Veysi Dündar’ın Korona Söyleşileri – Dr. M. Murat Kubilay: “2030’lar çok başka olacak. Halkçı bir cumhuriyet kurulacağına inanıyorum”

0

Veysi Dündar (VD): Türkiye 21 Mart 2020 itibariyle sizce dünyanın neresinde? Korona’yı Türkiye’nin dünyadan kopuşunda bir son, dünya ile tekrar ilişki kurmada milat olarak görmek mümkün mü?

MK: Türkiye korona virüs meselesinde de dünyanın bir uzantısı şeklinde. Önce inkâr ve tüm önlemleri alıyoruz imajı çizildi. Ardından toplumsal baskı neticesinde gecikmeli olarak bazı önlemler alınmaya başladı. Sonrasında işin ciddiyeti anlaşıldıkça, belirli düzeyde ekonomik aktivitede kayba neden olacak olsa da daha sert önlemler yine gecikmeli olarak uygulandı. Tüm bu süreçte hükumetin en geri kaldığı kısım, pandeminin yaratacağı iktisadi durgunluk ve finansal istikrarsızlık oldu. Muhtemelen önümüzdeki haftalarda yine gecikmeli olarak bu durumun farkına varacak ya da toplumun iteklemesiyle daha cesur kararlar alacaklar. Özetle, Türkiye bir kez daha dünyanın gerisinden gelen ve ondan bağımsız önlemler alamayan bir konumda olduğunu göstermiş oldu.

VD: Korona’nın kökeninde Çinlilerin yeme tercihleri olması üzerine konuşuldu. Kurani olarak da bakıldı bu konuya. Böyle bir yaklaşımın tutarlığından söz edebilir miyiz?
Gerçekten de insanlar yarasa yedikleri için mi bu durum oldu?
İnsanların binlerce yıldır farklı tercihleri olduğuna göre bunun tam da şimdi olması üzerine ne söylenebilir?

MK: Bu konuya en net yanıtı bilim insanları verebilir ki zamanı geriye almak mümkün olmadığı ve Çin Devleti de yeter düzey şeffaf bir sisteme sahip olmadığı için muhtemelen hiçbir zaman gerçeği öğrenemeyeceğiz. Biyolojik silah olarak üretildiğini, kasıtlı veya kazara yayılmış olabileceğini de göz ardı etmemeliyiz. Tüm olasılıklar göz önünde tutulmalı, komplo teorilerine kapılmadan, uluslararası çatışmalara takılmadan, bilimsel bir inceleme yapılmalı.

VD: Umre’den gelenlerin Türkiye’nin kılcal damarlarına hastalığı yaydıkları aşikar. İtalya’da kimse umreye gitmedi ama bizde de İtalya’ya gidenlere nazaran umreciler çok. Açıkçası Umre bizi İtalya’nın yoluna soktu gibi görünüyor.
T.C. Cumhurbaşkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürlüğü diye bir kurum var. Bu kurumun süreci okumaktan uzak olması ve işler sarpa sarınca ‘özel kurumlar göndermiş haberimiz yok!’ demesi için neler diyebiliriz. Burada kurumsallık eksiği göze çarpıyor diyebilir miyiz?

MK: Virüsün yayılımında muhtemelen en önemli faktör uluslararası dolaşım oldu. Bu nedenle önce gelişmiş ülkelere ve hatta Lüksemburg, İsviçre, Norveç, Katar gibi en zengin ülkelere yayıldı. Kurumsallıktaki bozulma ise İtalya ve İspanya gibi ülkelerde kontrol edilememesine neden oldu.
Türkiye ise yaz turizminin ana ülkelerinden biri olsa da kış mevsiminde görece dünyaya kapalı idi. Umre, muhtemelen bu noktada tetikleyici etki gösterdi. Sonrası ise 17 yıllık kurumsal çürümüşlüğün yansıması oldu. Geç ve gönülsüzce alınan kararlar ile bu kararları uygulayacak nitelikten yoksun bürokrasinin mağduru olduk.

VD: “Mış” gibi yapmak. Rahmetli Oğuz Atay’dan baki bir kavram. Sizce “mış” gibi yaparak varılan bir durumda mıyız?

MK: Sağlıkla ilgili kısım için net konuşamayacağım ama kesinlikle açıklanan ekonomik paket ‘mış’ gibi yapılarak hazırlanıp kamuoyuna duyuruldu. Diğer ülkelerin paket açıklamalarının gösteriş olarak bir benzeri ama içerik olarak aşırı sulandırılmış bir sürümünü izledik. Toplum nezdinde özellikle hükumetin gönül bağı kurduğu seçmenine, başkanlık sisteminde karar alma süreçleri hızlı ve etkin imajı verilmeye çalışıldı. Birkaç hafta içerisinde bunun yalnızca görüntü olduğunu herkes anlayacak.

Reklam

VD: Ciddi bir kesim Covid19’un laboratuvar koşullarında üretildiği kanısında.
İnsanlığı yok etmek için çok daha kolay yollar yok mu? Bu daha çok insanlığı süründüren bir hastalık. Bu kanaate katılır mısınız? Gerçekten virüs böyle bir aklın işi olabilir mi? Evetse neden, hayırsa neden?

MK: Bu virüs insanlığı yok etmek, ciddi nüfus ayarlamasına gitmek, zayıfları elemek için oluşabilecek belki de en iyi araç. Bunun doğruluğunu elbette ki bilemeyiz ama komplo teorilerine uygun böyle bir amaç varsa bu araç hedefe çok uygun. Çünkü dünya savaşlarında olduğu gibi ülkelerde maddi yıkıma yol açmıyor, tedavisi er geç bulunacağı için kalıcı olmuyor. Üstelik salgının ilk yayılmasından sonra politikacı ve iş insanı gibi egemen güçlerin kendilerini koruması mümkün hale geliyor. Bir diğer faktör ise öldürücü olmasından öte hızlı yayılma niteliğinin bulunması. Yani imkânlarınız varsa ve bağışıklığınız yüksekse nihayetinde hayatta kalıyorsunuz; ancak buna sahip olmayan milyonlar eleniyor.

VD: Bir görüşte olan bitenin doğanın insan türünü eleme girişimi olduğu. Aslında iklim değişikliğiyle bekleniyordu. Hastalık bütün süreci yeniden tanımladı. Öne çekti. Gerçekten insan türünün dünya adlı gezegende bir sonu var mı?

MK: İklim değişikliğinin sonuçlarını uzun vadede görüyoruz, bu saçları beyazlayan bir kişinin günden güne değişimini takip edememek gibi. Ancak salgındaki durum çok ani ve keskin. Olumlu tarafı ise er geç kontrol altına alınabilecek olması. Hâlbuki benzer durumu iklim değişikliği için söyleyemeyiz, çünkü etkilerini her gün açık bir şekilde gözlemlemiyoruz. 14 milyarlık evrenin, 5 milyarlık yer küre tarihinin 6 milyon yılında varız ve bunun yalnızca son 13 bin yılında üstün, son 250 yılında ona zarar verebilir ve son 70 yılında onu yok edebilir güçteyiz. Bildiğimiz kadarıyla insanlık, dünya tarihinde hiçbir türün ulaşamadığı bir noktaya çıktı fakat milyonlarca yıllık geçmişi hesaba kattığımızda bu çok sınırlı bir başarı. Belki de bu derece muktedir olan ve kaybolup giden çok sayıda uygarlığı bu gezegen görmüştür. Neden biz ayrıcalıklı olalım ki?

VD: İktisadın kuralları vardı. Hastalık kuralların tamamını alt üst etti. İktisada giriş kitaplarında anlatılan “ceteris paribus” düzeninin çok dışındayız. İşler bundan sonra hiçbir zaman ceteris paribus olmayabilir mi?

MK: İnsanlık tarihinde ‘siyah kuğu’ olarak isimlendirdiğimiz çok ender rastlanan durumlar aralıklarla yaşanıyor. Bunlar öngörülemez değiller, fakat olasılıkları düşük olduğu için gerçekleşene kadar çoğunlukla göz ardı edilebilirler. Korona virüs salgını için de benzer düşünebiliriz. Yaratacağı ekonomik etkiyi bir ölçüde dengeleyebilecek para ve maliye politikası imkânı hala var ve salgın çok uzamadığı takdirde etkileri bir derece kontrol altına alınabilecek. Fakat bu esnada belki de 2020 yılı sonu veya 2021 yılı başı olduğunda, elde ekonomi politikası adına dünyada ve Türkiye’de hiçbir şey kalmadığını göreceğiz. İşte o zaman durum ne olur bunu kestirmek zor. Kara deliklerin ötesindeki bilinmezliğin bir benzeri, önümüzdeki yıllar için geçerli.

VD: Türkiye’ye dönecek olursak; ekonomiye ve geniş kitlelerin işsiz kalmasına dair en azından bu ana kadar gösterilen apati ve cesaretli umursamazlıkta iktidar gücünü nereden alıyor olabilir?

MK: İktidar bürokrasisindeki nitelik kaybı ve siyasi anlamda AKP’nin kibre dayalı rehaveti altta yatan temel nedenler olabilir. Bu süreçte Türkiye 3 kanal üzerinden etkilenecek; küresel ticaretteki daralma, iç ekonomik aktivitedeki kayıp ve dış finansman kanallarında tıkanma. Her 3 alanda da hükumet oldukça iyimser, muhtemelen salgının 2-3 hafta içinde geride kalacağını düşünüyorlar. Yurt dışı örnekler ise bunun böyle olmayacağını açık şekilde gösteriyor. Önümüzdeki haftalarda bu gerçeklerle yüzleşeceklerdir yalnız fatura yine vatandaşlara çıkmış olacak.

Reklam

VD: Son olarak, Türkiye için 1 yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık dönemde ne bekliyorsunuz?

MK: Türkiye için önümüzdeki 1 yılı en kötü dönem olarak görüyorum. Ardından gelecek 3-5 yılı ise şu anda 2. perdesine girdiğimiz krizin 3. perdesinin yaşanacağı dönem olarak niteliyorum. Ekonomik kötü gidişatın kanıksandığı, umutların tükendiği, hükümetin değişse bile, işlerin iyileşmediği bir süreç. Fakat 10 yıl sonraki dönem için çok umutluyum, çünkü bu kadar uzun süren kötü bir süreçte bir yol ayrımına ulaşılır. Ya kalıcı bozulma ya da aniden sıçrama. Ben Türkiye’nin 100 yıl önceki gibi dünyayı şaşırtabileceğine inanıyorum. Bunu kanıtlamak elbette mümkün değil, ancak bu konuda inancım tam; 2030’lar çok başka olacak. Siyasi İslam’ın, şovenist milliyetçiliğin geçmişte kalacağı; halkçı bir cumhuriyetin kurulacağı dönem olarak görüyorum.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here