Veysi Dündar’ın Korona Söyleşileri – Nevşin Mengü: “

0

Veysi Dündar’ın Korona Söyleşileri kapsamında sorduğu sorulara Nevşin Mengü de cevap verdi:

VEYSİ DÜNDAR (VD): Türkiye, Corona’dan ilk ölümün gerçekleştiği 21 Mart 2020 itibariyle sizce dünyanın neresinde? Türkiye’nin dünyadan kopuşunda bir son ve dünya ile tekrar ilişki kurmada bir milat olarak görmek mümkün mü?

NEVŞİN MENGÜ (NM): Valla neresinde tam bilmiyoruz. Zira koronadan ölümleri tam tespit edebiliyor muyuz; yoksa kimi korona ölümleri, acaba kayda zatürre diye mi geçiyor, bu konuda şüpheler var. Ancak şu da bir gerçek, İtalya, İspanya gibi insanların hastane koridorlarında tedavi edildiği görüntüler ortaya çıkmadı. Sağlık sistemi çökmedi ama politika çöktü.

İktidar belediyelerin bağış yapmasını engelleyerek niyetinin üzüm yemek değil bağcı dövmek olduğunu gösterdi. Basit bir maske dağıtımı meselesi bile organize edilemedi. “Şöyle büyük devletiz, böyle büyük devletiz” diye övünülürken, ücretsiz izne çıkarılan kişilere devlet topu topu günlük 40 lira verebildi. Öte yandan işletme sahipleri, bu dönemde çalışan maaşlarını devletin ödemesi için başvuruyor, böyle bir imkan tanındı, ancak başvurulara dönen yok.

VD: Corona’nın kökeninde Çinlilerin yeme tercihleri olması üzerine çok konuşuldu.
İnsanların binlerce yıldır farklı tercihleri olduğuna göre, bunun tam da şimdi olması üzerine ne söylenebilir?

NM: Tam şimdi olmadı ki; kızamık hastalığı da hayvandan insana geçen hastalık, SARS da MERS de. Virüsler malum başkalaşıyor. Yarasalar da fareler gibi çok sayıda virüs taşıyan hayvanlar, kendilerine zarar vermeyen bu virüsler, insan gibi diğer hayvanlar için öldürücü olabiliyor. İnsanlar yedikleri besi hayvanlarına ilaçlar veriyor, aşılar yapıyorlar, bu hayvanlardaki virüsleri kontrol altına alıyorlar, vahşi hayvan yediklerinde ise durum farklı oluyor. Dolayısıyla insanlık tarihi, insanlar ölü hayvan yediği için ortaya çıkan salgınlarla dolu. Türk insanı bu durumu yeni öğrendi, şaşırıp arkasında komplo teorisi arıyor.

VD: Umre’den gelenlerin Türkiye’nin kılcal damarlarına hastalığı yaydıkları aşikar.
Salgın geliyorum dediği halde göz göre göre vatandaşlarımızın Umre’ye gönderilmesi özellikle risk grubu olan insanlarımız arasında yayılmasına etki ettiğini düşünüyor musunuz?
Cuma namazları ve Camiler hakkında da geç alınan kararlar düşünüldüğünde bunların sorumluları hakkında ne söyleyebilirsiniz?

NM: Sadece umre’den gelenler değil, Avrupa’dan gelenlerin de virüsün yayılmasında payı olduğunu anlıyoruz. Dediğim gibi, sağlık sistemi çökmedi ama siyaset çöktü. Devletin refleksleri hem çok zayıf hem de kurumlar atıl. Ben bunu anlıyorum.

VD: “Mış” gibi yapmak. Rahmetli Oğuz Atay’dan baki bir kavram.  Sizce “mış” gibi yaparak varılan bir durumda mıyız?  

NM: Evet, diğer pek çok başka olayda da olduğu gibi. Kentsel dönüşüm projesini hatırlıyor musunuz?
2014’te Erdoğan’ın bizzat gerçekleştirdiği bir törenle başlamıştı. Gidin Fikirtepe’ye bakın şimdi, kentsel dönüşüm ne olmuş? Türkiye’de mevcut siyaset “mış” gibi yapmak üzerine kurulu.

VD: Ciddi bir kesim Covid19’un laboratuvar koşullarında üretildiği kanısında.
Gerçekten virüs böyle bir aklın işi olabilir mi?

NM: Bunu ABD’de aşırı sağ bazı gazeteciler falan dile getiriyor. Başkan Trump da bunu ima ediyor falan. Komplo teorilerini yaymak kitleleri yönetmeyi kolaylaştırıyor bunu biliyoruz ama orta vadede insanlığa bir faydası yok.

Ölü hayvan yedikçe hastalanmak normal. İnsanlığın komplo teorilerini bırakıp asıl bu gerçeği görmesi lazım, ama kimsenin işine gelmiyor. İnsanlar primat, günün sonunda, “illa et yiyecem” diye ısrar edersen hasta oluyorsun.

VD: Bir görüşte olan bitenin doğanın insan türünü eleme girişimi olduğu. Aslında iklim değişikliğiyle bekleniyordu. Gerçekten insan türünün dünya adlı gezegende bir sonu var mı size göre?

NM: Bilmem… Ama bugüne kadar besin zincirinin en üstünde olan insan; besin zincirinin en tepesinde başka bir şeyin olmasının nasıl bir his olduğunu biraz tattı.

VD: 1. Dünya savaşından sadece 25 yıl sonra 2.Dünya savaşı çıkmıştı. Korona’yı 1.Dünya Salgını olarak görmek mümkün mü? Sizce 2. Dünya salgını da olacak mı? İnsanlık tarihten ders alma konusunda ne kadar dirayet gösterecek?

NM: 2008 krizinin ABD’de sonucu Donald Trump’ın Amerikan başkanı olması oldu. Görünen o ki, orta sınıfı darmaduman edecek yeni bir kriz kapıda. ABD’de işsizlik patlaması var. Avrupa idare ediyor, Türkiye’de ekonomi çok kırılgan, özel sektörün döviz borcu var, dolar euro almış başını gidiyor. Buradan umarım radikalleşme çıkmaz.

VD: Charles Taylor, ‘seküler çağ’ adlı eserinde bilim çağında inancın hala nasıl mümkün olduğu sorusuna yanıt arar. Camileri İbadethaneleri kapatan virüsün, insanlara inançlarını yeniden tanımlama konusunda bir mesajı olabilir mi?

NM: Aslında inanç sekülerleşiyor. AKP’nin dönüşümde de aslında bunu görüyoruz. Din kaybolmuyor, başka bir şeye dönüşüyor.

VD: İktisadın kuralları vardı. Hastalık kuralların tamamını alt üst etti.  İktisada giriş kitaplarında anlatılan “ceteris paribus” düzeninin çok dışındayız. İşler bundan sonra hiçbir zaman ceteris paribus olmayabilir mi?

NM: Salgın iktisadın kurallarını alt üst etti mi, çok emin değilim. Ceteris paribus, zaten her zaman teoride geçerli, genelde başka hiç bir faktörün değişmediği bir atmosfer olmuyor. Belki bir süre daha devletçi politikalar göreceğiz. Ama onun dışında iktisadın kuralları alt üst oldu mu, emin değilim.

VD: Türkiye’ye dönecek olursak; ekonomiye ve geniş kitlelerin işsiz kalmasına dair en azından bu ana kadar gösterilen apati ve cesaretli umursamazlıkta iktidar gücünü nereden alıyor olabilir?

NM: Muhalefet yokluğundan alıyor elbette. Muhalefetin bir diğer hatası da, ısrarla, tüm ve toptan sokağa çıkma yasağı istemesi. Herkesin evine kapatıldığı, sokağa çıkmanın, bir araya gelmenin yasak olduğu bu dönemde, iktidarın önünde duracak açıkçası hiç bir şey de yok. Böyle bir salgın ve ekonomik kriz yaşanırken Meclis’in kapalı olması da bize çok şey anlatıyor. İstediğini yapan ve hiç bir denge denetim mekanizmasıyla durdurulamayan bir iktidar yapısı ile karşı karşıyayız. Şu anda bunu sarsacak bir siyasi muhalefet tarafı da bulunmamakta.

VD: Dünyanın tamamı için zor bir süreç. Ancak Türkiye 2015’ten beri sürreel yaşıyor. 10 senede ekonomi alanında kazandıklarını birkaç senede geri vermişti. Ekonomi zaten güç bela toparlanıyordu. Bundan sonrası için nasıl bir çözüm öngörülebilir?

NM: Türkiye için tek çözüm yolu, yeni bir toplumsal mutabakat; rasyonaliteye ve demokrasiye dönüş olabilir. Bu sistemde bir kurtuluş yolu göremiyorum ben şahsen.

VD: Corona sürecinde de klasik AKP politikalarında bir değişiklik olamayacağını gördük. İhtiyaç sahipleri, yoksullar ve özellikle kadınlar noktasında ihtiyaç sahibi olmaktan çıkaracak adımlar atmak yerine, sosyal yardıma, sadakaya muhtaç bir halk kontenjanından vaz geçmiyor. Bu sorun nasıl çözümlenmeli?

NM: Saray sistemi, Türkiye’nin kurumlarını yok etti, kuruluşlarını atıl bıraktı. Kurumları yeniden inşa etmek zorundayız. Yeni rejimde, bir ‘ulu hakan’ fantezisi var, ne var ki fantezi dünyasında yaşamıyoruz. Bu ‘ulu hakan’ fantezisini besleyenler, köşe başlarında bir takım muslukları tutmuş durumda. Ve kurumları fonksiyonları dışında, her şey için kullanıyorlar.

VD: Tek adamın üzerine bina edilen sistemin; etrafında toplanan nomenklatura ile ülkeyi bildiği gibi yönetmenin dışında, alternatif önermediği bir sürecin iflasını ve meşruiyetin yok edilmesini deneyimlediğimiz bu süreçten, çıkış için yol haritası nedir?

NM: Demokrasiden başka çaremiz olduğunu düşünmüyorum.

VD: Corona günlerindeyiz ve TBMM’de infaz yasası çıkardı. Çıkarılan infaz yasası toplumsal beklentiyi ve adaleti karşıladı mı?

NM: Yasanın neden çıktığı sanırım belli oldu….

VD: Madalyonun diğer tarafında demokrasinin ve benzer etnik sorunları yaşayan ülkelerin deneyimleri var. Ülkemizde de savaş politikalarından vazgeçilip bir uzlaşıda ortaklaşması kaçınılmaz değil midir?

NM: Şu anda bu mümkün değil. İktidar uzlaşı değil çatışma üzerine kurulu. Bu iktidar uzlaşamaz.

VD: Bunun için nereden başlamalı? İktidara ve muhalefete düşen sorumluluklar nedir?

NM: Bundan sonrası için sıfırdan başlamak gerekecek.

VD: 20. Yüzyılı savaşlar sıcak ve soğuk olanlar şekillendirdi. 21.yüzyıla girerken Türkiye dahil olmadığı sıcak savaşlara rağmen dahil olduğu soğuk savaş döneminin ideolojik sözcülerinin iktidarına tabi. Hala arkaik soğuk savaş din, milliyet söylemleri iş görüyor. Bu daha ne kadar sürebilir?

NM: Aslında bu kavramların da evrim geçirdiği ve içlerinin başka şekilde doldurularak kullanıldığını görüyoruz. İkinci dünya savaşı öncesi faşistler milliyetçi oldukları için faşistlerdi. Bugün ise milliyetçilik bir amaç değil bir araç. En azından Türkiye’de böyle. Hem iktidar hem de destekçileri milliyetçiliği bir araç olarak kullanıyor. Patronaj ve Klientalizm sistemi finanse edilebildiği sürece devem eder.

VD: Geçtiğimiz Cuma gecesi sokağa çıkma yasağı kararını açıkladıktan sonra toplumumuzda yaşananların sorumluluğu kimdir? İçişleri bakanının istifa etme ve geri iade sürecini nasıl yorumluyorsunuz?

NM: Bu konu üzerine çok yazıldı çizildi. Ben de konu ile ilgili bir podcast yaptım, dileyenler dinleyebilir. Madem bu rejim tek adam rejimi, o zaman aslında sorumlu belli. Fakat bunu da Erdoğan kendi açısından iyi oturttu, ‘iyi bir şey olursa Erdoğan’dan, kötü bir şey olursa çevresinden’ formülü işliyor. Ülkeyi yöneten tek adam, hataların sorumluluğunu hiç bir zaman almıyor. “Oh ne ala Mualla” derler buna.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here