk ve sosisler, etsiz köfteler, daha neler neler…
    Mutlu bayramlar!

  3. Kerstin hanım merhaba, Kurban olayı dinler tarihinde yer edinmiş bir ritüel. Çok eski çağlarda dünyanın değişik yörelerinde ve hatta Avrupa coğrafyasında insanların bile kurban edilmiş olacağına dair kanıtlar bulunuyor bazen. Belgesellere de konu oluyor. Anlam ve kapsam açısından DiN konusu devasa bir konu. Müslümanlar açısından önemi büyük. Kuran’a göre Kainatın yaradılışına sahip çıkan Tanrı, DiN’e de sahip çıkmıştır. Kuran için “Bu Kitabı katımızdan Biz indirdik, koruyacak olan da Biziz” şeklinde ayetler var. Burada, korunmasına yapılan vurgu daha önceki rehber dini kitapların da kaynağının Kendisi olmasına rağmen, bunların tarih sürecinde insanların dinden uzaklaşıp bunları dikkate almaması, çeşitli nedenlerle kaybetmesi ve sonradan ihtiyaç olunca tekrardan bir araya getirmesiyle orjinal kodlarının bozulmasıyla ilgili olsa gerek. Misal biz müslümanlar, İncil Tanrı katından gönderildiği şekilde original haliyle muhafaza edilmiş olsaydı bugün kesinlikle Hristiyan dindarı olacaktık. Ancak, bugün Kuran’ın bu özelliği varken bunu esas almak zorundayız.

    Daha önce vakit bulamadığım için yazamadım. Yazıyı bu defa biraz fazla uzatmış olacağım. Algılama açısından DiNin, özgürlüğü içeren nitelikleri diğer nitelikleriyle iç içe örülmüş bir durumda olduğu için maskelenmiş gelebilir. Ancak “Akıl*İman Sentezi” gözlüklerini takıp bunu da görebilmek lazım. İnsanın ruhu, doğası, “Münezzeh” Tanrı (Al İlah=The God) dan gelen yaradılışı itibariyle özgürdür. Onun için bu dünya düzeninde insan sıkıştığında özgürlük ister ve bunaldığında sıkıntılara isyan da edebilir.

    Diğer taraftan doğal olarak özgürlük o kadar güzel bir şeydir ki insan bu özgürlük için sınırlamalara katlanır. Bırakınız yaşantımızda egemen insanların inşa ettiği sosyal dünyevi düzende özgürlükleri engelleyen sınırlamalar getirmesini…. Hayatı ele alın; sınırlı zaman ve mekanda geçtiği için bütünüyle sınırlandırılmış bir olay (universal episode!). Kertsin hanım, ne kadar özgürlük istesen dünya gezgenine hapsolmuş bir ömürle sınırlısın! Mutlak özgürlük (ilahi özgürlük de denebilir) sınırlı hayattan sonar gelecek özgürlüktür. Dinler bunu vaadeder. İnanırsız ve inanmazsın ayrı konu. Ancak, gerçeklik hayatta insanlar mini mini mikro bireysel özgürlüklerin kıtlığı karşısında birbirine karşı isyan ededursun, makro açıan bakılırsa dünya hayatı ile insan özgür değildir.

    Dünya hayatı, asıl özgürlüğe yol veren bir köprü niteliğindedir. Bu köprüden geçmekle ulaşılacak özgürlük, insanın dünya hayatında dert olan mini-mikro ölçekli özgürlük değerleri/algıları (örneğin; mahalle baskısı ve çeşitli kurallarla engellenmeleriyle) kıyasla makro ölçekte, yani çok çok büyüktür; mega değil giga, giga değil jiga, jiga değil daha ötesi devasa bir şeydir. Bunu fakir bir müslüman mahallesinde, aralık içersinde bir adreste oturan bir Hatçe teyzemiz sezgisel olarak çok iyi bilir, hisseder ve bu inancını pekiştirmesine yeter. Hisseden varsa bunu hissettiren de vardır, bu da Allah’tır.

    Kurban konusuna dönülecek olursa; Kurbanın dini bir rituel (ve bayram/tatil) olması dünyada dikkati çeken bir olaydır. Dini anlamayan veya anlamak istemeyen kendi kendine oluşturduğu suni bir dünyada mikro-düzeyinde mutluluklarla yetinen insanların yadırgadığı, reaksiyon gösterdiği bir olaydır. Dindar gözlüklü olanlar, karşı tarafda sizin simetrik dünyanızdan ifade ettiğiniz gibi olanlara “Yahu, kim takar Yalova, kaymakamını! (yani, “wen interessiert das!”) diyebilir. Şahsen etobur biri değilim kurbanı hibe etmeyi severim. Olay semboliktir! Şöyle düşünelim; Dünyada Anneler Günü (Muttertag) var, şükran günü var (Erntedank). Güzel bir şey! Ancak biz müslümanlar için bunların Batıda olduğu kadar önemi yoktur. Batı dünyasının mahalle baskısıyla karışık, bizde de moda haline geldi. Biz annemizi her gün severiz, hergün hediye alamasak da gönlünü alırız. Cennet annenin ayakları altındadır denir (kültür bu!). Şükran Gününün de tatili/seremonisi olur mu? Biz Allah’a her gün, 2-3 öğün yemekten sonra (var etmiş olduğu temel nimetler için) şükrederiz. Ancak, Batı alemi bu önemli olayları yılda bir günde geçiştirir. Hayvan eti Batı’da fabrikasyon olarak mega-ölçekte her gün tüketilir. Müslümanların yılda bir gün Kurban bayramında tüketilmesi eleştiri konusu olur. Bir Avrupalının (örneğin Alman’ın) kişi başına et tüketimi eminim ki Türkiyedekinden çok fazladır. Yani, vegan ve vejeteryan gözlükleriyle bakanların empati yapabilmleri de önemli…

    İşin şekli şemali, usülü açısından eleştirilecek taraflar yok değildir (Müslümanlar neticede geri kalmış, yavaş yavaş ilerleme kaydeden topluluklardır. Müslümanlar kendi başlarına bırakılırsa veya habire eleştiri yerine yardımcı olunursa, eksikliklerini zamanla gidereceklerdir).

    İyi Bayramlar..

  4. Şöyle bir çözüm yoluna ne dersiniz?
    Hayvansever arkadaşlarımız, hayvanhakları savunucularımız ve etyemezler;
    evcil ya da değil şehirlerimizdeki bütün hayvan ve haşerelerini de alıp köylere ya da vahşidoğanın kucağındaki medeniyetten uzak köşelere defolup gitseler ve hep orada kalsalar! Birbirlerine ve hayvanlarına sabahtan akşama kadar birbirlerini yememelerini öğütleyip dursalar!
    Ulan yazgünü sivrisinekler biyandan börtü böcek biyandan habire kanımızı emip duruyorlar, yok mu yav sivrizekalı bi vegan da şu zulüme bi son verin diye kükresin, belki o saftırıkları ciddiye alır bu sivri sürüleri?

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here