Yeni Partiler Hakkında Sürç-i Lisan Ettim, Affola

0

İğne…
Rahmetli Sedat Simavi nasıl büyük bir adamdı ki, Hürriyet gazetesi şu anki acınacak haline rağmen hala kimi yazarlarına özgüven anıtları dikebiliyor. Kimi kastettiğimi sanırım tahmin ettiniz. Aslında sadece Ahmet Hakan ile sınırlı değil ama en çok onda görülen bu özgüven tabii ki Türkiye’ye damga vuran Hürriyet markasının yarattığı o sarsılmaz imajın bir neticesi. 

Sarsılmaz dediğime bakmayın, Türk insanının önemli bir kısmı artık ölüm ilanlarını bile vermiyor bu gazeteye. Ki bu ölüm ilanı sayfaları bir tür eski model facebooktur. Zamanında Yalçın Küçük üstadımız bu ilanlardan yararlanarak derin Türkiye analizleri yapmış, tuğla gibi kitaplar hazırlamıştır.

Barış Pınarı harekatında kutudan ne çıkarsa çıksın “yuppi” diyen Ahmet Hakan’ın son bir haftada yazdıklarını altalta koyup okusanız başınız döner, oturduğunuz yerde tutunma ihtiyacı duyarsınız. Bize geri sayım yaptırıp “bikbik etmeyin” diyen Ahmet Beyin “Mazlum Kobani ile görüşülür, Türkiye ile mutabakat yapılır” açıklaması her halde hepimizde “bikbik” değil ama “cikcik” etkisi yapmıştır.

Yine de Ahmet Hakan nezdinde Hürriyet yazarlarını cemi cümlesini anlayışla karşılamak mümkün. Şu kaydı şartla tabii; onları gazeteci değil de iktidar bülteni hazırlayıcı kabul etmek koşuluyla. ‘Kasa her zaman kazanır’ ya da ‘Patron hep haklıdır’ şeklinde özetlenebilecek bu tarz basın faaliyetinin, Türkiye’nin yakınsadığı 20. Yüzyıl yönetim tarzlarında örneklerini çokça görmüştük.

Hürriyet’in ve kardeşi konumuna sokulan eski rakibi Milliyet’in, bir zamanlar iki devin tahtını zorlayan Sabah’ın ve bunların yanında konumlanan irili ufaklı havuz yayın organının Barış Pınarı veya başka konulardaki yayınlarının ortak özelliği iktidarın doğrulanmasından ibaret oldu. Burada geçmiş dönemde en azından merkezi temsil eden Hürriyet gibilerde çıkan yazıların ortak paydası ise bunu “tarafsızlık” sosuyla servis etmek.

Bu tarafsızlık sosunu gözümüze sokan tarzın sempatik olmaya çalışıp, didaktik bir duruş ile muhalefeti de hizalama kaygısı güderek ilerlediğini görüyoruz. Yazdıklarını geriye dönük sorgulama ya da okuma ihtiyacı duymayan ve sadece anlık ihtiyaca göre yazı kotaran bu yazı erbabının eksikliğini hissetmediği ayna ise çoktan sandığın dibine atılmış durumda.

Çuvaldız…
Kimilerinin aynası sandığın dibinde, benimkisi yanı başımda.
Türkiye’de her gün yazı yazan kaç kişi var bilmiyorum ama net olarak her gün yazdığıma eminim. (Ocak Medyanın siber saldırıya uğradığı günlerde bir tek gün yazmadım sadece)

Açıkçası Türkiye’de hakaret etmeden eleştirmenin ve çelişkileri bir zamanların üstatları Çetin Altan, Uğur Mumcu, İlhan Selçuk tadında anlatmanın telaşına düştüm. Karşımdaki en önemli muhatap ise yukarıda anlattığım üzere kendine basın tertiplemiş iktidar oldu.

Reklam

Ben iktidarın en yılmaz eleştirenlerinden oldum.
Bu eleştirel duruşun belki de genlerime işlediği bir zaaf ise; yenilmez armada duruşundaki iktidara karşı, alternatif olma iddiasındaki tüm faaliyetlerden zerre dahi pas geçmeme kaygısı oldu.
Bu kaygı yazılarımdan ziyade (ki onlar daha ziyade bir tema etrafındaki düşünce birikimleridir) sözel katılımlarımda kendini ifşa etti.
Biraz samimiyet, çokça hesapsızlık ve sanırım az biraz da deneyim yoksunluğu buna yol açtı. Biraz da popülerliğin o albenisi.
Velhasıl adımın başına eklenen “yeni partilerden haber alan adam” ünvanının biraz dikkatsiz kullanımı, beni bir takım isimlere mahcup bıraktı.

Son olarak Babıali TV programında isimlerini zikrettiğim herkesten bu vesile ile özür diliyorum.

Açıkçası bu insanların yeni partilerle rabıtalarına dair bilgilerimin yetersiz olduğunu ifade etmekle mükellefim. Bu vesile ile programa beni davet eden Suat Toktaş ve Babıali TV takipçilerinden de affımı talep ediyorum.

Belki de Partilerin kurulmasını herkesten çok istediğim için vatandaşın buna olan teveccühünü taze ve diri tutmak için, olmayan bir görev edinmiş oldum.
Gönül koyanlar oldu.
Sözlerim biraz refleks ve özünde vatandaşı bilgilendirmek amaçlıydı ama görüyorum ki, oluşumlara istemeden zarar verme potansiyeli de ortaya koyuyorum.

Çok kişiyi zorda bıraktım mı bilmiyorum.
Benim gibi gerçek bir “fakirin” sözü kimseyi zorda bırakmaz benden başka buna da eminim.
Vesselam…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here