Yasaklar yasakları getirir

0

Özgürlükler özgürlükleri, yasaklar da yasakları getirir, kim bunlardan hangisine başlamışsa bilin ki devamını da getirecektir; her yasak nasıl diğer bir yasağı zorunlu kılıyorsa, her özgürlükte diğer bir özgürlüğü zorunlu kılmaktadır ve doğrusu iki yelpazede de bir durak noktası yoktur.

Bu ne kadar ileri gideceğiniz, gerekleri ne kadar esnetebildiğiniz veya esnetebileceğinize bağlı olmakla birlikte süreçleri ne kadar yönetebileceğinize bağlı olarak değişmektedir.

Özgürlüklerin destekçileri olduğu gibi yasakların da destekçileri vardır, çünkü özgürlükler de olduğu gibi yasaklar da temeli belirli ülkülere dayandırmaktadır; fark, özgürlükler kendi başına bir ülküyken, yasaklarında bir ülkü yolunda kendisinin bir araç olduğunu söylemesidir, ki zaten toplumların yasaklara katlanması nedenli de o yasakların belirli bir ülküyü amaç edinmesi ilkesine dayanmaktadır.

Ne yazık inanç umudun nedeni olduğundan toplulukların kandırılmasında temel araçtır ve bu umuda samimi olanlar katlandığı gibi, olmayanlarda katlanmaktadır, zira taraflardan biri nihayetin iyi olacağına inanırken, diğeri de geçici olduğuna inanmaktadır ve doğrusu iş bu raddeye geldiğinde kimin daha samimi olduğuna kendileri değil yönetenler karar vermektedir.

İstanbul normal hayat

Gerçek şu ki, özgürlükçülerin de, yasakçıların da bir durma noktası yoktur, kim neyi alıyor veya veriyorsa almaya veya vermeye devam edecektir, bunu gerekleri ne düzeyde esnettiği, esnetebildiği veya yönetebildiği oranda zorlama yoluna gidecektir ki, iki yelpazenin zehri de kendi aşırılığı içindedir ve her fazladan bir adım fazladan bir doz zehir demektir. 

Toplumun bünyesi elbette bir düzeye kadar bağışıktır, verilen zehir bile olsa bir düzene göre verildiğinde tolere etmesi yüksek bir olasılıktır; ancak sorun bu değildir, sorun zehri verenin bir yerde durmayacağı ve verdiği zehrin dozunu kademeli artırma yoluna gideceğidir; çünkü kim size neyi veriyorsa, bu onun o yolu seçtiği ve size bundan böylede hep onu vereceği anlamına gelmektedir; sizin bunu süreli görmeniz onların o vadine inandığınız anlamına gelir ki, onların bir amacı da zaten sizin buna inanmanızdır.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, size hayatınızı zehir edenlerde amaçlarına inanıyorlar, vermeyenlerde, bunu bir doktrin veya inanca esas ifade edebiliyor olmalarının nedeni de zaten buradan kaynaklanıyor. O nedenle sizin “sağduyu” dediğinizi onlar dozajın düzenlenmesi, bünyeye daha uygun şekilde verilmesi şeklinde anlamaktadır.

Her yönetim süslü bir kokteyl eşliğinde size vermeyi amaç edindiği şeyi vermeye çalışır ve veriş amacı önünde engeller varsa mutlaka onlara yönelecektir, ama bu kademeli mi olur, şiddetli mi, bunu genelde o amacı güdenlerin gücü belirleyecektir, sizin tek yapacağınız onların o engele yönelişteki sevinç veya hiddetlerini okumayı başarmanızdır, muhtemelen bu sizin onların amacını doğru okumanız için yeterli olacaktır, çünkü hiçbir şey insanı sevinci veya öfkesi kadar kolay ele vermemektedir.  

Sokağa çıkma yasağı

Elbette insanların tüm davranışları onların kendilerini ele vermeleri nedenidir, ancak savaşçı genlerle hayatta kalmayı başarmış bir türün tüm davranışlarını çözmek o kadar kolay değildir, zira davranışları o kadar kolay çözülür olanlar genelde hayatta olmayanlardır, karşımızda olanlar ise o uzun savaştan başarıyla çıkmayı başarmış olanlardır.

Size söyleyeceğim diğer bir şey ise, o süslü kokteylin yalnızca elinde savaş baltasıyla dolaşanların elinde olmadığıdır, zira karşı tarafta da olsa elinde gül tutanlarda benzer bir amacın sahibidirler, çünkü onlarda o savaşçı genlerin soy çocuklarıdırlar.

Şimdi bir başlangıcı özetlersek; alan daraltması muhtemelen sahiplenmeyeceğiniz kadar önemsiz detaylar üzerinden başlamaktadır, sonra daha az önemli ve bu devamla en önemli olanlara doğru yükselmektedir. Bu sizi ses verebilir olmaktan çıkarana kadar devam eder, ta ki siz korkuya yenilene ve olana boyun eğerek görünmez olmaya yönelene dek. 

Örneğin bu yasaklar Türkiye’de içkiye yapılan fahiş zamlar ve sigara içimindeki alan daraltmalarıyla başladı; öyle ya içen kesim bile bu kötü diye kabul verilmiş alışkanlıkların arkasında duramazdı, çünkü içki ve sigaranın savunulacak bir yanı yoktu. Mütedeyyin kesimler ise o yasakları canhıraş sahiplendi, çünkü olaya alan daraltmanın bir başlangıcı değil, yanlış bir alışkanlığın sınırlanması gözüyle bakıyorlardı.   

Oysa unutulan bir şey vardı, bir şeyi sevmemek veya doğru bulmamak kişiseldir; zamlar veya yasaklarla sınırlamaya çalışmak ise başka insanların özgürlük alanlarına müdahaledir, yani kişisel değildir ve siz kişisel olandan çıkıp genel olana yöneldiğinizde başkalarının tercih haklarına da yönelmiş, müdahale etmeye başlamış oluyorsunuz. 

Savunulan şeyin doğru olması bir haklılık nedeni olabilir, ancak iş başkalarının yaşama tercihine kadar varıyorsa bir haklılıktan söz edilemez, çünkü haklılığın ölçütü başkalarının özgürlük sınırdır.  

Kuşkusuz savaşçı gen haklılığı dün de bu şekilde almadı, bugün de almıyor, gücü varsa başkasından kendi doğrusuna itaat etmesini hakkı görüyor, çünkü ona göre doğrunun tek olması gerekiyor ve ortada bir doğru varsa, bu doğrunun onun olması gerekiyor. Oysa tüm felaketlerin anası bu tekliktir.

Devlet bir olgu olarak elbette özgürlüklere müdahale edebilir ve gerekiyorsa kişisel özgürlükler alanına da girebilir, ancak bu genel kabullerin dışında, belirli bir fikir ve anlayışın neticesi ise “dur” demek gerekir; çünkü öyle bir başlangıcın kendi kendine durmak gibi bir kabiliyeti yoktur; kaldı ki ses vermemek dolaylı bir onaydır ki, yönetimlerin sessizlikten anladıkları da tam olarak budur.

Devlet normal bir devlet ise olaya bu açıdan bakmamalıdır, ancak bu kural normal bir devlet için geçerlidir.  

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here