Yazar ve Önsöz

0

Herkesçe bilinen ve tekerlemeye dönüşen bir söz var.

‘’Tavuk mu yumurtadan, yumurtan çıkar?’

Buna benzeyen bir söz de;

‘’Diktatörler mi dalkavukları, dalkavuklar mı diktatörleri yaratır’

Bunlardan hareketle ben de şöyle bir cümle kursam nasıl olur acaba?

‘’Yazar mı önsözü, önsöz mü yazarı taşır? ‘’

Birbirine benzeyen üç soru ve yanıt bekleyen durum.

Doğru soru, doğru yanıtı da beraberinde getirir.

Bizim gibi toplumlarda doğru soru soracak da az bulunur.

Zaten böyle olduğu için; Doğru ve güçlü sorular doğru sorulmadı. Doğru yanıtlar bulunmadı ve doğal olarak sorular yanıtsız kalınca bir dizi sorunumuz da buradan oluştu.

X

İyi kötü, kayda değer veya değmez birkaç kitap denemem oldu. Zaman zaman ben de bu kitaplarıma önsöz yazacak insan aradım. Bundan amacım; benim dışımda herhangi bir insan kitabı tanıtsın. Ola ki; nalıncı keseri gibi hep kendimize yontarız talaşıydı.

Ve hatırladığım kadarıyla;

Düş Üzre çalışmam için Cezmi Ersöz, Ölümü Yasaklıyorum’a Ertuğrul Kürkçü, ve Anılarıma da İsmail Beşikçi Hocamın birer önsöz yazmalarını istedim. Bu üç şahsiyet ‘’yok’’ demediler.

Demediler ama yazmadılar da.

Hatta Düş Üzere’nin basımında ‘’Bu kitabın önsözü olmayacak’’ diye bir açıklama da ekledim.

İsveçte’ki Süryani Ciran’ım Hanna’nın istemi ve ısrarı üzerine iki anı kitabımı sayın hocam Martin van Bruinessen’e yolladım. Martin hoca ile daha önce tanışmış ve Almanca kitabım Zwischen Den Fronten’i varmiştim. Martin Hocam hiç beklemediğim halde iki kitabımı okumuş ve olumlu şeyler söylemişti. Bundan cesaret alarak Word olarak 3 ve 4. cü ciltleri de yolladım.

Sonra Anılar-2 Sevgim Fırat Öfkem Ararat kitabım için Doz Yayınları’yla anlaşınca; Martin Hocam’a. ‘’Hocam Doz Yayınları’ndaki arkadaşlarla konuştum. Kitabı basmayı kabul ettiler. Kitap için bir şeyler yazmanız mümkün mü?’’ dedim. Hocam sağolsun çok erken bir  önsöz yazdı ve ben hemen Doz’a yolladım.

Şimdi o üç sorunun sonundaki Önsöz ve Yazar için şunu rahatlıkla yazabilirim.

Martin van Bruinessen gibi değerli bir tarihçi ve şahsiyetin kitabıma önsöz yazması benim için bir onurdur. Ve bence asıl Önsöz kitabı daha da anlamlı kılar.

İşte Hocamın yazdıkları.

Bu kitabın yazarı, Kürt toplumsal tarihinin yakın bir görgü tanığı, hem de bir aktörüdür. Birçok eylemlerde rol oynamış veya yakından izleyici olmuş, belirleyici olaylara tanıklık yapmış, bir hayli değişik insanı – hareketin lider, kurmay ve piyadelerini, örgütün rakip ve düşmanlarını, silahlı mücadele döneminde zor durumda bırakılan sıradan Kürd vatandaşlarını – yakından tanımış.
Anıları, Türkiye’de Kürt hareketinin yakın tarihi için önemli bir belge temsil ediyor.
Gülmüş ’ün sesi, değişik ve dinlemeye layık bir sestir, mücadelenin farklı alanlarında hep direnen bir ses.
Batman 1954 doğumlu Gülmüş, 1960’ların sonunda DDKO’dan haberdar olup politikayla ilgilenmeye başlıyor. Öğretmen okulunda, 1970’lerin siyasal tartışmalarına katılıyor; sonra öğretmen olarak çalıştığı Mardin’de, Kızıltepe’de PKK’nin bölge temsilciliğini yükleniyor.
Örgütün Siverek ve Hilvan’daki ilk meşhur şiddet eylemlerine oradan tanık oluyor.
1979’da Öcalan onu Bekaa’ya çağırdığında öğretmenliğinden vazgeçip profesyonel devrimci oluyor. Bekaa’da bir Filistin kampında gerilla eğitimi görüyor, fakat en iyi kullandığı silah, hep kalemidir.
Türkiye Kürdistan’ına dönüşünden hemen sonra yakalanıp, on bir sene cezaevinde kalacak. Diyarbakır’ın adı çıkmış cezaevindeki zulüm ve işkencelere tabi tutuluyor, efsanevi direnişlere katılıyor. Hareketin içeride ve dışardakiler arasındaki dinamiğini de şahsen deneyimliyor.
On bir sene sonunda tahliye olduğunda değişmiş bir toplumla karşılaşır. Kendine yeni bir hayat kurmaya çalışıyor fakat harekete bağlılığını da kaybetmiyor. “Önderlik” onu Şam’a çağırdığı an, pek güvenmemesine rağmen, itaat eder. Mahsum Korkmaz Akademisi adlı Bekaa’daki kampta çok soğuk bir kış geçiyor – görevli midir, tutsak mı belli olmuyor.
1991’de yine İstanbul’a gönderiliyor, partinin yayınlarında çalışmak üzere. Dönemin önemli haftalık ve günlük gazeteleri olan Yeni Ülke ve Özgür Gündem’de Şam’daki patronun isteǧiyle Genel Yayın Yönetmenliğini üstleniyor.
Demek ki Gülmüş, PKK hareketinde 1970’lı, 1980’li ve 1990’lı yıllarda meydana gelmiş önemli olay ve gelişmelerin iç yüzünü görmüş – ve bunu okurla paylaşıyor.
Anılarında kendini Apocu olmayan bir PKK’li olarak tanımlıyor: Onun sadakati öncelikli olarak Öcalan’a değil, fakat katıldığı hareket ve mücadelenin hedeflerinedir. Öcalan’a güvenmediği halde, hareketin içinde yer almak, katkıda bulunmak, mücadeleye hizmet etmek istiyor ve o yüzden verilen bütün emirlere itaat edip görevlerini yerine getiriyor. Fakat hep endişelidir, çünkü aldığı her kararın eleştirilebileceğini, belki de hıyanet olarak değerlendirilebileceğini biliyor. Canbaz gibi, hem devlete hem hareketin önderliǧine itaat ve direnme arasındaki dengeyi korumaya çalışıyor. Tecrübeleri, hareketin az bilinen yönlerini gösteriyor.
Gülmüş, harekete her şeyini verdi. Özel hayatı ve ailesi siyasal mücadeleye kurban gitti, sağlığı da. Cezaevlerinde kaptığı hastalıklar ve aşırı yorgunluğun sonucu olarak fena hastalandı. Ameliyat için Almanya’ya gitmeye mecbur kaldı ve 1994’ten itibaren Almanya’da yaşıyor.
Devletlerin resmi tarihleri olduğu gibi, toplumsal hareketlerde de kendi tarihi hakkında ‘doğru’ yorumlar ve anlatılar üretiliyor. Büyük harplerin tarihi, kazananlar tarafından yazılır; toplumsal hareketlerin tarih anlatısını şekillendirenler de genellikle, en başarılı önderler veya egemen akımlardır. Bu resmi ve egemen söylemlerin de genellikle ideolojik olarak ‘doǧru’ kabul edilen anlatıları var.
Kürt hareketinde bir Şükrü Hoca vardı. 1954 doğumlu.
İlk kademe kurmaylarından deǧildi, muhalefet edenlerden de deǧildi, fakat ikisini de tanıyordu ve hareketin iç dinamiǧini anlıyordu. Fırtınalı dönemin anıları, Kürdistan toplumsal tarihine karşı ilgi duyan herkes için ilginç bir kaynak teşkil ediyor.

Martin van Bruinessen
Utrecht, 23 Temmuz 2020

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here