Yangınlar, Artık Ulusal Güvenlik Meselesidir (Yeşil Vatan)

6

Ülkemizde ve dünya genelinde başlayan, önlenemez şekilde tehlikeli boyutlara ulaşan yangınları “ihmalkârlık – iş bilmemezlik ya da tecrübesizlik” olarak değerlendirilmesi bireysel olarak fikir beyanına girer ve suç değildir.

 Ancak bence, bu durum bugün, bu kadar basit değildir. İçinde bulunduğumuz bu afetler bugün kesinlikle bir “Ulusal Güvenlik” meselesidir. Artık bu hale gelmiş durumdadır. Ve fevkalade tedbirler alınması gerekmektedir.

Nasıl ki “Mavi Vatan” deyince hassasiyetlerimiz artıyorsa, bugün alev alev yanan yerlerde “Yeşil Vatan” olarak görülmelidir. Buna göre, bu bağlamda “Ulusal Güvenlik Sorunu” olarak olaya bakmak ve buna göre önlemler almak şarttır. Muhakkaktır. Devletin bu afetlere bu şekilde yaklaşması kendi elini de güçlendirir, önlem ve tedbirleri de ciddileştirir, ileride oluşacak kayıpları da azaltır.

Bu şarttır, çünkü; o bölgelerde yanan sadece ağaçlarımız değil aynı zamanda da “vatan toprağı” dır. Ve Devlet buna göre düşünüp, buna göre kararlar ve önlemler almalıdır. Kaldı ki; Vatan toprağını Mavi – Yeşil – Kahverengi – Pembe diye ayıramayız.

Bu önlemleri almak, buna göre personel yapılanması / teşkilatlanmasını sağlamak, gerekli donanımlara sahip olmak ve uygun kanunlar çıkartmakta yine aynı devletin görevidir. Diğer yandan ne belediyelere ne kurumlara ne de tüzel kişilere bu konuda bir sorumluluk yüklenemez. Onlardan medet umulamaz hatta suçlu – ihmal sebebi de sayılamazlar. Çünkü bu bir “Ulusal Güvenlik” meselesidir.

Nasıl ki, ülke genelinde bir ulusal güvenlik sorunu ortaya çıktığında “Muğla Belediyesinden – Antalya Belediyesinden” ya da onlara bağlı Zabıta ve Fen İşleri Müdürlüklerinden bir önlem, müdahale ve bir sorumluluk beklemiyorsak bu tip doğal afetlerde de onlardan sorumluluk beklemek doğru ve mantıklı olmaz. Akla da haysiyete de aykırıdır. Hele ki bunu bir “Devlet Görevlisi” beyan ediyorsa denilebilecek çok bir şey kalmamıştır. “Yazık” demek kafi gelecektir!

Ülke genelinde bir kara – hava ve / veya deniz yoluyla tehdit ve saldırı vuku bulunduğunda nasıl ki ilgili güvenlik güçleri devreye giriyorsa “Yeşil Vatan”a karşı oluşmuş bir doğal ya da yapay bir saldırıda da müdahale aynı birimlerin görevidir. Onların sorumluluğundadır. Müdahale etmesi gereken güvenlik kurumları da bir kanunla belirlenmelidir. Baştan yapılandırılmalıdır. Bu ilk yapılması gerekendir.

Çünkü hiçbir güvenlik kurumu kendi kafasına göre kapılarını açıp, araçlarını yola çıkartıp, ilgili bölgeye personel intikal edip, müdahale edemez. Acil ve zaruri durumlarda ilgili bölgenin mülkü amiri, o bölgede konuşlanmış Güvenlik Güçlerinde resmi kanal vasıtasıyla “yardım” talep edebilir. Eğer resmi olarak böyle bir talep oluşmadıysa güvenlik güçleri de kışlalarından ya da karargâhlarından dışarı çıkamazlar.

İşte bu yüzden mevcut olan yangınlara Silahlı Kuvvetler (Kara – Deniz – Hava K.K.lıkları) , Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlıkları tüm bu afetlerde emir bekler durumundadırlar. Bir emir ya da talep gelirse elbet olaya dâhil olurlar ama bu durumlar dışında ellerinden bir şey gelmez hatta tersi durumlarda suçlu durumuna bile düşebilirler.

Bir de tabii işin bambaşka bir kısmı da mevcut. İlgili veya müdahale edilmesi beklenen TSK’nin “Eğitim ve Personel Yapılanması” var işin içinde. Depremde Silahlı Kuvvetlerin afete müdahale etmesi oldukça normal ve tabiidir. Çünkü deprem konusunda çok fazla bir teorik bilgiye sahip olmanıza gerek yoktur. Ancak “yangın” bambaşka bir konudur. Teknik bilgi ister. Tecrübe ister. Siz mahiyetinizde bulunan er – erbaş ve bu konuda eğitim görmemiş uzman – astsubay ve subayları olay yerine gönderip; “Yangını söndürün” diyemezsiniz. Çünkü bilmezler. Daha fazla zafiyete sebep olabilir. Zarar büyüyebilir. Bu konuda profesyonel eğitim almış ve işlerini icra eden personele karşı zorluklar çıkabilir. İdari olarak sorunlara sebep olunabilir. “Kendi öz çabalarıyla söndürmeye çalışan halktan daha mı az şey biliyorlar?” da diyebilirsiniz ama afet bölgelerindeki amatör ve bilinçsiz çabaların ikmal yollarını tıkayıp çok daha büyük zararlara yol açtığını da hepimiz bilmekteyiz. Kaş yapalım derken göz çıkartılması yüksek ihtimallidir bu tip krizlerde. 

Silahlı Kuvvetlerin bünyelerindeki “İstihkâm Komutanlıklarında” “Yangın Tabur ve Bölükleri” tabii ki mevcuttur. Ancak verilen eğitim kısıtlı ve sadece “uçak – gemi – araç” yangınlarına müdahale ile sınırlıdır. Bu tip orman yangınları bambaşka bir eğitim ister ve Silahlı Kuvvetler hiçbir personeline bu eğitimi vermez.

Gelgelim bundan sonrası için bu eğitim de mutlaka tatbik edilmelidir. Çünkü bugün gördük ki; yukarıda da tekrar tekrar yazdığımız gibi, bu durum artık bir; “Ulusal Güvenlik” meselesine dönmüştür. Bu güvenlik durumuna da kitlesel çapta müdahale etmesi gereken de Türk Silahlı Kuvvetleridir. Belediyeler, daireler, tüzel kişiler ya da yardım kuruluşları değildir. Sorun çünkü bir güvenlik sorunudur.

Şimdiye kadar yapılmamış olması evet bir sorundur. Ancak önümüzdeki dönemlere bu tip doğal afetlerin olmayacağının da garantisi olmadığından acilen bu kadrolaşma ve müfredat yürürlüğe girmelidir. Hava Kuvvetleri envanterine yangın uçakları alınabilir. Özellikle güney sahilimizde konuşlanmış Hava Kuvvetleri birimlerinde, yedek meydanlarda bu tip filolar oluşturulup, o filoda görevli personele bu tip durumlarda müdahale eğitimi verilmelidir. Kara Kuvvetlerinde en az Tabur seviyesinde müdahale, önlem, ilk – acil yardım ve yangınla mücadele konularında son derece ciddi bir kadrolaşmalar yapılabilir. Paletli kara yangın araçları ya da yangına müdahale edebilecek helikopter taburları oluşturulabilir. Ve bu ilgili araçlar tamamen bu kadroların emrine verilebilir. Deniz kuvvetlerine sahilden ikmal – lojistik, kurtarma ve nakil eğitimleri ile buna göre sınıfsal deniz araçları temin edilebilir. Bu konuyla ilgili daha bir dizi çalışma muhakkak yapılıp, ilgili kanunla da çok kısa sürede yürürlüğe girebilir.

“Yeşil Vatan” ve “Ulusal Güvenlik” konusuna girmişken bu afetlerin bir sabotaj olup olmadığının da incelenmesinde fayda vardır. Bugün, bu konuda hiç kimse bu afetlerin sebebini “resmi” olarak bir örgüte, kuruma, düşmana bağlayamaz. Ancak çevremizde oluşan bilgi kirliliğine bakılırsa tüm bu afetin tek bir sorumlusu vardır; “terör”. Ben bu noktaya şöyle değinmek isterim; Eğer ki bir “terör” durumu olayın içindeyse buna karşı önlem almak, bu sabotajları durdurmak ve bunlara karşı operasyonlar oluşturup, icra etmek yine devletin istihbarat ve güvenlik kurumlarının görevi değil midir?  İlgili birimlerin muhakkak ki bu konuda çalışmaları vardır ancak ya çok geç kalınılmıştır ya da yetersiz gelmiştir. Bu konunun da üzerinde hassasiyetle durulması acilen gereklidir. Sadece bu konuyla ilgilenen departmanlar oluşturulabilir. Konu çünkü artık “yerel ve doğal afet” meselesinden bambaşka bir boyuta gelmiştir.

Görüldüğü üzere bu tip (artık globalleşen) doğal afetlerde yine tüm oklar “Ulusal Güvenlik” meselesine çıkmaktadır. Ve söz konusu; “Ulusal Güvenlik”se, ulusal bazda güvenlik birimleriyle bu tip olaylara müdahale beklenir. Herhangi bir sabotaj ihtimalini önlemek, önleyici istihbarat tedbirleri almak ve kontrespiyonaj / espiyonaj faaliyetleri bile bu yangınlarda büyük zararların önüne geçebilir. Terör ya da yabancı düşman unsurlarına karşı bir caydırıcı önlemin yanında bu ihtimali de azaltır. Bir kanunla bu tip afetlerle mücadele edecek, önleyici tedbirler alacak ve ilk anda olay yerine intikal edecek birimler belirlenip, bu birimlere ilgili teşkilatlanma yapısı oluşturup, personel eğitimlerine başlanılabilir. Bu birimlerin envanterlerine çağın modern teknolojisine uygun araç – gereçler, ilk ve acil yardım kitleri, önleyici ve durdurmaya yönelik paletli, tekerli, döner kanatlı ya da çeşitli hava araçları eklenilebilir. Sık sık tatbikatlarla personel ve araç yeterliliği test edilip, her zaman – her durumda – her yerde “Göreve Hazır” durumda, işinin başında olan birimlerle bu afetlerin önüne geçilebilinir.

6 YORUMLAR

  1. Yazarın bu yazısı üzerinde düşünülmesi gerekir. Ancak düşünmesi gereken bizler değil, karar vericiler olmadılar. Çok büyük işler değil yazılanlar. Bir gecede yürütmeye konulabilir.

    Teşekkür eder, bol okumalar dilerim.

  2. makale çok güzeldi.doğrusu bir çok soruyada cevap veren doyucu bilgiler vardı.askeriyenin neden olaylara karışmadığını çok güzel cevaplamışsın serkan bey.ancak görsel seçimi beni rahatsız etti.bizim askeriyemizi küçük düşüren bir görsel seçilmiş gibi.bunlar önemli konular.yazı çok güzel görsel sınıfta kalmış

    • Bu konudan rahatsız olan tek kişi olmadığınız gözümüzden kaçmadı Sayın Saatçi. Ancak görselle verilmek istenen mesaj; “İlgili kaza ya da afet alanına, işinin ehli olmayan, ilgili konuda eğitim almamış ve hatta hiçbir deneyimi olmayan bir ekip gönderirseniz bu gönderdiğiniz grup, milletin bağrından çıkmış ordu bile olsa ne yazık ki böyle acı tablolar ortaya çıkar”

      Yorumunuz için teşekkür ederim.

  3. bu kafa değişmezse maalesef seneye bu gün bu konuştuklarımız konuşmaya devam ederiz.
    plan yok program yok koordinasyon yok önleyici tedbir yok.
    tecrübeli personel ya yok ya da olanları da sevk ve idare edecek yönetici yok.
    mavi vatan yeşil vatan demişsiniz.
    ha bir de ellerini oğuşturan beton vatancılar var.siyasi iktidar sözlerinin arkasında durur bu orman arazileri tekrar ağaçlandırılır da
    inşallah oğuşturdukları eller oğuşturdukları ile kalırlar.
    yoksa cennet beldelerimizdeki yeşil vatanımız dan eser kalmaz beton vatana döner.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here