Yaşamın kıyısında Afganistan III

5

Merhaba Ocak Medya okurları. Bir süredir bu köşede sizlere “Yaşamın Kıyısında Afganistan” yazı dizisi ile Afganistan’ı yazıyorum, anlatmaya çalışıyorum. Yani anlatmaya çalışıyorum derken aslında Onun yaşadıklarını, yaşanmışlıklarını, anlattıklarını sizler için kaleme alıyorum. Bu yazı dizisi boyunca hep O veya kaynağım diye hitap ettiğim kişi yani bir Afgan. Ülkedeki konumu gereği kimliğinin açıklanmasını istemiyor. Eh tabi ya Taliban’ın ölüm listesinde olan kim kimliğinin açıklanmasını ister ki?

İlk yazımda da yazmıştım onun mesleğini ancak tekrar belirtmekte fayda olacağını düşünüyorum. Kendisi Afganistanlı bir iş insanı ve aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) danışman/tercüman olarak hizmet veren sivil bir personel.

Amerika’nın ülkeden çekilmesi ve Taliban’ın ondan boşalan yerleri işgal etmesi ve en son başkent Kabil’i ele geçirmesinden sonra tüm ülke insanı gibi o ve ailesi içinde karanlık ve zor günler başladı. Kendisinden gün geldi elektriği olmayan bir evde karanlığa çakılan bir çakmağın ışığında ve sokakta Taliban güçlerinin ayak seslerinin arasında son durum hakkında bilgi aldım. Gün geldi TSK’nın kendilerine söz verdiği halde çalıştırdığı bu 153 personele karşı sözünü tutmadığı iddialarını yazarak çığlıklarını duyurmaya çalıştım. Ve gün geldi yaşamın kıyısından hürriyete bir adım kala umut dolu fotoğraflarını yayınladım. İmkanlar el verdikçe irtibatta kalmaya, seslerini duyurmaya çalıştım. Ve yine gün geldi sağ salim İstanbul’a geldi kendisiyle buluşup bir çay içebildim. Böyle başladı “Yaşamın Kıyısında Afganistan” yazı dizisi.

Peki ya nasıl kaçabildiler o cehennemden?

Cehennem diyorum çünkü yaşadığımız yüz yılda insanlığın kaderi midir bu? O anlatıyor ben gözümde canlandırıyorum. Bunu yaşamamış olan biri olarak bana bile zordu çok zor. Bir baba bir eş olarak bütün umudunu sana bağlamış tek güvenceleri sen olan üç çocuk bir kadın ile bütün imkansızlıklara rağmen yaşama kanat açabilmek.


NATO Kampına girebilmek…Onun duvarın öbür tarafındaki kamp ve Kabil Havaalanına geçmeye çalışırken çekip bana attığı ve o gün yayınladığım bir kare

O bu fotoğrafı bana karşıda görmüş olduğunuz duvarın öbür tarafına yani yaşama kavuşmalarını sağlayan NATO kampına ve hemen akabinde kendilerini Pakistan üzerinden Türkiye’ye getirecek olan Türkiye’ye ait uçağa bindiklerinde gönderebildi.

Peki nasıl oldu bu kaçış? Sabah ilk önce birisi ev ile Kabil havaalanının da içinde bulunduğu NATO kampı yoluna Taliban unsurlarının olup olmadığını gözlemlemek için keşfe gönderildi. Valiz yerine bir iki poşet kıyafet torbası hazırlandı. Ancak olası bir kontrolde şüphe çekmemek adına torbalara yerel kıyafetlerin dışında başka hiçbir kıyafet konulmadı. Ve yukarıdaki kareye benzer görüntülerin ana haber bültenlerinde yayınlandığı o meşhur NATO kampının duvarının önüne gelindi.

Yok durun bu o kadar kolay olmadı. Omzunda bir çocuk bir kolunun altında diğer çocuk, hemen arkanda diğer elini tutan bir kadın ve onun da yanında bir çocuk ile bu mahşer-i kalabalıktan o duvara hemen ulaşmak o kadar kolay mı? Sadece duvara olan son beş metre kadar bir mesafeyi bile katetmeleri iki saatlerini aldı.

Bu yazı dizisinin ilkinde tam da burada sizlere şu cümleyi kurmuştum “Evet çocuk deyince sanırım sizin de aklınıza yürek burkan aynı kare geliyor. Amerikan askerlerine yani hayata yaşama fırlatılır gibi fırlatılan çocuklar.” Evet bu hikayede de tam anlamıyla öyle oluyor. İki saatlik bir çabanın sonunda kalabalığın arasından sıyrılıp o beş metreyi geride bırakan o ve ailesi duvara sonunda ulaşıyor.  Baba ilk önce çocuklarını aşağıdan duvarın üzerinde bulunan Amerikan askerlerine fırlatıyor. Sonra karısının duvara çıkmasına yardımcı oluyor. Ancak çocuklar ve karısı duvarın öbür tarafındaki askerler tarafından kapıdan geri çıkartılıyor. Hepsi için büyük bir hayal kırıklığı…Tekrardan omzunda kucağında çocuklarla duvara ulaşmak çok zor ve baba kollarında artık güç kalmadığı için biraz dinlenmek istiyor. Doğdukları günden beri Taliban korkusu ile büyüyen çocuklar ise evlerine geri dönmek istiyorlar. Bir saat sonra son bir gayretle duvara tekrardan ulaşıyorlar. Çocukları tekrardan Amerikan askerlerine atıp karısını da çıkartıyor. O arada kendisinin geçmesine izin vermeyen eli silahlı Taliban’a Türkiye pasaportunu gösteriyor ama Taliban pasaportu yırtmaya çalışıyor yırtamayınca bir arbade yaşanıyor. Ve o şans eseri duvara çıkabiliyor. Taliban kapıdan tekrar geri gönderileceklerinden emin bir şekilde aşağıdan onu ve ailesini öldürmekle tehdit ediyor. Neyse ki korkulan olmuyor. Çünkü Türkiye vatandaşlıkları da olan aileyi uçağa bindirmek üzere Türk konsolosluğundan bir yetkili arayarak duvarın öbür tarafından alıyor ve yaşamın kıyısından yaşama doğru bir yolculuk böyle başlıyor.

5 YORUMLAR

  1. kendimi ve çocuklarımı böyle bir hayat karesinde tahayyül ediyorum da çok ama çok Zor bı durum.Allah selamet versin Afgan ve mülteci kardeşlerimize. Sayın yazar bı destek olmak adına bu kardeşlerimize nasıl yardım ulastirabiliriz.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here