Yeni Medya Düzeni

1

“Düşüncelerine katılmıyorum ama senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar destekleyeceğim” diyor Voltaire.

Türkiye’de fikir ve düşünce özgürlüğü eskiden beri sorunlu bir alandır. Bırakın başkalarının düşüncelerini savunmayı, dile getirmesini savunmak dahi sıkıntılıdır. Bu durum, medya için adeta bir mayınlı arazidir. İktidar sahipleri gibi medya yazarları da kendi düşünceleri dışında fikir beyan edenleri, onlardan faydalanmak yerine, linçe tabi tutuyorlar.

Ya bendensin ya da kara toprağın.

Aynı fikirde, zikirde değilseniz ne ekran yüzü ne de köşe yüzü bulabilirsiniz. Öyle ki, bir gazeteci, başka bir gazetecinin neden hala çalıştırıldığını ve işten atılmadığını sorgulayabilecek kadar ileri düzey özgür düşünceye sahip. Bu sebeple gün geçmiyor ki, medyada işini kaybedenlere bir yenisi eklenmesin. 

Sıcağı sıcağına bir örnek:

Eski Başbakanlardan Ahmet Davutoğlu ile şahsi YouTube kanallarında canlı röportaj yaptıkları için gazeteciler Akif Beki, Yavuz Oğhan ve İsmail Saymaz’ın Rus haber ajansı Sputnik ve RS FM’deki programları sonlandırıldı. 

Karara tepki gösteren Ahmet Davutoğlu, “Bu kararın hiçbir izahı yok. Her kapıyı kapatsalar da biz yeni kapı açacak, susmayacağız” ifadelerini kullandı. Röportajda Davutoğlu, “Otosansürün en yoğun olduğu dönemden geçiyoruz” demişti.

Bu kararı “kim, neden, nasıl, hangi amaçla aldığını” bilmiyoruz. Ne ilk ne de son olacaktır. Bu gazeteciler ne yaptılar? Cevabı basit: 

İktidarın icraatlarına eleştirel yaklaşıyorlardı. Yetmedi, bir parti kuracağı söylenen Davutoğlu’na YouTube kanalında yer verdiler. 

İşte bu girişim bardağı taşıran son damla oldu. Bakanlık ve Başbakanlık yaptığı AK Parti ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eleştiri yönelten Davutoğlu’nun konuşmaması ve hiçbir yerde sesinin duyulmaması gerekiyordu. 

Asıl sorgulanması gereken ise “Nasıl oluyor da bu kadar televizyon ve gazetesi bulunan bir ülkede Davutoğlu, konuşacak bir yer bulamıyor ve YouTube kanalına muhtaç kalıyor?”

OHAL sürecinde toplam 204 medya kuruluşu kapatıldı. Bunlardan 25’i hakkında kapatma kararı iptal edildi. Cezaevindeki gazetecilerden bahsetmeye gerek bile yoktur.

Peki tüm bunlar olurken medya neredeydi?

Tabii ki hiçbir yerde değil, hepsi oradaydı. Olan biteni sessizce seyretmekle meşguldü. “Benden olmayana yaşam hakkı tanınmasın” anlayışıyla ya da “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” felsefesiyle gelişmeye yaklaşıldı.

OHAL’e kadar gitmeye gerek dahi yok. Bakın yakın zamanda yaşanan bir siber saldırı. Şu an okumakta olduğunuz Ocak Medya ile Genel Yayın Yönetmenimiz gazeteci-yazar Fehmi Koru’nun yazılarının yayınlandığı kişisel internet sitelerine siber saldırı yapıldı. Hem de arşivine varana kadar yok edilmek istendi. 

Üstelik bu olayın yaşandığı gün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sayın Koru’yu ikinci kez hedef tahtasına oturtup “Neden hala dışarıda?” diye sorabildi. Yani cezaevi yolunu gösterdi.

Evet, Bahçeli’nin açıklamaları ve sitelere yapılan siber saldırılar haber oldu. İşte o kadar. Sorgulamadan, eleştirmeden; hedef gösteren cümleler manşete çekilerek verildi. Adeta el ovuşturarak. 

Hangi köşe yazarı, sayın Bahçeli’ye “Bir dakika; hiç kimse fikirlerinden ve düşüncelerinden dolayı hedef tahtasına oturtulamaz, yargıya talimat verir gibi cezaevinin yolu gösterilemez.” dedi? Veya aynı gün “İki internet sitesine kim, neden, hangi hakla siber saldırı yapıp çökertebilir; amaç nedir?” şeklinde soru yöneltebildi?

Üzgünüm ama hiçbiri olmadı. En azından ben göremedim. Çünkü Ocak Medya ve yazarları ile sayın Koru, onlar gibi düşünmüyordu. Bu nedenle yok edilmeyi hak ediyorlardı.

Doğan Medya’nın el değiştirmesiyle birlikte tek seslilik zirve yaptı. Basın yayın organlarında kendilerine yer bulamayan işsiz gazeteciler, seslerini sosyal medya platformlarında duyurmaya başladı. Bu işi sadece gazeteciler değil milletvekilleri dahi yapıyor. 

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ile CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da sosyal medya hesaplarından yaptıkları canlı yayınlarla ülkede yaşanan sıkıntıları takipçilerine aktarmaya çalışıyorlar. Neden mi; ekranda yer bulamıyorlar da ondan.

İşte bu gayretler dahi şimdi siber saldırılarla hedefte. Oysa tek tip düşüncenin ne ülkeye ne iktidara ne de insanlara bir faydası yoktur. İnsanları sevmeyebilirsiniz, fikir ve düşüncelerini beğenmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz ancak onlara yaşam alanı tanıma saygısını göstermelisiniz.

Farklı düşünen insanlar konuşamıyor, fikir beyan edemiyorsa başta iktidar olmak üzere herkesin dönüp kendisine “Biz nerede hata yapıyoruz?” diye sorması gerekir. 

Karşılıklı saygı çerçevesinde, hakaret etmeden bir araya gelip fikir ve düşüncelerimizi paylaşmaktan daha güzel ne olabilir ki. 

Sonuçta insan konuşan sosyal bir varlık değil mi?

1 YORUM

  1. Yazdıklarınıza sonuna kadar katılıyorum Sayın Bayrak… Ancak sorulması gereken asıl soru; şu olmalı kanımca; İnsan sosyal evrimini tamamladığında karşısındaki fikri – düşünceyi ve ideayı dinler, ona alan açar ve ona özgürlükleri tanır. Ve; “Bizim içinde bulunduğumuz toplum bu -sosyal evrimin- neresinde kaldı da bunları yapmaktan aciz durumda?” Bunu hızlandırmak, buna bir katalizör etkisi yaratmakla mı başlanmalı? Yoksa tepeden inme yasalar mı şekle sokulmalı? Yada yıllarca beklemeli mi? Topluluğumuzda ki insanların, karşısındakinin fikir ve düşüncelerini söyleme – dinleme ve hatta onları yayma hürriyetini göstermenin ne zaman bir “lüks – erdem hatta tevazu” olmasından çıkıp, olağan bir şeye dönüşeceğini bende merakla bekliyorum.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here