Yine boşuna mı kapandık?

1

Salgını planlamak adına yolundaymış gibi başlayan süreç bir türlü iyi yönetilemeyince bir süredir hep birlikte yeniden evlere kapandık.

Bazı kepenkler belki de hiç açılmamacasına örtüldü. Koordinasyon tam anlamıyla düzgün yapılamayınca marketlerde kimi bölümler bir açıldı, bir kapandı. Bir türlü dengeyi bulamadık.

Piyasa Cumartesi pazarı ile çalkalandı. Çiftçinin ahvali göz önünde bulundurulmayınca tonlarca mal çürüsün diye çöpü boyladı.

Esnafı, sanatçısı, müzisyeni, çiçekçisi, pazarcısı halimiz pürmelâlimiz içler acısı. 128 Milyar dolar. Çocuklara çizgi film. Büyüklere masallar derken bu iktidar bize saç baş yoldurdu.

Dokunsan ağlayacağız!

Kimse kimsenin “Öte git!” lafına bile tahammül edemez oldu. Her gün ekranlarda insanların çocuk aklına uyup çıldırıp mahalle kavgasına tutuştuğunu ya da trafikte “Korna çaldın” diye kızıp sağa sola saldırdığını izliyoruz.

Anlayacağınız hepimizin canı burnunda.

Nasıl olmasın uzun zamandır hem canımızın hem de cananımızın derdine düştük.

Ne zormuş bu hayatta iken adeta cehennem azabı ile sınanmak. Bir türlü bitmek bilmeyen bir sınava tabi tutulmak.

Son günlerde ben de net bir biçimde Covid – 19 belası ile baş edebilmek için onu yadsıdığımı fark ediyorum.

Sevdiklerim tek tek aşılarını oldukça üzerimden kalkan yük, yaklaşık bir buçuk yıldır bu ağır duyguyla baş edebilmek için nasıl da çaresizce çırpındığımın farkına varmamı sağladı. İçime atıp, bastırdığım her şey sanki şimdi yavaş yavaş su yüzüne çıkıyor.

Bölünen uykuların, yersiz yere gelen kalp çarpıntılarının, biri konuşurken gözlerimin dalıp gitmesinin büyük bir manası varmış demek ki.

Oysa korkmuyor gibi yaparken ne de çok korkuyor muşum milyonlarca insanın yaşamını çalıp hayattan koparan bu gözle görülemeyen baş belası virüsten.

Markete girerken bile kendi hayalet ama sonuçları facia olan bu kötülükten kaçıyor olma hissi, etrafımda dolanıyor oluşu, nefesini ensemde hissetmek ruhuma ne kadar da ağır geliyormuş.

İtiraf ediyorum Covid – 19 senden ölesiye korkuyorum.

Hiç zamansız, yersiz ve kolayca milyonlarca insanın hayatına mal olman yüzünden senden şeytandan kaçmadığım kadar kaçıyorum.

Hayal etmenize gerek yok. Her saniye, her dakika, okulda, metroda, hastanede, pastanede yerde ve gökte her an tepemizde bekleyen bir Azrail var. Hep birlikte bunu deneyimliyoruz.

Varlığını algıladığımızdan beri aldığımız nefesin anlamını bile sorguladık.

Sayende gardrop dolusu kıyafet, evinin bulunduğu muhit, bankadaki para, ya da gençlik ve güzellik bir anda değersizleşti. Sağlıklı bir hayat dışındaki her şey bir anda çöp muamelesi görürken sağlıkla alınan tek bir nefes için bile ne çok şükretmem gerektiğini öğrendim.

Yaş, güzellik, kilo, boy bos, statü, okuduğun okul, bildiğin dil, kültürün, görgün bir anda püf diye uçup giderken akıbetimiz senin insafına kaldı.

Bir ailede aynı genden bir kardeş virüsü hafif semptomlarla atlatıp turp gibi hayatına dönerken diğeri bir anda sitokin fırtınasına yakalanıp aramızdan ayrıldı.

Birkaç gün önce mesaj atan, canlı bağlantı yaptığımız sapa sağlam insanların ölüm haberiyle sarsılıp, yıkıldık.

Tüm dünyayı kalbura koyup salladın. Kırıldık, düştük, döküldük.

Bizim yüzümüzden virüs bulaşıp ölen yakınlarımızın vebali ile yaşama tutunmak ne zordu biliyor musun? Bu dünyada cehennemi yaşarken öğrendik.

Her gün bir uçak dolusu insan ölürken; sadece Türkiye’de şimdiye kadar bir stat dolusu insan hayata gözlerini yumarken, hiçbir şey olmamış gibi sokaklarda fink atanlarımız, cafelerde yanak yanağa poz yapanlarımız kongre salonlarında lebalep caka satanlarımız da oldu.

Üç ay önce covid geçirmiş komşusunun hâlâ virüs taşıdığını sananlar da.

Hal böyleyken bugün bile maskesiz mesafesiz sokaktaki bir vatandaşa mikrafon tutup sorunca “Eeee şey ben virüse inanmıyom, bu Amarika’nın bir oyunu yeaa!” diyenlerimiz var. Sormayın kardeşim! Kafayı iyice ütüledik.

Tüm sevdiğimiz şeylere göz koyup birer birer elimizden aldın. Hepimizin arasına gözle görülmeyen ama uzun yıllarda kaldırılamayacak duvarlar ördün.

Hepimiz elimizden geldiğince önlemlere uyarak virüsün bitmesi için yardım etmeye çabaladık, çabalıyoruz. Herkes yapabileceği fedakârlığı son noktasına kadar yaptı. Ama gelinen noktada hâlâ elimizde yeterli dozda aşı olmadığı tantanalarını okuyup, bunalıyoruz.

Ölüm korkusu öyle fena bir illet ki ayrıcalık sağlanan kimi gruplara bile bilenip, içten içe hınç   besliyoruz. Yılın ortası olmuş ne yazık ki aşı hâlâ kırklı yaşlara bile ulaşamadı.

Türk Tabipler Birliği Aile Hekimliği Kolu Başkanı Dr. Emrah Kırımlı’ya göre “Aşı lojistiği zayıf olduğu için günlük 600 bin civarında olan aşılama sayımız 200-300 binlere geriledi. Aşılar yavaş yavaş geliyor. Ve biz de çok randevu açamıyoruz. Toplum bağışıklığı için bugüne kadar yaptığımız aşılamanın iki katına ulaşmalıydık. Bu durumda aşının koruyuculuğu uzun süre kullanılmış maske gibi oluyor.”

Oysa Amerika ve çoğu Avrupa ülkesi neredeyse aşılamalarının tamamını tamamlayıp sürü bağışıklığını sağlamış görünüyor. Bizse günlerdir eve kapanmış önümüzdeki günlerin bize getireceği belirsizliğe doğru umutsuzca bakıyoruz.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Çin aşılarının akıbeti konusunda demeçler vermek yerine hepimize uygulanacak dozların derdine düşse kanımca daha yerinde olacak, ama nafile. Artık ülkede adalete olan inancım sarsıldığı için olayı ilahi adalete havale etmek istiyorum ve diyorum ki.

Yüce Rabbim biz mezarlıkta usulca yürürken Senin verdiğin iki elini en doğal biçimde sırtında bağlayıp gezenler hakkında soruşturma açtıklarına şahit olduk.

Pekiyi, Sen; aramızda hem de iki kolunu sallaya sallaya böbürlenerek dolanırken bir işi yüzüne gözüne bulaştırıp beceremeyenler hakkında ne düşünüyorsun?

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here