- Kant, Hannah Arendt ve Kötülüğün Sıradanlığı /Banalität des Bösen - 13 Aralık 2025
- Heidegger ve Muhafazakarlık - 6 Aralık 2025
- Plattform der IzmiranerInnen in Deutschland - 30 Kasım 2025
Eskiden hepimizin evini süsleyen tahtadan yapılmış divanlar vardı.
Bakır tencereler, kaplar..
Kalkıp kanalını değiştirdiğimiz TV’lar…
Babam yazılarını, şeritini değiştirirken elleri siyahlaşan daktilosunda yazardı…
Artık bunların hiçbirisi kalmadı.
Bimiyorum belki de klasik sevenler hala kullanıyordur.
Ama genele baktığımızda insanlar hep yeni ürünler peşinde koşuyorlar.
Avrupa’da o kadar ileri boyutta değil, ama Türkiye’ye baktığımızda, teknolojiyi takip etmek, aktüel olmak bayağı aşırı şekilde…
En son model arabalar, en son model cep telefonları, tabletler…
Hayatında teknolojiyi bu kadar hızlı takip edip, sürekli yenilemek isteyen bu insanların, inandıkları Din ile ilgili neden KLASİK-SEVER olduklarını anlamaya çalışıyorum, ama başarılı olduğumu söyleyemem.
Haber programlarında son zamanlarda yapılan tartışmalarda işlenenler, hala FETÖ konusu etrafında dönüyor ve ben de dinlerken, ‘hala aynı şeylerin konuşuluyor olması ne kadar enteresan’ diye düşünüyorum.
Sunucuların ‘Peki çözüm nedir? Bunun önüne nasıl geçilir?’ diye soru yönelttiklerini duydukça, yüzlerce telefondan, santralleri kitlercesine aramak ve seslenmek istiyorum:
‘Arkadaşlar, bu kadar zor değil. Samimice, AKLIMIZI kullanırsak, bu sorunlar çözülür’.
Sonra da diyorum, belki hayat dediğimiz şey bu aslında. Basit olan bir iş için haftalarca, aylarca, yıllarca uğraşmak.
Kişisel İçtihada dayalı İslam Anlayışı’dır çözüm.
Devlette illegal yapılanmaların önlenmesi için,
Yurtlarda masum çocukların yanarak ölmemesi için,
Grupların-cemaatlerin-mistik yapıların İslam’ı başkalaştırmamaları için,
AKP-CHP kavgasının bitmesi için,
Kısacası İslam’ın doğru anlaşılması ve yaşanması, sağlıklı bir toplum oluşması için…
Nedir bu anlayış?
Nasıl müslümanlar ve toplum için çözüm olacaktır?
Kişisel İçtihada dayalı İslam anlayışı, aslında İslam’ın geldiği zamanki gibi toplumda anlaşılması ve yaşanmasıdır.
O toplumdaki müslümanlar gibi, günümüzde de müslümanların ayetleri öğrenmesi, anlaması, özümsemesi ve kişisel içtihat yapmasıdır.
Bugün müslümanlar, 23 yılda tamamlanan İslam’ı bir anda önlerinde bulmuşlar ve bundan dolayı da bocalamışlardır.
Kişisel içtihada dayalı İslam anlayışı; insanın kendi hayatında İslam’ını geliştirmesi, yetiştirmesi ve kendi İslam’ını oluşturmasıdır.
Onüç yıllık Mekke dönemini hayatında algılaması, yaşaması ve daha sonra Medine dönemindeki gibi ayetleri okuması, anlaması ve hayatına uyarlamasıdır.
Nedir Mekke dönemini algılamak ve yaşamak?
Düşünmeyi, hayatı ve kainatı gözlemlemeyi, Yaratıcı’yı kendi aklı ve kalbiyle araması, hayatı farkedebilmesi ve Yaratıcı’nın kanunlarına tam olarak inanmasıdır.
Birkaç örnekle açmak gerekirse:
Müminun Suresi’nde geçtiği gibi huşu ile ve Allah için namaz kılarlar. (Gösteriş ve desinler diye değil). Boş işlerden yüz çevirirler. (Günümüzdeki sosyal medya alışkanlığı, oyun hastalığı gibi) vs.
Allah sebze ve meyveleri mevsimlerine göre yaratır. Bu Allah’ın Sünnetullah’ıdır. Bugün bakıyoruz ki, kış sebzeleri-meyveleri yazın, yazın olanlar kışın tüketiliyor. Bunu eğer müslümanım diyenler de yapıyorsa, bu bir bakıma Allah’ın kanunlarına karşı çıkmaktır.
Diyeceksiniz ki, bu kadar da düşünmeye ne gerek var?
Evet var, çünkü dünyanın dengesinin bozulması, insanların dengesinin bozulması herşeyi anormalleştirmekte ve normal-anormal birbirine karışmaktadır.
Medine dönemindeki gibi müslümanların, kendi kişisel içtihatlarını yapmaları nedir ve nasıl olur?
İşte sorun da tam burası.
İçtihat yapamaz müslümanım diyenler…
Hayatlarında herşeye karar verirler, vakitlerinin büyük bölümünü ilim yerine TV karşısında geçirirler, oy kullanırlar ve devleti yönetecekleri seçerler, ‘önemli olan milletin kararıdır’ derler, ama milletin, halkın kendi hayatında dini öğrenmesi, anlaması ve kendi hayatına uyan İslam anlayışının oluşması konusuna gelince.. ne yazık ki, bunu beceremezler.
Neden?
Çünkü içtihat yapamaz insanlar.
İçtihadı onlar yerine dini gruplardaki abiler, ablalar, hocalar, hocahanımlar yaparlar.
Mistik yapıdaki, kendilerine gelmiş geçmiş bin yılın ilmi verilen şeyhler ve efendiler yaparlar da ondan.
Peygamber zamanını okuyanlarınız varsa bilirler.
Peygamber hanımlarıyla ilgili bır konuda, huzursuzluk çıkar ve Peygamber ‘bir daha bal şerbeti içmeyeceğini, kendine haram kıldığını’ söyler. Sonra ne olur biliyor musunuz?
Allah, Tahrim suresiyle Peygambere der ki: ‘Ey Peygamber, sen helal olanı niçin kendine haram ediyorsun?’
Bu nedir biliyor musunuz?
Peygamber dahi olsa, Allah’ın hukuku söz konusu olduğunda, Allah’ın meydan okumasıdır.
Ben şimdi soruyorum kendime:
İslam’ı başkalaştıran, değiştiren o kadar hoca, hocahanım, abi, abla, şeyh, efendi sizin durumunuz nicedir acaba?
Belki şu an sizin çağınız, doğrudur.
İnsanlar okumuyorlar, ilimle uğraşmıyorlar, kendileri için en önemli dedikleri dinle ilgili bile tefekkür etmiyorlar.. bu da doğru.
Ancak fiziğe yön veren Newton mekaniği artık değişti.
Newton mekaniği değişip, yerine Quantum düşüncesi artık her noktada etkisini gösteriyorsa, sizin zamanınız da çok sürmeyecek, din adına kendini yetkili görenler..
Bize öğretilen, ‘kim deneyi yaparsa yapsın deneyin sonucu aynı şartlar uygulandığında hep aynıdır’ düşüncesi, Quantum fiziği ve deneyleri ile değişti.
Artık modern fizik, Quantum fiziği diyor ki: ‘Deneyi yapan kişi deneye etki eder. Bakışaçıları deneyin sonucunu etkiler’.
Quantum’un bu düşüncesi din anlayışında da etkisini gösterecek.
İnsanlar belki yirmi otuz yıl sonra diyecekler ki, benim bakışaçım herşeyi değiştiriyorsa, demek ki benim dini anlamam da diğerininkinden farklı.
Demek ki benim dini anlamam bir başkasına bağlı olmamalı.
Demek ki hoca, hocahanım, şeyh yada efendi benim adıma dini anlayıp yorumlayamaz.
Demek ki ölünce Allah, bana hesap soracak, demek ki Allah bana ‘nasıl bir hayat yaşadın’ diye soracak, demek ki Allah bana ‘hangi hocaya, şeyhe uydun’ diye sormayacak..
O zaman ben kendi İslam’ımı oluşturmam gerek.
Kendi içtihatlarımı yapmam gerek.
Tabii o yıllar geldiğinde.. eserler, kitaplar da değişecek.
Ayetleri kelime ve nüzul sebebiyle açıklayan eserler,
Konularına ve güvenilirliliğine göre sıralanmış hadis kitapları,
Kelamı, Quantum merkezli anlatan, zihinlerin kiraya verilmemesi gerektiğinin önkoşul olarak alındığı ve kişinin hayatı endeks alınarak yazılmış nüshalar,
Kişinin ilmi kadar amel edeceğinin, ilmi kadar kişisel içtihat yapmasının önünü açan İslam hukuku eserleri ve niceleri yazılmış olacak…
İşte o zaman, şimdiki gibi, on kitap okumadan, ilmi eserleri bilmeden İslam hakkında ahkam kesenler olmayacak.
İşte o zaman İzmir gavur olmaktan çıkacak.
İşte o zaman insanlar hayatın ve anın tadını çıkaracaklar.
İşte o zaman Hz. Ömer’e camide ganimetler yüzünden hesap sorabilen kadın gibi özgürce soru yönelten insanların olduğu HUKUK Düzeni olmuş olacak.
İşte o zaman hem Türkiye, hem Ortadoğu hem de Dünya insanca yaşamanın hazzına varmış olacak…
Sevgilerimle…
Sinan Eskicioğlu












