Yolsuzlukluk, yoksulluk, zulüm üreten bir yıkım sistemiyle karşı karşıyayız..

0

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. “Biliyorlar bu sisteme gerçek alternatif; halklar için özgürlük, inançlar için eşitlik, gençler için umut ve kadınların hayatlarını kendilerinin belirlediği bir düzendir. İşte bu fikriyat HDP’nin temelidir. HDP’ye bu kadar saldırmalarının sebebi budur.” diyen Sancar, şunları söyledi:

“Her bir suç odağı kendini güvence altına almaya çalışıyor, şimdiden güvenli mevziler yaratmaya çalışıyorlar. Çünkü i̇ktidarın gittiğini görüyorlar. Fakat biz oturarak bu sonu beklemeyeceğiz. Demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesini sürdüreceğiz.

Çalışma grupları oluşturduk. Hazırlayacağımız savunma sadece bir hukuki savunma olmayacak, bu savunma demokrasi mücadelesinin gelecekte parlak bir belgesi olacak. Savunmamız tarihe karşı, hakların vicdanına yazılmak üzere hazırlanacak.

Bu ülkeyi boğan, nefessiz bırakanların sırtını sıvazlarken, İzmir katliamcısına ‘abicim’ derken, kadınları nefessiz bırakmaya çalışan bu iktidar düzeni şiddetin ortağı değildir de HDP midir şiddetin ortağı? Şiddet odağı olan bu i̇ktidarın kendisidir. Deniz Poyraz’ı katleden kimdi? Küçük ortak, nefret ve Kürt düşmanlığı siyaseti ile ilişkili olan, korunan bir kişiydi. Şiddet arıyorsanız bize değil bize yapılana bakacaksınız, bizim yaptığımız şey bu ülkede barışı savunmaktır.

AKP’li yurttaşlar; eğer size korku salarak derlerse ‘biz iktidardan gidersek bütün kazanımlarınız gidecek’ buna inanmayın. Sizin haklarınızın da, bütün yurttaşların hakları ve kazanımları gibi bizim sorumluluğumuzdadır. Biz tüm yurttaşların haklarının güvencesiyiz.

Yolsuzlukluk, yoksulluk, zulüm üreten bir yıkım sistemiyle karşı karşıyayız. Ortaya saçılanların haddi hesabı yok ama kime sorarsanız bunlar daha buz dağının görünen kısmı. Boğazına kadar yolsuzluğa, talana, ranta bulaşmış kurumlardan medyasına, yargısına, bürokrasisine varıncaya kadar her yeri bu kirlilik çarkının dişlisi haline getiren bir iktidar düzeni var bu ülkede. Bu mafyatik düzeni değiştirmek için mücadele ediyoruz.

Bunlarla varlığını sürdürüyor. Ayak izlerine bakarak suçun merkezi durumundaki mağaradan uzaklaşmamak. Hep birlikte yapmamız gereken şey suçun merkezine doğru ilerlemek. Bugün suçun en büyük merkezi tepeden tırnağa mafyalaşmış, yalan, talan ve kan iktidarının düzenidir.”

HDP Eş Genel Başkanı Sancar’ın konuşmasından öne çıkanlar

İçinden geçtiğimiz bu dönem tekçi, baskıcı, inkarcı, kıyıcı zihniyetle eşitlik, adalet ve özgürlük isteyenler arasındaki mücadelenin final yılı olacak. Finale doğru gidiyoruz. Bu final yılında başta alevi canlarımız ve Kürt halkı olmak üzere bu ülkedeki tüm ezilenlerin mücadele ortaklığını pekiştirmek istiyoruz.

Ortaya saçılanların haddi hesabı yok ama kime sorsanız bunlar buz dağının görünen kısmı. Biz de biliyoruz bunu. Boğazına kadar yolsuzluğa, ranta, talana bulaşmış; kurumlardan medyasına, yargısından bürokrasisine varıncaya kadar her yeri bu kirlilik çarkının parçası haline getiren bir iktidar düzeni ve bunu besleyen bir zulüm düzeni var. On yıllardır süren bu sistemi ve bu sistemin ürettiği en büyük canavarlar olan bu mafyatik düzeni değiştirmek için mücadele ediyoruz. Tepeden tırnağa kire, batağa saplanmış olan bu iktidar düzeni ve onun beslendiği on yıllardır devam eden sistemi değiştireceğiz.

Bir değerli gazetecinin yazısından bana da ilham veren bir bölüm aktarmak istiyorum. Hakkı Özdal diye bir gazeteci, son okuduğum yazısında (Karl) Marx’tan başlayarak Martin Luther’e giden bir analiz yapıyor. Luther’in Marx tarafından alıntılanan sözünü aktarıyor. Luther, tefeciliğin küçük hırsızlıktan daha önemli bir suç olduğunu ama küçük hırsızlar hapiste çürürken büyük hırsızların altın ve ipekler içinde debdebeli bir hayat sürdüğünü, bunun için de Roma mitolojisindeki canavar dev Cacus imgesini kullanıyor. Dev canavar Cacus bir mağarada yaşamakta ve yalnız geceleri köylülerin öküzlerini çalıp yemek için dışarıya çıkıyor. Fakat hırsızlığı anlaşılmasın diye, çaldığı öküzleri boynuzlarından geriye doğru iterek mağarasına sürüklüyor. Böylelikle sabah uyanan köylüler, kırda kaybolmuş öküzlerinin ayak izlerini mağaraya doğru değil, mağaradan dışarı doğru takip edecekler, hırsız ve cani Cacus’u masum sanacaklar. Gerçekliğin, görüntüden fazlasını içerdiğini bu mitolojik örnek bize çok iyi gösteriyor. Bugün Türkiye kırda kaybolmuş öküzlerini arayan Roma köylüleri gibi yalnızca önüne konan görüntülere, genelde küçük kalibreli isimlere, bağıntısı koparılmış olaylara bakarak ilerlemeye çalışıyor ama bu yol yanlış yol. Buradan varacağımız yer hırsızlığın ve caniliğin merkezi değil bu merkezden ulaştığımız nokta olacaktır. Karşımızdaki sistem on yıllardır aynı araç ve yöntemlerle, hatta son 30-40 yıldır aynı şahıslarla işliyor. Bunlarla varlığını sürdürüyor. Yapmamız gereken suçun merkezine ilerlemek. Bugün suçun en büyük merkezi tepeden tırnağa mafyalaşmış bu düzendir ama mücadelemizi ve ışığımızı bundan ibaret bırakırsak yine sonuç alamayacağız.

ÇIKIŞI SAĞLAYACAK GÜÇ HDP

Kürt sorununda çözümsüzlüğü, imha ve inkarı esas alarak işlemektedir bu sistem. Bütün yalan, talan, soygun, cinayet, tecavüzleri Kürt sorununda savaş politikalarını kullanarak örtmeyi beceriyorlar. Bugüne kadar bir şekilde başarılı oluyorlar. Final yılı derken kastettiğimiz bu. Bu sistemi ve onun ürünü olan bu canavar iktidarı değiştirecek olan şey güçlü bir toplumsal mücadele, geniş bir demokrasi ittifakıdır. HDP bunun öncülüğüne taliptir. Bu kirli düzende zerre parmağı, en ufak menfaati olmamış bir parti ve gelenekten söz ediyoruz. HDP bütün bu kirli geçmiş ve bugün içinde hiçbir pisliğe bulaşmamış bir özgürlük, eşitlik, demokrasi mücadelesinin bugünkü adresidir. Bu temizliği, inancı, kararlılığı ile bu düzen ve sistemden çıkışı sağlayacak güç HDP’dir. HDP’ye bu kadar saldırmalarının sebebi budur.

Suçluluk ortaklıkları geleceklerini tehlikede görmeye başlarlarsa birbirlerine karşı savaşmaya başlarlar. Bunun asıl nedeni de ranttan daha büyük pay almak. Daha ötesi her bir suç odağı kendini güvenceye almaya, güvenli mevziler yaratmaya çalışıyor. Çünkü iktidarın gittiğini görüyorlar.

Biz bekleyerek, iktidarın sonu geldi diyerek bu son gelmiyor. Bu sonun gelebilmesi için her gün her alanı demokrasi, özgürlük, eşitlik mücadelesini en geniş birlikteliklerle yürütmek zorundayız. Demokrasi ittifakı çağrımızın amacı budur. Sadece seçimlere odaklı bir çağrı olarak görmediğimizi defalarca söyledik. Evet seçimler çok önemli ama her şeyi seçimle halledeceğini düşünerek bugünün mücadele gereklerini yerine getirmeksizin oturup seyretmek ve boş sözler üretmekle bu düzen değişmez.

Bundan sonra yürüyüşümüzün her aşamasını Türkiye’nin ezilenleri ile, dışlananları ve emekçileriyle bir araya gelerek belirleyeceğiz. Halk buluşmaları düzenleyeceğiz. Kapatma davasında nasıl yürüyeceğimizi demokrat vicdanlı hukukçulara sorarak belirleyeceğiz. Savunmayı sadece bizim hukuk büromuz ve avukatlarımız yazmayacak. Çünkü bu dava sadece HDP’ye karşı açılmadı. Bu dava demokrasi mücadelesine, barış umuduna, özgürlük özlemine karşı açılmıştır.

SAVUNMAYI MAHKEME SALONUNDA OKUMAK İÇİN YAZMIYORUZ

Dün İstanbul’da Türkiye’nin önde gelen hukukçuları ile bir araya geldik, onlarla konuştuk, fikir aldık ve çalışma grupları oluşturduk. Savunmayı da mahkeme salonlarında okumak için yazmayacağız. Bu savunma sadece bir hukuki savunma olmayacak. Bu savunmayı hukuk yoluyla demokrasi mücadelesinin gelecekteki parlak bir belgesi olacak şekilde hazırlayacağız. Oraya bakarak hukuksuzluklara karşı demokrasi mücadelesini, hukuktan da yararlanarak nasıl yapılacağını tartışan, gelecek nesillere bir görev olarak görüyoruz.

İddianameyi de çürüteceğiz. O zor iş değil. Zaten çürük, uzun uzun uğraşmamıza gerek yok. Yine de işimizi ciddiye alıyoruz. Şüphesiz bu iddianameyi okuduklarında vicdanları harekete geçecek hukukçular hâlâ Anayasa Mahkemesi’nde mevcuttur. Ben buna inanıyorum. Anayasa Mahkemesi’nde de hâlâ bütün bu çürümeye ve hatta hukuk sefaletine, rezalete karşı içi sızlayan hakimler var. Onların da vicdanlarına sarılabilmelerinin yolu toplumsal mücadeleyi büyütmekten geçer. Toplumdaki o gür sese baktıklarında cesaret alacaklar.

Biz HDP’yi kapattırmayacağız derken mahkemeden kapatma kararı çıkmaz demiyoruz. Biz HDP’yi fikriyat ve teşkilat olarak yaşatacağız ama mahkemenin karar verirken sadece o salonla sınırlı bir karar vermediğini de göstereceğiz. Verecekleri karar uluslararası alanda bir araya geldikleri demokrat, vicdanlı hukukçulara verecekleri hesap olacak. Bu toplumun vicdanlı büyük çoğunluğuna verecekleri hesap olacak.  Biz onlara yardımcı olacağız. Ondan sonrası kendilerine düşüyor.

ASIL ŞİDDET ODAĞI BU İKTİDAR

Bizi itham ettikleri şeylerden biri de HDP’nin şiddetle ilişkili olması. Nasıl bir kara ironi? İnsanın bu kadar rezillik karşısında tebessüm etmesi de kolay olmuyor. Tepeden tırnağa suça batmış, şiddet üreten bu iktidarın kendisi bu davayı açtırmıştır, şimdi de iddianameye HDP’yi şiddetle ilişkilendiren güya deliller koymuşlar. Kurdukları sistemin kendisi baştan aşağı şiddet üretiyor. Asıl şiddet odağı olan bu iktidarın kendisidir.

HDP İzmir İl Binası’nda Deniz Poyraz yoldaşımızı katlettiler. Katleden bu iktidar ve küçük ortağının nefret siyaseti ile ilişkili, korunan kollanan yol verilen kişiydi. Şiddet arıyorsanız bize değil bize yapılana bakacaksınız. Bizim yaptığımız bu ülkede barışı sonuna kadar savunmaktır. Şiddeti toplumsal alanın belirleyici, etkileyici bir unsuru olmaktan çıkarmak HDP’nin varlık sebebidir.

Siirt Pervari’de aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu göçmenlerin kamyonuna korucular tarafından yaylım ateşi açılıyor. 2 göçmen katlediliyor. 10’u da yaralanıyor. Sivilleri, çaresiz göçmenleri hedef alan, gözünü kırpmadan katletmeyi becerebilen bir sistem. Şiddetin odağı kim? Bizzat iktidarın kendisidir. Hafta sonu İstanbul’da düzenlenen Onur Yürüyüşü’ne de polis vahşice saldırdı. Şiddetin en ağırını uyguladı. Bir gazetecinin boğazına basarak öldürmeye teşebbüs etti. George Floyd örneği hala hafızalarda iken bundan bile ürkmeyen bir şiddet aygıtı ürettiler. Şiddet İçişleri Bakanlığı sözcülerinin açıkça savunduğu bir şeydir işte. Şiddetin odağı bu iktidarın kendisidir.

İzmir katliamcısına ‘abicim’ derken muhalifleri, gazetecileri, kadınları nefessiz bırakmaya, boğmaya çalışan bu iktidar düzeni şiddetin odağı değil de HDP midir? Hadi oradan. HDP onurun, eşitliğin, özgürlüğün, birlikte barış içinde yaşamanın adresidir. Sizin şiddetinizi sonlandırmak için her türlü bedeli ödeyerek karanlıkla mücadeleyi yürüten insanlar topluluğudur. Siz bu partiyi mi kapatacağınızı düşünüyorsunuz?

SONUÇ NE OLURSA OLSUN

Sonuç, mahkeme kararı ne olsa olsun HDP fikriyatı ve halkların ortak mücadelesi ile bu mücadeleyi sürdürecek, eğer hesap seçimse kapatsanız da seçimlerde ülkenin geleceğini belirleyecek gücünü sonuna kadar ortaya koymanın yolunu yaratacaktır. Bu yolu kapatabileceğinizi düşünüyorsanız elimizde bir tek toplu iğne kalsa onunla yeni yeni yollar açacağız. Türkiye’nin geleceğini bu inançla kuracağız. İstedikleri kadar dava açsınlar bunların miadı doldu. Onlara bunu gösterecek şey hepimizin ortak mücadelesi.

‘Hepimizin mücadelesine’ AKP’ye oy verenler dahi bütün yurttaşlarımız dahildir. Artık bu iktidarın sizin oylarınızla bu düzeni sürdürmesine izin vermeyin. Size korku salacak propagandalar yaparlarsa, biz iktidardan gidersek sizin de tüm kazanımlarınız elinizden gidecek derlerse inanmayın. Sizin kazanım ve haklarınız da bütün yurttaşların hakları ve kazanımları gibi bizim sorumluluğumuzdadır. Biz o hakların da yurttaş olarak kazanımların da güvencesiyiz.

Bu konuda umutsuzluğa yer yok. Haklıyla haksızın, zalimle mazlumun, soyguncuyla emekçinin karşı karşıya geldiği bu finalde çoğunluk biziz, haklı biziz, kazanacak olan da bizleriz. Buna önce bizler inanmalıyız. Sözümün, sesimin ulaştığı her yurttaşa sesleniyorum. Birlikte yürürsek bu talan, yalan ve soygun düzenine son vereceğiz.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here