Yeni sistemin dış politika çıkmazı…Abdülhamid zamanında bile bu kadar kötü değildi….

0

AB’nin Türkiye’ye yaptırımda bulunma konusu üzerinde konuşuluyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Makron, AB içerisinde elinden geleni yaparak bütün kartlarını ortaya koydu.

Yunanistan ile komşuluk ilişkileri çoktan bitti. ‘Ne zaman sıcak gelişme olacak?’ Sorusu ile meşgul olan müttefikler ve düşmanlar…

Libya ve Suriye ise bataklığa dönen güç emici noktalar.

ABD seçimlere odaklandı, tabi Korona salgınından başını kaldırması da zor.

Almanya’ya o kadar tel’inde bulunduk ki, ‘gelin bir kahve içelim’ diyecek yüzümüz yok. Ha olsa, nasıl olur o da belli değil. Bazı anlaşmalar yapılıyor ama onu da oy kaygısından duyuramıyoruz.

Yalnızlaştık.

Bazıları yalnızlaştırıldık da derler.

Bazıları da bir derece ileri gider ve ‘Yalnız Kurt’ güzellemesi yapar.

Gelin sondan başlayalım.

Kurtlar hakkında geniş bir araştırma yapmış Alman bir arkadaşım altını çizerek teyit etmişti. Hem de ne zaman biliyor musunuz?

Şu an objektif bakmaya çalışan ben, bu arkadaşıma ‘Kurt’larla ilgili olarak, milliyetçiliğimizden gelen kurt benzetmesini övüne övüne sorduğumda…

Dediği şuydu: ‘Kurtlar yalnız değillerdir’.

Kurt, sürü halinde yaşar ve avlanır.

Ee bizi kandırdı mı yani bu kişiler?
Evet, gayet de güzel gaz vererek kandırmışlar…

Dış politikada yalnız kaldık.

Bütün komşu olan ve olmayan ülkelere racon kestik.

Bunun sebebi neydi?

İç politikada prim yaptığı için.

Oy getirdiği için.

Hatta yetiştirdiğimiz devlet görevlilerimize ‘monşer’ yakıştırması takıp, hakir görüp, hakir gösterdik.

Liyakat sahibi olan bilgili dışişleri görevlilerimiz kızağa çekildiler ve yerlerine de iç politikada oy kazandıracak kişiler geldi.

Tek kıstas vardı.

Yeni sistem.
Cumhurbaşkanlığı sistemi.

%50 + 1

İç politikayı hedef alarak dış politika üretmeye ve stratejiyi ona göre kurmaya çalıştık. Daha da açık ifade edelim; dış politika stratejisi kurmadık, iç politikada oy kazandıracak hamleler yapmaya çalıştık.

Sonuç olarak yalnız kaldık, düzenli ve tutarlı stratejimiz de olmayınca, bocalamayla sorunların içine gömüldük.

Yalnızlaştırılmadık.

Yalnızlaşmayı şimdiki siyasi iktidar istedi. Başta partide, sonra iç politikada ve sonra da şimdi olduğu gibi dış politikada.

AB, 24 Eylül’de yapılacak liderler zirvesinde bu konuyu ele alacak. Ve Türkiye gene yalnız.

Yunanistan ve Fransa, AB’nin bu kararı alması için yoğun çaba içindeler.

Almanya kararsız.

Ama Almanya’nın açık bir şekilde kararını Türkiye’den yana kullanması da net değil.

Başta ifade ettiğim gibi, o kadar tersledik ki, Almanya da buna yanaşmıyor.

Yanaşacak olsa kamuoyu baskısından çekiniyor.

Bir örnek vereyim.

NRW (Kuzey Ren-Westfalya) Eyalet’indeki belediye seçimlerinde BIG isimli bir parti de ‘Entegrasyon Masası’ için seçimlerde yer aldı.

Caddelerdeki seçim afişlerine şu cümle yazılmıştı: ‘Dikkat! Erdoğan’ın partisi’.

Almanya, Türkiye açısından olumlu karar ifade edecek olsa bile, çekiniyor. Çünkü toplumsal baskı söz konusu.

Türkiye için olumlu karar verir mi?
Verebilir.

Çünkü Almanya ile Türkiye sıkı ilişkilere sahip iki ülke.

En son yapılan anlaşma da dikkat çekici.

Yapılan anlaşmaya göre; Almanya, Türkiye’de mal varlığı olan Almanya’lı Türklerin bu mal varlıklarını istediği zaman öğrenebilecek.

Bu, şu anlama geliyor.

Sosyal yardım alanlar, Türkiye’de yatırımları varsa, artık sosyal yardım alamayacaklar.

Bu statüde olan Ak partili Türkler için çok kötü bir durum.

Bu kişiler oy verirken bunu da göz önünde bulunduracaklar…

Ak parti için kötü.

Dış politikasını bile iç politikada oy kazanmaya endekslemiş siyasi iktidar, Almanya ile yapılan anlaşmaları ve hatta bu anlaşmayı bile duyurmak istemez ve istemiyor.

Hal böyle olunca da, Almanya ile ilişkilerimizi arttıramıyoruz.

Arttıramayınca da, AB Türkiye aleyhine çok rahat yaptırım kararları da alabilir.

Keşke Almanya ile ilişkimiz bu durumda olmasaydı.

Eskiden öyle miydi ya?

Örnek gösterip, toplum nazarında benzeşme sağlanmaya çalışılan Abdülhamid Dönemi’nde bile böyle değildi.

Sultan Abdülhamid ile Alman imparatoru II. Wilhelm çok sıkı dost olmuşlardı.

Daha sonra Almanya’da mareşalliğe yükselen Helmuth von Moltke, subay olarak Osmanlı ordusunda görev yapmıştı.

Alman İmparatoru II. Wilhelm 1898’de İstanbul’u ziyaret etmişti. Ve hatta Osmanlı üniforması giyerek nezaketini göstermişti.

Sultan Abdülhamid ile o kadar sıkı dostluk kurmuştu ki, birçok kez İstanbul’u ziyaret etti ve Sultanahmet Meydanı’ndaki Alman çeşmesi’nin yapımıyla bizzat ilgilenmişti.

Almanya’da yaptırıp II. Abdülhamid’e hediye etmişti.

Hasılı kelam, dış politika tecrübe ve strateji ile iyileşir ve düzlüğe çıkar; iç politikada oy kazanma hedefiyle değil…

Sevgi ve Bilgiyle kalın

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here