Veysi Dündar’ın Korona Söyleşileri – Ferhat Tunç: “Savaşa bütçe ayıran devletler, hastane odası, ekipmanı bulmakta zorlanıyor”

1

Veysi Dündar’ın ‘Korona Söyleşileri’ kapsamında yönelttiği sorulara Ferhat Tunç da cevap verdi:

Sevgili dost, onca ülkede insanlar bu belaya karşı psikolojilerini sanatla koruyor. İtalya’dan her ülkeye kadar şarkılarla müzik aletleriyle…

Veysi Dündar (VD): Bu badirenin atlatılmasında sanatın rolü nedir?
Sanatçının üzerine düşen vazife nedir?

Ferhat Tunç (FT): Dünyanın her yerinde insanlar bu felakete karşı sanata sığınıyor. Dayanışma şarkıları söylüyor, balkonlarından enstrümanlar çalıyorlar. Sanatın ehemmiyeti en çok böyle zamanlarda belirginleşiyor ve toplumsal rolü, halka karşı sorumluluğu en çok böyle zamanlarda kendini gösteriyor. Sanatın her daim toplumun kederine, neşesine eşlik ettiği; ona yol gösterdiğini söyleyenlerin ne kadar haklı olduğu bu acı örnekle de anlaşılmış oldu. Brecht’in lafıyla bitireyim: “Karanlık zamanlarda şarkı söylenecek mi? Evet, şarkı söylenecek; karanlık zamanlar hakkında.”

VD: Korona’nın kökeninde Çinlilerin yeme tercihleri olması üzerine konuşuldu. Böyle bir yaklaşımın tutarlığından söz edebilir miyiz?
Gerçekten de insanlar yarasa yedikleri için mi bu durum oldu?

FT: Bunu konunun uzmanlarına bırakmak en iyisi ve onlardan anladığımız kadarıyla bağışıklıkları çok güçlü olduğu için virüs yarasalara zarar vermese de, onların virüs yayma özellikleri çok büyük.

VD: Umre’den gelenlerin Türkiye’nin kılcal damarlarına hastalığı yaydıkları aşikar. İtalya’da kimse umreye gitmedi ama bizde de İtalya’ya gidenlere nazaran umreciler çok. Açıkçası Umre bizi İtalya’nın yoluna soktu gibi görünüyor. T.C. Cumhurbaşkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürlüğü diye bir kurum var. Bu kurumun süreci okumaktan uzak olması ve işler sarpa sarınca ‘özel kurumlar göndermiş haberimiz yok!’ demesi için neler diyebiliriz. Burada kurumsallık eksiği göze çarpıyor diyebilir miyiz?

FT: Türkiye’nin senelerdir kurumsal bir ciddiyeti de, kabiliyeti de kalmadı. Bütün enerjisini baskı politikalarına, nefrete, savaşa ve sermaye düzenine ayıran bir iktidar yapısı var ve diğer pek çok alanda ne tutarlı politikaları ne de organizeleri var.

VD: “Mış” gibi yapmak. Rahmetli Oğuz Atay’dan baki bir kavram. Sizce “mış” gibi yaparak varılan bir durumda mıyız?

FT: Türkiye’de ciddi bir hakikat mücadelesi gerekiyor. Bu bütün alanlar, zamanlar için geçerli. Hakikati gizleme gibi bir gelenek edinildi Türkiye’de. Düşünmezsen dert de yoktur zaten. Açlık, yoksulluk büyürken, hükümetler ekonominin büyüdüğünden söz eder mesela. Her şeyin çarpıtıldığı, gizlendiği bir düzen kurdular ve toplumu da medyayı susturarak, kendisine bağlayarak, alternatifleri engelleyerek bunu kabullenmeye zorluyorlar.

VD: Ciddi bir kesim Covid19’un laboratuvar koşullarında üretildiği kanısında. İnsanlığı yok etmek için çok daha kolay yollar yok mu? Bu daha çok insanlığı süründüren bir hastalık. Bu kanaate katılır mısınız? Gerçekten virüs böyle bir aklın işi olabilir mi? Evetse neden, hayırsa neden?

FT: Ben özellikle sağlık meselelerinin pek çok başlığında bilimin dışından yorum yapılmasına sıcak bakmıyorum. Bunun tahminini de ispatını da bilim çevreleri yapabilir. Ancak şunu söyleyebilirim; lavoratuvarda üretmeye ne gerek var? Dünyanın her yerini, doğasını, tüm canlılarını kapitalizmin laboratuvarı haline getirdiler. Bu sistemin doğanın dengesini bozmasıyla nice kötülük yaşıyoruz zaten. Bunun da onlardan biri olma ihtimalini yüksek buluyorum.

VD: 1. Dünya savaşından sadece 25 yıl sonra 2.Dünya savaşı çıkmıştı. Korona’yı 1.Dünya Salgını olarak görmek mümkün mü?
Sizce 2. Dünya salgını da olacak mı?
İnsanlık tarihten ders alma konusunda ne kadar dirayet gösterecek?

FT: İnsanlık haliyle bugün canını, sağlığını, sevdiklerini düşünüyor ancak bununla kalmamalıyız. Çünkü kapitalist sistemin yıkıcı karakterinin neticesi böyle virüsler de olabilir daha beteri de. Ayrıca sağlık sistemlerinin de ne düzeyde olduğunu bu vesileyle daha net gördük. Savaşa bütçe ayıran devletler hastane odası, ekipmanı bulmakta zorlanıyor. Kapitalizmi ve militarist politikaları sorgulayacağımız, insanın, bilimin öncelik olmasını daha yüksek sesle söyleyeceğimiz bir döneme girmeliyiz.

VD: Charles Taylor, ‘seküler çağ’ adlı eserinde bilim çağında inancın hala nasıl mümkün olduğu sorusuna yanıt arar. Camileri İbadethaneleri kapatan virüsün, insanlara inançlarını yeniden tanımlama konusunda bir mesajı olabilir mi? Bundan sonra bilimsel hiçbir kavram dine yenilmeyecek diyebilir miyiz?

FT: Açıkçası insanların neye inandığıyla bir derdim olamaz ama inandıkları şeyi çarpıtan egemenlerle yüzleşmelerini isterim. Ne yazık ki kutsal alanlar bugün egemenlerin propaganda alanlarına dönüştürüldü. Bilime ise her şartta sarılmamız gerekiyor.

VD: Türkiye’ye dönecek olursak; ekonomiye ve geniş kitlelerin işsiz kalmasına dair en azından bu ana kadar gösterilen apati ve cesaretli umursamazlıkta iktidar gücünü nereden alıyor olabilir?

FT: AKP ilk sözde tedbir paketini de patronların lehine hazırladı. Bundan artık gocunmuyorlar da. Açık açık büyük iş çevrelerinin bu süreçten olumsuz etkilenmeyeceğini söylüyorlar. Halka ise dua etmeyi öneriyorlar. Ben acı örnekle de olsa iktidar seçmeninin de bu süreçte gerçekle daha net yüzleşeceğini düşünüyorum. Kendilerinin üstünden yükselen bu iktidarın sadece sermaye çevrelerinin refahını düşündüğünü daha net görecekler. İktidar artık ömrünü tamamladığı için politika üretemiyor ve her krizde daha da geriliyor.

VD: Dünyanın tamamı için zor bir süreç. Ancak Türkiye 2015’ten beri sürreel yaşıyor. 10 senede ekonomi alanında kazandıklarını birkaç senede geri vermişti. Ekonomi zaten güç bela toparlanıyordu. Bundan sonrası için nasıl bir çözüm öngörülebilir?

FT: Çöküş sürecindeki bir iktidarın sosyal politikalar üretmesini beklememeliyiz. Zaten böyle bir ekonomi programları, gelenekleri de yok. Muhalefet ne kadar güçlenirse ekonomiyi de halkın huzurunu da o düzeyde iyileştirebiliriz.

VD: Halkbank’tan düşük faizle kullanılan kredilerin ödemeleri otomatik 3 ay uzatıldı. Buna karşılık tarımsal krediler için dahi böyle bir önlem alınmadı. Sizce bu iktidar gerçekten spesifik olarak oyu kimden aldığını bildiği için mi böyle davranıyor? Önce kadınlar ve çocuklar gibi, önce AKP’ye oy verenler mi koruma altına alındı?

FT: AKP’nin kendisi ülkedeki her yurttaşı müşteri olarak görüyor. Onun yönlendirdiği bankacılık sistemi de toplumu düşünmeyecektir. İzleyip görün, nice insana bu destekler verilmeyecek.

VD: Sadece iktidarın devamı için ülkenin neredeyse 100 yıllık sorunlarını bir siyasi partinin güncel kadrosuna yıktı iktidar. Bu seçilmişler bu günleri hapiste karşılıyor. Baktığınızda cezaevleri hastalık için fazlasıyla korunaksız. Bu akıl ötesi stratejinin önünde duracak ve onu artık bu tutarsızlığa son verin diyecek ortak akla ulaşma imkanı var mı?

FT: Cezaevlerinin -bilhassa Türkiye gibi ülkelerde- halihazırda en riskli alanlar olduğunu yüksek sesle söylememiz gerekiyor. Hijyenin olmadığı, eldiven-maskenin olmadığını biliyoruz. Hatta bugün okuduğum bir raporda, Aksaray’daki tutsakların virüslü birini yanlarına getirmekle tehdit edildiği yazıyordu. Hukuksuzca cezaevinde tutulan siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar, insan hakları savunucuları var. En önemlisi de hasta tutsaklar var. Bir an önce hiçbir ayrım gözetilmeden hepsinin tahliye edilmesi gerekiyor, aksi takdirde iktidar, virüsün buralara yayılmasının, ölümlerin hesabını veremez.

VD: Madalyonun diğer tarafında demokrasinin ve benzer etnik sorunları yaşayan ülkelerin deneyimleri var. Burada iktidarı zorlayan bu muhalefetin de ifşa politikasına ve demokrasiye savunmaya yönelmesi gerekmiyor mu? Bu yapılmadığı sürece savaşçı politikalar devam etmeyecek mi?

FT: Türkiye’deki iktidarın her konuda nasıl basiretsiz, deneyimsiz, kültürsüz olduğunu görüyoruz. Çünkü tüm enerjilerini kendi karanlık rejimlerini inşaya harcadılar. Savaş politikalarına ayırdıkları bütçeyle bugün salgına yakalanan nice insanın tedavi şartları sağlanabilirdi. Bugün sağlık sistemini sorgularken, savaşa ayrılan bütçeyi sorgulamadığınızda bir çözüm bulmamış olursunuz. Dolayısıyla tüm bunların bir sistem sorunu olduğunu, demokrasi sorunu olduğunu bildiğimiz yerden mücadeleyi büyütmek, birleştirmek gerekiyor.

VD: 20.Yüzyılı savaşlar sıcak ve soğuk olanlar şekillendirdi. 21.yüzyıla girerken Türkiye dahil olmadığı sıcak savaşlara rağmen dahil olduğu soğuk savaş döneminin ideolojik sözcülerinin iktidarına tabi. Hala arkaik soğuk savaş din, milliyet söylemleri iş görüyor. Bu daha ne kadar sürebilir?

FT: Toplumun önemli kesiminde artık savaş politikalarına destek yok çünkü gerçeği fark ediyorlar. İktidarın kendi koltuğu için çoluk çocuğu savaşa sürdüğü görülüyor. Son seçim dönemlerinde de bütün milliyetçi kozlarını kullanmalarına rağmen kaybettikleri önemli bir gösterge.

VD: Son olarak Türkiye’yi 1 yıllık, 5yıllık, 10 yıllık dönemde nasıl bekliyorsunuz?
Sosyolojik manada hangi değişimleri bekliyorsunuz?

FT: Türkiye toplumunun yarısından çoğunun mevcut iktidara inancı yok. Zaten iktidarın da artık politika üretemediğini seçim dönemlerindeki nefret dilinden görüyoruz; çünkü ellerinde argüman, halka vadedecek bir şey kalmadı. Dolayısıyla çok zaman geçmeden toplumun bu minvalde bir ders vererek iktidardan güzel ülkemizi kurtaracağına inanıyorum.

VD: Yurtdışındasınız. Korona tedbirleri kapsamında oradaki çalışmalarla, Tr’dekileri karşılaştırdığınızda eksik fazla neler söyleyebilirsiniz?

FT: Açıkçası bütün ülkelerin sistemlerini yeniden sorgulamalarını gerektiren bir süreç yaşıyoruz. Karşılaştırma yapacak olursak ise burada halktan bir şey gizlenmiyor. Yapılan açıklamalarla halk kandırılmıyor. Koronaya karşı oluşturulan bütçenin patronlara değil, işinden ve ekmeğinden olan insanlar için harcanağı sözü veriliyor. Almanlar uyarıları dikkate alıyor ve evinden zorunlu olunmadıkça çıkmıyor. Merkel, ülkesinin İkinci Dünya Savaşı sonrası en büyük ekonomik yardım paketini yürürlüğe sokma kararı aldı. Ekonomi Bakanı Peter Altmaier, devletin ilk adımda 614 milyar dolar değerinde krediyi garanti edeceğini duyurdu.

Türkiye’de ise devletin hakikati gizleme gibi bir geleneği var ve koronavirüs sürecinde de bunu görüyoruz. Sağlık çevreleri durumun daha vahim olduğunu söylüyor. Hükümet ise en çok mağdur olan kesimlere değil, kâr oranı düşmesin diye -ki işçileri çıkartıyor ve yine zarar etmiyorlar- patronlara destek veriyor. Erdoğan’ın açıklamasında emekçilere dua etme, patronlara ise para mesajı vardı.

1 YORUM

  1. “Emekçilere dua etme, patronlara ise para mesajı”

    Tamam işte! her iki kesim için uygun bir mesaj olmuş… Emekçiler kıt kanaat bile olsa geçinip hayatlarını yaşarken nihai analizde rızkı verenin Allah olduğuna inanır. Patronlar ise ima edilen algıya göre “Para & Piyasa (P. & P.) Tanrısı”na inanır (kolay akılda kalması için İngilizce kısaca: PiPi Tanrısı!). Yaşanan, şu üç-beş günlük hayattan sonra her iki kesim de muradına erecek zahir!

    “Charles Taylor seküler dünyasında Tanrının bilim çağında inancın hala nasıl mümkün olduğu sorusuna yanıt ararken” konuya ait bulgularından mı aşağıdaki sonuç çıkartılabiliyormuş?

    “Camileri İbadethaneleri kapatan virüsün, insanlara inançlarını yeniden tanımlama konusunda bir mesajı olabilir mi? Bundan sonra bilimsel hiçbir kavram dine yenilmeyecek diyebilir miyiz?”

    Kusura bakmayın ama bu çok basit ve anlamsız bir bağlantı/sorgulama olmuş. Bilim-Din birbiriyle kıyasıya mücadele halindeymiş gibi bir algı oluşturulmağa çalışılmış sanki. Laikçi mezhebine mensup bir bilim insanının olsa bile, Bilim’in Allah’la alıp veremediği bir şey yoktur. Bilimin Tanrının varlığı/yokluğu konusunda hiç bir iddiası yoktur (eti-budu, boyu-posu yetmez!). Bilim nedir biliyor musunuz – Bilim Tanrının var ettiği eşyanın tabiatını her zerresiyle ortaya çıkarabilme konusunda güvenilir bir hizmetçidir/araçtır. Bunun dışında bir iddia varsa “Şirk”e girer (ki bu da Allah’ınn affetmeyeceği bir konudur-Kuran’a göre). Allah, dindarları, laikçi mazhebi mensuplarının kolayca görebileceği/anlayabileceği şekilde virüslerin öldürücü etksinden muaf tutmuş olsaydı, Charles Taylor gibi başına-buyruk yaşamdan yana olan tipler herkesten önce ibadethaneden doldururdu. Oysaki Allah insanın bunu nefsinin yaşam arzusuna göre değil kendi özgür iradesiyle ve nefsini kontrol ederek yapmasını bekliyor-Kuran’a göre. Konuyla ilgili ayetler var.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here