Yeneroğlu: Bu atamalar adalete, liyakat ve görevin gereklerine uygun olma ilkelerine aykırı

0

Halkbank, Vakıfbank ve Ziraat Bankası yönetici kadrolarına ve yönetim kurullarına birtakım atamalar yapıldı. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı Ebubekir Şahin Halkbank; Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Hamza Yerlikaya ise Vakıfbank yönetim kurulu üyeliklerine getirildi.

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, ayrıca Basın İletişim Kurumu’nda, Hamza Yerlikaya da Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığında görev yapıyordu. Bu atamalara tepki gösteren DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, şunları söyledi:

“Adı geçen kişilerin mevcut görevlerine ek olarak kamu bankalarına atanmaları; adalete, liyakat ve görevin gereklerine uygun olma ilkelerine aykırı olup; toplumun vicdanını zedeleyici niteliktedir. Diğer taraftan RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in Halkbank yönetim kuruluna atanması aynı zamanda RTÜK’ün tarafsızlığını da engellemektedir. İfade ve haber alma özgürlüğünü sağlama görevi gereğince özerk ve bağımsız bir niteliğe sahip olması gereken RTÜK, kamu gücü ayrıcalığından yararlanan; ancak siyasi iktidar karşısında da özgür iletişimin savunuculuğunu üstlenebilen bir yapıya sahip olmalıdır. Oysa RTÜK Başkanının ‘Cumhurbaşkanının talimatını emir telakki ederiz.’ sözlerinden kısa bir süre sonra ödül niteliğinde önemli bir göreve getirilmesi, ahlaken ve vicdanen kabul edilemez.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve beraberinde oluşturulan devlet yapısının her biriminde olduğu gibi üst kurullar bakımından da yönetimsel olarak ciddi bir kriz hali yaşanmaktadır. Atamalarda uyulması gereken ilkeler yerini keyfiliğe, kurumsal yönetim kişisel yönetime, ehliyet ve liyakat yerini kayırmacılığa bırakmış; kurumsal hafıza önemli ölçüde tahribata uğramıştır. Keza diğer kurumlarda olduğu gibi kamu bankalarının yönetim kurulu üyeliği ve üst kadro görevleri sadece kadrolaşma olarak görülmekte; bankacılık formasyonu ve donanımı bulunmayan, Türkiye ve dünya ekonomisi hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olmayan kişiler tarafından yürütülmektedir.

Ne yazık ki son yıllarda yaşadığımız liyakatsiz atamalar vatandaşlarımızda devlet algısını ciddi şekilde zedelemiştir. Herkes için umut ve güven kaynağı olması gereken devletin bu özelliği büyük oranda zayıflamış; ayrımcılık, kayırmacılık, dışlayıcılık ve ötekileştirme yaygınlaşmıştır. Bu durum devlete, yönetime, yargıya ve kurumlara karşı büyük bir güven sorununa yol açmıştır. Bu güven sorununun çözümü ve toplumsal huzurun yeniden inşası için liyakat, görevin gereklerine uygunluk ve tarafsızlık ilkelerine aykırı olarak gerçekleştirilen atamalara son verilmelidir.

Türkiye, ancak her bir vatandaşına eşit mesafede bulunan, nesnel liyakat ilkelerine dikkat eden; şeffaf, hesap verebilir kamu hizmetlerini insan odaklı, kaliteli ve verimli bir şekilde yerine getiren bir devlet yapısı ile toplumsal güven, huzur ve refahı tesis edebilir. DEVA Partisi olarak, kamu hizmetine atanmada ve yükselmede yıllardır şikâyet konusu olan tüm ayrımcılıkları ortadan kaldırılması, objektif kriterlere dayanan ehliyet, liyakat ve performans dışında bir ölçüt kabul edilmemesi ve fırsat eşitliğinin mutlak surette sağlanması gerektiğinin altını tekrar çizmek isteriz.

Ayrıca kurumların üst düzey yönetici kadrolarına atanacaklar için siyasi sadakatin değil; liyakat, başarı ve performans ölçütlerinin esas alınması gerektiğini de hatırlatırız. Bu minvalde Vakıfbank ve Halkbank yönetim kurulu üyeliklerine hakkaniyet gereği liyakat sahibi uzman kişilerin gelebilmesi adına Hamza Yerlikaya’yı ve aynı zamanda RTÜK’ün tarafsız ve bağımsızlığının sağlanması adına Ebubekir Şahin’i istifa etmeye davet ediyoruz.”

Toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı

Reklam

Yeneroğlu, toplantı ve gösteri yürüyüş hakkında ise şunları ifade etti: “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, demokratik toplumun temel değerleri arasında yer alması nedeniyle bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır. İfade özgürlüğünde olduğu gibi toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı da sadece toplumun geneli tarafından savunulan ve kabul gören görüş ve fikirleri korumakla yetinmez. Aksine toplumun genelini rahatsız edebilecek yahut onların belirli düzeyde tepkilerini çekebilecek bazı fikirleri savunma amacıyla da toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenebilir.

Anayasa Mahkemesi içtihatları gereği, bir toplantı veya gösteri yürüyüşünde açıklanan düşünce ve görüşlerin sırf çoğunluk ya da siyasal iktidar tarafından benimsenmemesi veya onlarda rahatsızlık uyandırması nedeniyle yasaklanması mümkün değildir. İfade edilen görüş ve eleştiriler ne derece sert ve rahatsız edici olursa olsun, şiddet içermediği ve barışçıl niteliğini koruduğu müddetçe, yetkili makamların her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşüne tahammül göstermesi ve hoşgörüyle yaklaşması demokrasinin asli gereğidir.

Son günlerde ülkemiz; anayasasızlaştırma ve otoriterleşmenin etkisiyle anayasal hakların dahi kullanılamadığı, hukukun üstünlüğünün yerine keyfiliklerin hüküm sürdüğü ciddi bir kriz halindedir. Vatandaşlarımız düşüncelerini özgürce ifade ederek iktidarı eleştiremeyecek duruma gelmiştir. İktidarın kendisini eleştiren her ses ve görüşe kendisini kapatarak; baskı ve korku politikaları ile kendisi gibi düşünmeyenleri terör ile ilişkilendirmesi kötü yönetiminin ve otoriterleşmesinin en açık kanıtıdır.

HDP’lilerin milletvekilliklerinin düşürülmesi ile başlayan süreçte, anayasal haklarını kullanarak yapılmak istenen ‘Demokrasi Yürüyüşü’, usulsüz bir şekilde alınan idari kararlar ile engellenmek istenmektedir. HDP’nin gösteri yürüyüşü nedeniyle henüz hiçbir kamu düzenine aykırılık gerçekleşmemişken daha en baştan tüm yürüyüşlerin ve şehre giriş çıkışların yasaklanması, anayasal özgürlükleri ölçüsüz olarak sınırlamaktadır.

Diğer taraftan, 15 Temmuz Gazilerimizin, yaşadıkları olağanüstü süreçte onlar adına toplanan bağışların akıbetini sorgulamak amacıyla, tamamen yasaya uygun olarak gerçekleştirmek istedikleri toplantı ve gösteri yürüyüşlerine de orantısız bir şekilde müdahale edilmiştir. Ne yazık ki anayasal ilkeler doğrultusunda söz konusu toplantının hukuk dışı uygulamalar ile ölçüsüz bir şekilde kısıtlanması, hukuk devletinde kabul edilemez niteliktedir.

Herkesin önceden haber vermeksizin, barışcıl bir şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşü yapabileceği açıkça anayasal bir hak ve ilkedir. DEVA Partisi olarak vatandaşlarımızın söz konusu anayasal hakkı kullanmasının anayasal sınırlar içerisinde sağlanmaması ve keyfi idari tasarruflarla engellenmesini kabul etmiyoruz. Bu minvalde şiddete başvurmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi demokratik toplumun en temel değerleri arasında hukuk devletinin meşruiyet kaynağı olduğunu hatırlatmak isteriz. 15 Temmuz Gazilerimizin ve HDP’nin toplanma ve gösteri haklarının engellenmesi ve bu gösteriler sırasında kolluk kuvvetlerinin orantısız müdahalesini kabul edilemez bulduğumuzu belirtmek isteriz.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here