Yargıtay onamıyor, uyduruk gerekçelerle muhalifler denetimli serbestlikten yararlandırılmıyor..

0

HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, gündemle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

“Yargıtay onamıyor, Cezaevi Gözlem Kurulları uyduruk gerekçelerle muhalifleri denetimli serbestlikten yararlandırmıyor. Adalet eğer devletin temeliyse görünen o ki adalet gitmiş, devlet iktidarın elinde çökmüştür.” diyen Gergerlioğlu, şunları söyledi:

“Son günlerde cezaevlerinden bize çok yana yakıla şikayetler geliyor. Düşünün ceza almışsınız, cezanızı çekmişsiniz ve denetimli serbestliğe çıkma zamanınız gelmiş ama Yargıtay tarafından kararın onanmadığı işlem görmediği ‘seni denetimli serbestliğe çıkaramayız’ diyorlar. ‘Ya o zaman şimdiye kadar onasaydınız, ben daha cezamı çektim, niye fazladan yatayım’ diyorsunuz. Hayır kardeşim, Yargıtay onayacak.

‘Peki Yargıtay çalışsın, kararıma baksın’ diyorsunuz. ‘Yargıtay tatilde’ diyorlar. Yani neresinden baksanız, gerçekten çok üzücü bir olay. Şu anda boş yere fazladan cezaevinde yatan insanlar var. Kişinin cezası bitmiş, denetimli serbestliğe ayrılması lazım. Cezaevi Gözlem Kurulu, ‘vay efendim sen örgüt koğuşundasın, sana kanaat getirmedik, bir tarafsız koğuşa geçmedin.’ Veyahut da tarafsız koğuşa geçse bile ‘sen oraya numaradan geçmiştin, ben senin örgütten ayrıldığına inanmıyorum’ diyerek kişinin denetimli serbestliğe çıkmasını engellemiş oluyor.

Bu büyük bir zulümdür arkadaşlar. Gerçekten bir zulümdür, şiddetle kınıyorum. Binlerce böyle insan var. Bize böyle çok başvuru geliyor. Gerçekten bu büyük bir zulümdür. Bir an evvel bunun bitirilmesi lazım; bunu net bir şekilde ve sert bir şekilde de söylüyorum. İnsanlara eza üstüne eza, cefa üstüne cefa çektirmeyin. Ceza vermişsiniz, ceza size az gelmiş, yine ceza çektirmeye çalışıyorsunuz. Bu nasıl zalimliktir, anlamak mümkün değil.

Aynı zamanda şöyle vakalar da duyuyoruz: Yargıtay onadığı halde, kişinin süresi bittiği halde, denetimli serbestliğe çıkması gerektiği halde, ‘efendim işlemler gecikti, memurlar yok, bize emir gelmedi, yok öyle böyle.’ denilerek de tahliyesi yapılmayan insanlar olduğunu biliyoruz. Gerçekten yargının bu denli acımasız bir siyasallaşma içine girmesi kabul edilecek bir durum değil. Bu hal, adalet devletin nasıl temeliyse; şunu gösterir, bu devletin temeli çökmüştür. Bunu net bir şekilde gösterir. Yargısal makamların, kişiye zulmetmekle, kişinin ayağına çelme takmakla meşgul olduğunu gösterir ve son derece üzücüdür.

İbrahim Gökçek, şu anda 323 gündür açlık grevi yapıyor. Grup Yorum üzerindeki baskıları dindirebilmek için gidermek için canını ortaya koymuş bu insan. Bu eyleme katılırsınız katılmazsınız; bu ayrı bir olay ama bu insan bir baskıya karşı önemli bir direniş gösteriyor. Bunu saygıyla karşılamak lazım.

Biz de belki baskılara uğradık, açlık grevi yapmadık ama hani benim çok tasvip edebileceğim bir şey değil ama tasvip etsem de etmesem de ben açlık grevlerini saygıyla karşılarım. Her zaman saygıyla değerlendiririm. Çünkü bir insan düşüncesi uğruna, inançları uğruna değerli uğruna büyük bir fedakârlık yapmakta ve açlığa razı olmaktadır. Böylesi bir tavrı dikkatle takip etmek ve bu insanın duyulmayan sesini kamuoyuna duyurmayı vazife bilirim. O yüzden bu insanları aylarca yakından takip ettim, gerek cezaevinden gerek cezaevinden çıktıkları zaman ve bu açlık grevinde bu insanlar kamuoyunda ne söylemek istiyor onların tercümanı olmaya çalıştık.

Helin Bölek ve İbrahim Gökçek beraber açlık grevi yapmıştı. Helin Bölek aramızdan ayrıldı. İbrahim Gökçek devam ediyor. Halen devam eden açlık grevcisi avukatlar Ebru Timtik, Aytaç Ünsal. İki avukat hukuksuzluğa karşı, adaletsizliğe karşı açlık grevine devam eden insanlar bunlar. Bu insanlar topluma bir şey söylemek istiyor, ona kulak kabartmak lazım. Kulaklarımızı tıkadığınız oranda bu insanlar ölecek ve büyük bir vicdan azabı hissedeceksiniz. Helin Bölek öldü, Mustafa Koçak öldü.

Tüm çırpınışlarımıza, tüm onların sesini duyurmamıza rağmen bu toplum, maalesef vicdanını harekete geçiremedi ve onların sesini duymadı. Şimdi bu topluma diyoruz ki İbrahim Gökçeklerin, Ebru Timtiklerin, Aytaç Ünsalların sesini duyma zamanıdır. Lütfen bu insanları ölüme terketmeyelim.

Cezaevlerinde, ayrımcı bir yasa ile binlerce kadın kalmaya devam ediyor. Bu kadınların çocukları var. 11 bin kadın şu anda Türkiye cezaevlerinde. 18 yaşına kadar 3 bin mahpus var ve en acısı 0-6 yaş arası en az 780 bebek ve çocuk var. Yasa son derece ayrımcı bir ruhla adli suçlu ve siyasi suçlu ayrımı yaptı ve siyasi suçluları düşünce suçlularını terörist diyerek cezaevinde bıraktı. Bu insanların bebeklerini ve çocuklarına da acımadı.

Biz infaz yasasında, bu çocukların cezaevlerinden çıkması gerektiğini söyledik. Bu anneler, evde elektronik kelepçe ile cezasını çeksin en azından veyahut da adli mahpuslara tanınan indirimlerden bu anneler de bu siyasi mahpuslarda faydalansın. Kimse dinlemedi. Son derece vicdansızca bu çocukları içerde bıraktılar. Bu iktidar, büyük bir marifet işlemiş, bir de bu masum çocukları cezaevinde bırakmıştır.

Gülistan Doku, Dersim’de 122 gün önce kayboldu ve maalesef Gülistan Doku’nun kendisine ulaşılamıyor. Muhtemelen hayatını kaybetti ve cesedine de ulaşılamıyor. Doğru dürüst bir araştırma, çalışma da yapılmıyor. Gülistan Doku’nun nerede olduğu bilinmiyor. Gülistan Doku bulunsun diyoruz.

Yine 273 gün oldu Yusuf Bilge Tunç ortada yok. Bu korkunç bir şey. Yani 9 aydır, düşünün bu insan kaçırılmış ve bir yerlerde bekletiliyor. Bir müddet sonra ortaya çıkacak belliki. Çünkü ölüsü yok dirisi de ortada yok. Telefon kayıtları doğru dürüst incelenmiyor. MOBESE kameraları doğru dürüst incelenmiyor. Bu kişi ortadan kaldırılmış durumda ve ortada yok. Biz aylardır bu kişiyi ve diğer kaçırılan kişileri andığımız gibi hep andık. Yusuf Bilge Tunç nerede diyoruz ve demeye devam edeceğiz. Biliyoruz ki bir gün çıkacak ortaya ama ailesi perişan durumda, çocukları perişan durumda, annesi perişan durumda, babası perişan durumda. Bir insana bu denli bir kötülük yapılamaz.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here