Yeteneğini iyiye mi kullanmak istersin yoksa kötüye mi?

1

     “Catch Me If You Can” evde film izlemeye zaman ayırdığımız bu pandemi döneminde iyi bir film seçimi olabilir. Gerçek hayattan sinemaya uyarlandığı için merak uyandırma özelliğini taşıyor. Sinema tarihine önemli izler bırakan, özel efektlerin kullanıldığı yapımı zor, iddialı, hayal gücümüzü zorlayan bilim kurgu-aksiyon filmleriyle tanınan sinema zanaatkarı Stephen Spielberg yönetmenliğini yaptığı “Catch Me If You Can” filminde nostaljik bir konuyu işliyor. İzleyiciyi 60’lı yılların nostaljisiyle buluşturarak ustaca anlatılmış psikolojik derinliği olan bir hikaye sunuyor. Sıradışı konusuyla da izleyiciyi bir anda filmin içine çekmeyi başarıyor. Öykünün sürpriz sonunu anlatmamak için ayrıntıya girmeden Frank karakterinin genel hikayesi ve nasıl bir ruh hali içerisinde yaşamının farklı yollara sürüklendiğinden bahsedeceğim.

     Senaryoda dünyanın en büyük dolandırıcılarından biri kabul edilen 17 yaşında Frank (Leonardo DiCaprio) FBI tarafından aranıyor. Filmin ilerleyen karelerinde Frank’in gösterdiği zekanın olağanüstü olmasıyla senaryo daha da dikkat çekici hale geliyor. Suç ve komedinin güzel bir şekilde harmanlanması da filme ayrı bir tat katıyor.

     Frank ailesinde yılladır kendisine öğretilen değerlere ters düşen davranışlarla karşılaşıyor. Bunun üzerine anne ve babasının boşanmasının ardından evden kaçıyor. Farklı mesleklere bürünerek çek kaçakçılığı yapmaya başlıyor. FBI ajanı Tom Hanks ve aranan dolandırıcı Leonardo DiCaprio arasındaki kovalamaca filmin akıcılığını canlı tutuyor. Değişik mekanlar içinde yer alan Frank’in yaptığı sahte mesleklerle onlarca ülke gezerek bir çok hikayenin içinde farklı yaşamlara sürüklendiğini gözlemliyoruz. Filmin temposunun bir an olsun düşmemesinin nedenlerinden biri de seyircinin pilot, doktor, avukat, öğretim görevlisi ve FBI ajanı gibi popüler meslekleri aynı filmde bir arada izlemesi. Çocukken çoğumuzun istediği mesleklere hiçbir okul okumadan sahip olan Frank Abagnale’nin maceraları senaryonun seyirci için ilgi çekici konusunu oluşturuyor.

     Heyecan ve merak öğeleri içererek izlerken sıkmayan sahnelerden oluşuyor filmin kurgusu. Yönetmen Stephen Spielberg anlatmak istenilen hikayeye yönelik çekimlerdeki detaylarıyla güçlü bir sinematografi yakalıyor. Böylece yaşatmak istediği deneyimi başarıyla sunuyor.

     Bu film 2002 yapımı olduğu için bilgisayarların gelişmediği, teknolojinin ve özel efektlerin yeterince ilerlemediği dönemde geçiyor. Bu yüzden de çağımızın polisiye filmlerinin fantastik, hareketli, üst düzey aksiyon duygusuna alışmış seyirci için aslında hafif bir serüven gibi gelebilir. Ama, iyi bir senaryo, güçlü oyunculuklar ve eğlenceli şekilde yazılmış polis-suçlu kovalamaca hikayesi izlemek istiyorsanız bu film tam size göre. Leonardo DiCaprio ve Tom Hanks’in rollerine yakışmasının yanında sürükleyici kurgusu da oldukça başarılı. Başrol oyuncularının inandırıcılığıyla gerçeği aratmayan sahneler ortaya çıkmış. Sinemada kötü rollerle tanınan Christopher Walken ise bu filmde oynadığı Frank’in iyi babası rolünün de hakkını vermiş.

     Bazı filmler zaman geçse de değerini kaybetmiyor. İşte bu film de hiç eskimeyenlerden. Seneler sonra unuttuğunuzda tekrar izlenebilecek ve keyif verebilecek türden. Bildiğimiz bir diziyi ya da filmi yıllar geçtikten sonra yeniden gözlemlediğimizde farklı şeyler bulabiliyoruz. Yeniden izlemek önceden göremediğimiz detayları keşfetme imkanı sağlıyor. Hayattaki deneyimlerimizden algılarımızla dünyaya bakış açımız, donanımımız ve eleştirel gücümüz değişebiliyor.

     Filmlerin hangi yaş aralığına hitap ettiği konusu ise aileler için çok önemli. Sinema filmlerinin değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasına ilişkin yaş sınırlamaları belki de daha dikkat verilerek yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Amerikan kültürüne göre belirlenen yaş sınırının Türk kültürü için aynı şekilde ayarlanmamasına özen gösterilmeli. Türk aileleri rahatsız olmadan izlenebilecek film bulmakta zorlanabiliyor. Yaş sınırına güvenerek film izlemeyi tercih edenler ise çoğu kez memnuniyetsizlik yaşayarak Türk ahlak yapısının kabul etmediği sahnelerle karşılaşıyor. Netflix’de maalesef ailece izlenebilecek film ya da dizi çok az sayıda bulunuyor. Bir çok kişi de sosyal medyada bu konuda şikayetlerini dile getiriyor. İyi senaryosuyla nitelikli, ufuk açıcı ve güçlü mesajları olan çok fazla yapımlar var bu platformda. Tadı, tuzu yerinde güzel bir yemek düşünün. Türk toplum yapısına ters düşen tek bir sahnesi olduğunda güzelim yemeği bozuyor. “Catch Me If You Can” de yararlı, orijinal mesajlarıyla kaliteli ve elegan bir film olmasına rağmen Türk ahlakını bozmaya yönelik sahneler az da olsa içerdiği için yetişkinlere yönelik bir film. Ailece izlenildiğinde Türk kültürünün yadırgayabileceği sahneler yer aldığından ve çocuklara olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlar içerdiğinden bu film için belirlenen 13+ yaş sınırı Türk seyircisine yönelik bir belirleme değil. Netflix’de “Catch Me If You Can” gibi filmlerin yaş sınırı belirlenirken ailelerin huzursuz olacağı düşünülerek daha duyarlı karar verilmesi gerekiyor. Filmlerin içeriği dikkatlice incelenerek ailece izlenip izlenemeyeceği hakkında Türk kullanıcılar için yeni işaret düzenlemelerinin eklenmesi seyircinin şikayetlerine biraz da olsa çözüm olabilir.  Aynı zamanda Netflix’deki Türk ahlâki değerlerini tehtid eden yapımlar yerine aileleri huzursuz etmeyecek rahatlıkta çocuklarıyla izleyebileceği yapımların da çoğaltılması ailecek izleyecek film arayanlar için bir çözüm oluşturabilir.  

     Gerçek hayattan uyarlanan “Catch Me If You Can”’in şaşırtıcı senaryosunda anlatılanlarla hayata dair düşündürücü, aydınlatıcı ve ezber bozan yanlar bulabilirsiniz. Amacı sadece eğlendirmek olmadan arka planında güçlü mesajlar veriliyor. İzleyiciyi bu etkisiyle de fazlasıyla yakalamayı başarıyor. Film sürprizli sonuyla seyircinin hayattaki bakış açılarının ve önyargıların sorgulanmasını sağlıyor. Bir insanı ötekileştirmek çok kolayken kazanmanın da olabileceği gerçeğini hatırlatıyor. Hata yapmak istemediği halde yetiştiği ortam ya da ailesinde yaşadığı bir travma, hayal kırıklığı insanın suç işlemesinde belirleyici olabiliyor. Anne ve babasının boşanmasının ardından hangisinin yanında kalmak isteyeceği sorusuyla karşılaştığında Frank karakteri kendini darmadağın bir ruh sağlığı içerisinde bularak evden kaçıyor. Hayranlık duyduğu annesiyle babasının arasındaki ilişkinin içyüzünün düşündüğü gibi olmadığını öğrenince kendini yalnız, çaresiz ve hayal kırıklığına uğramış hissederek psikolojisi altüst oluyor. Evden uzaklaşarak kendisiyle baş başa kalan genç adam bir gün tesadüfen üstün yeteneklerini keşfettiğinde bu zekasını kötüye kullanıyor. Kendini güvende hissetmeyen, yanında yol gösteren biri olmayan birinin neler yapabileceği konusunda psikolojilerini anlamaya yönelik yaşanmış bir hikayeden sahneler incelikle uyarlanıyor. Sahip olunan bir yetenek ve güç var ise iyiye kullanmak ya da kötüye kullanmakla ilgili seçimlerin ardında nasıl bir psikolojinin olduğu orijinal senaryosuyla, sinemanın etkileyici ve estetik anlatımı ile yansıtılıyor.

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here