Veysi Dündar ayakkabı boyacısı Pala ile konuştu: “Bu kentte acı var abi…”

1

Necip Fazıl “Gazetecilik röportaj demektir” der ve Büyük Doğu’nun en önemli sayfalarını bu amaçla ayırırdı.

Yalnızca şöhretli kişilerle yapılmazdı Büyük Doğu röportajları, kenarda köşede kalmış kişiler ve önemsenmeyen mesleklerin sürdürücüleriyle de yapılırdı.

Röportajlar da o hafta çok konuşulurdu.

O geleneği yazarımız günümüzde Veysi Dündar sayesinde biz sürdürüyoruz.

Son olarak bir ayakkabı boyacısı Pala ile görüştü Veysi Dündar.

Unutulmuş, çok zaman hemhal olduğumuz ama umursamadığımızı fark etmediğimiz kimi meslek gruplarını sayfaya konuk etmeye devam ediyorum.

Bugün insanlar ayakkabılarını hazır boyalarla evde boyuyor veya lostra dükkânlarında boyatıyorlar. Oysa sokaklardaki ayakkabı boyacılarına boyatmanın zevki çok başka. Bu işi tam 33 yıldır yapan; Pala lakaplı Sebahattin Yıldız ile konuştum. Ben de 20 yıldır Beyoğlu’nda yaşıyorum. Yıllardır tanıyorum onu.

Pala, 57  yaşında, Elaziz Çemişgezekli. 

Reklam

Ayakkabı boyacılığı; İstanbul’un hatta hemen hemen her kentin nostaljisini koruyan bir meslek dalıdır. mesleklerden biridir ayakkabı boyacılığı. Kirlenmiş ayakkabıların beş dakika içinde yeniden parlatılması, kişiyi anlık da olsa mutlu ve bir kadar şık temiz yapar. Kimi boyacılar bunu bir sanat gibi icra ederler. Geniş bir boya kutusu, iki ucunda boyaların ve fırçaların taştığı bir görüntüde bulursunuz, tıpkı Pala gibi. Gelin görün ki unutulmaya yüz tutmuş durumda. Daha fazla ödeme imkanı olanlar lostra salonlarını tercih ediyor.

Boyacılık gelişmiş devletlerde lisanslı, sigortalı yetişkin kimseler tarafından genellikle sabit konumlarda yapılırken; az gelişmiş ülkelerde yaygın olarak sigorta ve diğer sosyal haklardan mahrum çocuklar ve bazen yetişkinler tarafından gerçekleştirilir. 

Pala’nın tezgahı; Sıraselvi istikametinden Cihangir yönüne ilerlerken, hemen sağda büfecilerin ortasında…

Pala; “Buraya bekar geldim. Burada görücü usulü ile Gümüşhane Şiyanlı bir hanımla evlendim. 2 çocuğum var. Liseye giden bir erkek, bir de üniversiteye giden kızım var. Okmeydanında oturuyoruz. Eşim de evlere temizliğe gidiyor. 85 yaşındaki kayınvalide de bizde. Ona da bakmaya çabalıyorum” diye özetliyor hayatını.

Sohbetimize başlamadan önce, “Geç Pala yer değişelim. Bu kez ben senin ayakkabılarını boyayacağım diyorum.” Gülüyor ve yeni yerine geçiyor. “Hayatımda ayakkabımı boyayan ilk kişisin” diyor.

İstanbul’a ilk gelişini anlatarak başlıyoruz…

Veysi Dündar (VD): Kaç yaşında geldin İstanbul’a ve hep bu mesleğimi yaptın?

PALA: İstanbul’a ilk olarak 1977 yılında geldim. Taksim meydanında çorap satıyordum o vakit. Lanetli 1 Mayıs’ta meydandaydım. Meydanın tarandığını hatırlıyorum. Daha 17 yaşındaydım. Geldiğim gibi memleketime döndüm. Bir kaç sene sonra yeniden gelebildim.”

Reklam

VD: Neredeyse yarım asırdır buradasın. Muhakkak bir dünya olaya şahitlik etmişsindir. Bize biraz anlatır mısın?

PALA: Yanlış şeyler çok be abi. Geldiğimden beri bu kentte acı var. İnsan üzülüyor. Herkes hile hurda, tokatlama sinyal peşinde. En çok karşılaştıklarımdan başlayayım.

Taksiciler sahte para veriyor turistlere. Kısa da olsa mesafe dolanıp, varacakları yere uzun mesafe götürmüş gibi yapıyorlar. Buna çok sık denk geliyorum. Turistlerin “daha dün aynı mesafeyi yarı fiyata geldim” diyerek itirazlarını yükseltmesine şahit oluşum sıradanlaştı benim için.

VD: Esnaftan öğrendim. Cüzdanını düşüren bir turist olmuştu. İçinde para dolu olan. Sen de bize insanlık dersi veren bir girişimde bulunmuştun. Anlatır mısın?

PALA: Evet abi, seni yaradana kurban olayım. Turist cüzdanını düşürmüştü. Hemen araştırdım soruşturdum. 

Kimliği ve otel kartı vardı içinde. Sahibine teslim ederken içinde 1750 $ olduğunu söyledi. Parasını iade ettim. Kimileri “iade etme” diye tavsiyede bulundu. Vermeyip huzursuz mu yaşasaydım?

VD: 33 senedir bu meslektesin. Bu işi yaparken mutlu oluyor musun?

PALA: Çok mutlu ve huzurluyum. Ben çok rahat uyuyorum. Çünkü helal çalışıyorum. Fazladan para alayım, hile hurda yapayım diye, bir katakulli peşinde olmadım. Bu yüzden huzurluyum. Boyadığım ayakkabıya göre 5-10 tl alırım. Fazlası helal olmaz. Eşim de ev temizliğine gider. 2 güzel çocuğumuz var. Onları okutuyoruz, mutlu, mesut ve helal parayla. Bundan daha güzel saadet mi olur?

VD: Kimler ayakkabı boyatıyor? Kaç ayakkabı boyuyorsun günde?

PALA: Resmi insanlar daha çok geliyor. İşe yetişmesi ve şık olması icap edenler. Yerli ya da turist ayrımını fark etmiyorum. Hepsi geliyor. 

Yazın işler daha iyi. 10-15-20 boyarım. Bu aralar işler kırık. 

Sarhoşların da ayakkabısını boyarım. Hır gür çıkarmazlarsa.

VD: Allah sana bir imkan verse; neler yapardın? 

PALA: İmkanım olsa, herkese ziyafet çekerim. Yardım ederim. İnsan böyle mutlu, mesut olur. Elimden geleni esirgemem. Buradan bir nesne götürebilen olmuş mu öbür tarafa? Buradan götüreceklerin, yardımlaşmaların paylaştıklarındır. Huzura çıktığında; “Allah’ım elimden geleni esirgemedim. Bu verdiklerin senindi. Ben de rızan istikametinde paylaştım” diyeceğim. Dünyanın ne işi biter ne de yerde kalır. İnsanın 56-60 senelik ömrü var. Dünyada kalan insanın yaptığı iyiliklerdir. 

VD: Geç saatlere kadar çalışıyorsun. Nelerle karşılaşıyorsun Taksim’de?

PALA: İçenler kusanlar kavga edenler gırla. İçmesini bilemeyen, topuzun ayarını kaçıranlar çok oluyor. Haplananlar da bir o kadar. Geçenlerde, alkolün etkisinden midir bilinmez, “ayakkabıyı kaç dakikada boyarsın” diye soran olmuştu. Ben de “5 dakikada boyarım” dedim. Adam bana silah çekti. Belki de cesaret hapı almıştı. 

VD: Ayakkabı boyadığı sırada müşterilerle sohbet ediyorsun illa ki. Tavsiyelerin oluyor mu?

PALA: Bir insanın arkasından konuşulmaz. Sigarasını çayını içip arkasından konuşulması hoş değildir. Bunlar içimizi zehirleyen kötü lekeler. Boya boya çıkmaz ki o lekeler. Böyle yaptıkça, içimize fesat düştükçe daha çok kirleniriz. Bunlar küçük örnek ama önemli ve basit örnektir.

VD: Taksim Meydanında, İstiklal Caddesinde karşılaştığın nahoş bulmadığın görüntü var mı?

PALA: Olmaz mı? Mesela seyyar satıcıların turistlere musallat olması. Adım başı. Caddeye geldiklerine pişman ediyorlar kişiyi. Çevre düzenlemeleri daha hızlı bitirilmeli. Çok şükür ki caddenin yenilenme işlemi bitti. Uzun sürdü ama bitti en sonunda. 

VD: Çevremizde gelişen konulara da vakıfsın. Neler söyleyeceksin?

PALA: Abi şu Suriye Savaşı. 10 seneye dayandı savaş. Biz bunları Türkiye’ye almasak, bu insanlara neler olurdu? Evinden barkından oldular ama Türkiye ikinci evleri oldu. Sen çık diyorlar adama. Yaşatmıyorlar orada. O da mecburen en merhametli ülkeye sığınıyor.

Ahh ah “Savaş çıkmasa ne iyi olurdu.”

VD: Meydanın ve çevrenin düzenlemesine de şahitsin. Neler değişti bunca yıldır?

PALA: Trafik yer altına inmeli. Her gün kavga dövüş korna sesleri oluyor. Gürültü bazen dayanılmaz boyutlara varıyor. Otel müşterileri de rahatsız oluyor. Meydanın genişlemesi kısmen trafiğe kapanması çok güzel oldu. Kalan güzergahı da yer altına indirmek lazım ki, en güzeli o olacak.

VD: Sözü camiye getirdi Pala. Buyur son sözlerini de söyle….

 

 

 

 

 

PALA: Taksim Camisi lazımdı. Şarttı. İbadet edecek, meydandaki küçük mescit ve Ağa Camii harici ibadethane yoktu. Tekrar söylüyorum. Geniş ve güzel bir meydan çıktı ortaya. Kalan trafiği de aşağı indirmek mümkün olsa…

1 YORUM

  1. Biliyorum, işiniz çeşitli konularda yazmak, sinemadan, sanattan edebiyattan anlayan birisi olarak ne demek istediğimi iyi anlarsanız; keşke hep böyle yazılar yazsanız… insanı anlatan, hem de hiç yapay kaygıları olmayan, salt insanları. Röportajı okurken huzur buldum. Ne tatlı insanmış boyacı pala. Ona bakarak insan olduğumuzu hatırladık.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here