Yüksek yargı mensupları da kararlardan dertli..

0

TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Belirlenmesi Araştırma Komisyonu’na bilgi vermek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelen yüksek yargı mensupları, yargının içinde bulunduğu durumu gözler önüne serdi.

Deneyimsiz hakimler tarafından alınan bazı kararların yargının itibarını zedelediğini vurgulayan yargı mensupları, ceza indirimi dahil birçok konuda alınan kararları kendi ailelerine dahi izah etmekte zorlandıklarının altını çizdiler.

Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) 1. Daire Başkanı Halil Koç, son altı yılda 1.210 hakimin görevi ihmal ve suiistimalden yargılandıklarını belirterek “ Bunların içinde tabii, son 2016 sonrası FETÖ terör örgütü irtibatı, iltisakı nedeniyle görevden ihraç edilen hâkim, savcıların da birtakım verdikleri kararlarla ilgili şikayetler de söz konusu ve  bunların terör örgütü üyesi olma saikiyle karar vermiş olması dikkate alınarak bunlarla ilgili de kovuşturma izni verilmişti ve bunlar şu ana kadar devam ediyor. Onlarla ilgili kovuşturmalar bittikten sonra da gerekli disiplin işlemi yapılıyor.” dedi.

HSK Daire Başkanı Koç, Kurul müfettişleri tarafından 846 hakim hakkında disiplin incelemesi ve soruşturmasının devam ettiğini bildirerek “ En önemli konularımızdan birisi hâkim, savcılarımızın meslek etik ilkelerine uyması, adil, sağlıklı bir şekilde karar vermelerini sağlamaktır.” diye konuştu.

Koç, mahkemeler tarafından alınan kararların Yargıtay’da onanma ve bozma oranlarının da  dikkate alındığını belirterek, bu kararların hakimlerin terfilerinde etkili olduğunu kaydetti. Türkiye’de 21 bin 993 hakim ve savcının bulunduğunu bildiren Koç, hakimlerin yüzde 36.3’ünün, savcıların ise yüzde 15’inin kadınlardan oluştuğunu açıklarken, sadece Sinop ili ve iki ilçede kadın başsavcı olduğunu ifade etti.

“TUTUKLULUK KONUSUNDA ZORLANDIĞIMIZ HUSUSLAR VAR”

Komisyona bilgi veren Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanı Eyüp Yeşil de “Demokrasiye, kuvvetler ayrılığı ilkesine sonsuz inancımız var ve bu doğrultuda hakimler de kanunlara, Anayasa’ya göre karar vermek zorundadırlar.” dedi.

Eyüp Yeşil, şunları söyledi: “Zorlandığımız hususun biri de tutukluluk konusudur. Bakın, toplumun önemli kesimi bizi şu şekilde eleştiriyor: “Niye bu kadar uzun tutukluluk, niye tutuklu yargılıyorsunuz?” Asıl olan tutuksuz yargılamadır ama bazı suçlarda veya bunları nasıl tutuklama olmaz bu nasıl dışarıda dolaşır şekilde, gerçekten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde de Anayasa Mahkemesinde de en fazla da ihlal yediğimiz hususlar bu tutukluluk durumuyla ilgili.

Teşkilatımız özellikle FETÖ mensubu 4 bine yakın hâkim ve savcı bu teşkilattan atılınca ki bu hâkimler, önemli mahkemelerde görev alan hâkimlerdi, bunların yerine yeniden yeni hukuk fakültesi mezunu, belki stajını bile tam yapamamış, zorunlu atama yapmak zorunda kalındı yani deneyimsiz hâkimler ki bizde yine bir söz vardır: “On yıl geçmeden hâkim yetişmez” diye en az on yıl görev yapması lazım. Yani deneyimsiz hâkimlerden dolayı gerçekten bizi de hakikaten rahatsız eden kararlar var.

YARGININ İTİBARI ZEDELENİYOR

Biz de yıllarca ağır ceza başkanlığı, ceza hakimliği yaptık. Bazen olayları televizyondan izlediğimiz zaman ‘Ya bu nasıl tutuklanmaz?’ diye içimizden geçiyor, sonra sosyal medyada bir yoğun bir propaganda ve bir tutuklama kararı çıkıyor, sonra da hâkim bunu tutuklama kararını infaz ediyor. Yani aslında bu yargı için de itibar açısından ciddi bir kayıp. Halbuki bu olay tutuklanacaksa baştan tutuklayacaksın. Evet, istisnalar olabilir, hatalar olabilir ama genelde de bu yolun izlenmesi de bizleri de rahatsız edici durum ama Anayasa’nın açık hükmü de ‘Hâkimlere emir ve talimat verilmez.’ Yani biz yargının en üst seviyesinde de olsak hiçbir konuda, hiçbir hâkime emir talimat verilmez. Yani bozma kararlarımızda bile ‘Şu delilleri böyle takdir etmişsin, böyle takdir etmen daha doğru olur.’ şeklinde kararlar veriyoruz.

CEZA İNDİRİMİ BİZİ DE RAHATSIZ EDİYOR

Ceza indirimi konusunda haklı ifadeler var, bizi de rahatsız ediyor. Kadın hakları özellikle kadına karşı şiddette ifade ettiğim maddelerde bir artırım nedeni var, doğrudan soruşturulması gerekiyor, çünkü bir şekilde kadını razı edip şikâyetten vazgeçtiriliyor, etkin bir soruşturma yöntemi olmuyor, bazı mahzurlar da yaratmasına rağmen fayda-zarar dengesine baktığınız zaman şikâyete tabi olmasının değil de doğrudan soruşturulması daha olumlu sonuç doğurur diye düşünüyorum

Doğru yapmaya çalışıyoruz, her kararımız mutlaka eleştirilebilir her kararımızın doğru olduğu iddiasında değiliz ama elbette ki bu sistem içinde de bu kararı düzelt, işte bireysel başvuru var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var, bu şekilde bu yöntemler de düzeltilebiliyor diyoruz.”

“ BAZI KARARLARI AİLEME DAHİ İZAH EDEMİYORUM”

Komisyona bilgi veren Yargıtay Ceza Genel Kurul Üyesi Fatih Akdoğan da 84 milyonluk bir ülkede 22 bin hakim ve savcı bulunduğunun altını çizerek, alınan bazı kararları ailesine bile anlatmakta zorlandığını şu sözlerle ifade etti:

“Benim kendi ailem zaman zaman haberleri izleyip soru soruyorlar. ‘Oğlum, mahkeme böyle bir karar vermiş ne düşünüyorsun, nasıl bir karar bu?’ diyor, ben onlara dahi izah edemiyorum bu kararı. Klasik söylemimiz şu: Dosyasına bakmak lazım.

Takdir indirimi lehe veya aleyhe değerlendirmesi zorunlu ama elbette hiçbir pişmanlık göstermemiş “Yine olsa yine yaparım.” demiş bir kişiye veya eylemin işleniş şekli… İşte, hanımefendi 80 bıçak vurmuş, 70 bıçak vurmuş, kafasını kesmiş böyle bir kişiyi de TCK 62’nin uygulanmasını ben şahsi adalet anlayışım açısından yerinde görmüyorum ama bu maddeyi asla kaldıramayız . Bu madde olaysal uygulama açısından hâkimin elinde her zaman bulunmalı. Ha, bunu doğru kullanan hâkimi alkışlarız, yanlış uygulayanı da not anlamında eleştiririz, kararını bozarız.

BAZI YARGIÇLAR KAMUOYUNU RENCİDE EDEN KARARLAR ALIYOR

81 vilayet, herkes yetiştiği coğrafyanın, kültürün ahlaki bakış açısını, değer yargılarını beraberinde getiriyor. Eski Yargıtay Başkanımız Sami Selçuk’un, çok güzel bir sözü vardı: ‘Hâkimin tarafsızlığı ve bağımsızlığı sadece üçüncü kişilere karşı değildir, hâkimin tarafsız ve bağımsızlığı aynı zamanda kendi değer yargılarına karşıdır. Hâkim, en karşı çıktığı, kendisine en aykırı gelen davranışı bile yeri geldiğinde hukuksal bakış açısıyla değerlendirmeli, hoşgörüyle yaklaşabilmeli.’ derdi. Ben de bu görüşe aynen katılıyorum. Ama değer yargılarımızı, maalesef, bazı meslektaşlarımız cüppesini giydiği zaman bırakamıyor gerisinde ve bazen böyle hatalı, kamuoyunu rencide eden kararlar oluyor, buna da elbette çok fazla itibar etmiyoruz.”

TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu’nda bu hafta, Ankara Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanı Yılmaz Çiftçi ile Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Akça sunum yaptı.

SADECE ANKARA’DA BİR YILDA 12 BİN 250 MÜRACAAT

Yılmaz Çiftçi, 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” dolayısıyla tedbir kararlarına bakmak üzere Ankara Adliyesi’nde üç hâkimli iki mahkemenin bulunduğunu ve sadece 2020 yılı içinde toplamda 12 bin 250, 2021’in ilk altı aylık süresinde de 7 bin civarında talep değerlendirildiğini açıkladı.

6284’de yer alan “Koruyucu tedbir kararı verebilmek için şiddetin uygulandığı hususunda delil ve belge aranmaz” hükmünün birtakım kötü uygulamalara ve suiistimallere neden olduğunu savunan Yılmaz Çiftçi, “Başvurularda sadece iki satır bir dilekçeyle müracaat durumu söz konusu olmaktadır. En azından bu tür durumlarda, şahıs başvurularında şikâyet bilgisine, şikâyet olgusuna ilişkin olarak bilgi ve belge aranmalı diye düşünüyoruz. Yani en azından karşı tarafın beyanı, rapor, risk değerlendirme formu gibi birtakım araştırmalar tamamlandıktan sonra karar verilmesi yerinde olur diye düşünüyoruz… Duruşma açma, sosyal inceleme raporu alma, çocuğun dinlenmesi gibi işlemler yerine getirildikten sonra tedbir kararı verilmesi yerinde olur diye düşünüyoruz” dedi.

6284 sayılı yasa içinde nafakanın olmaması gerektiğini söyleyen yılmaz Çiftçi, “Eğer karar kanunda yer alacaksa da sürelerin yeniden düzenlenmesi gerekir.” dedi.

Aile arabuluculuğunu yeniden gündeme getiren Çiftçi, “Türk Ceza Kanun’da eşe karşı kasten yaralama suçları şikâyete ve uzlaşmaya tabi değil malum. Bu suçlar yönünden belki tedbirler yönünden aile ara buluculuğu müessesesi düzenlenmesi gerekir dedik. Bu suç yönünden de aile uzlaştırmacılığı gibi belki bir defaya mahsus olmak üzere…Çünkü bazen karı-koca arasında basit bir mesele oluyor, hâliyle şikâyete tabi olmadığı için, resen soruşturulduğu için iş yargı kurumlarına intikal ediliyor ve taraflar belki pişmanlık duyuyorlar, bazen çok basit bir eylem de olabiliyor. Hani en azından bu tür durumlar için, bir defaya mahsus olmak üzere aile uzlaştırıcılığı müessesesinin düzenlenmesinin yerinde olacağını düşünüyoruz” dedi.

AKÇA: KORKAN MAĞDURUN UZLAŞMA KABULÜYLE, YENİ BİR TEHDİT VEYA ŞİDDET MÜMKÜN OLABİLİYOR

Ahmet Akça, uzlaştırmaya ilişkin “Tehdit suçunun oluşması için mağdurun iç huzurunun bozulması, mağdurda korku ve endişe yaratılması gerekiyor. Bu hâliyle korkan mağdurun şikâyetçi olmaması veya uzlaştırma esnasında uzlaşmayı kabul etmesi karşımıza zaman zaman çıkmakta. Bu durumda da tehdit eden tarafın yeni bir eylem, yeni bir tehdit veya başka bir şiddet eylemine yönelmesi de mümkün olabiliyor. Bu itibarla, tehdit suçunda yürütülen soruşturmalarda kamu davası açmak için yeterli şüphe elde edilmesinden sonra aynı mağdur ve şüpheli arasında meydana gelen yeni bir tehdit suçunda yürütülen soruşturmada ikinci kez yeterli şüphe varsa uzlaştırma olmaksızın doğrudan belki kamu davası açılabilmesinin yolu açılabilir” dedi.

BANKOĞLU: ARABULUCULUĞU KABUL ETMİYORUZ

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, “İstanbul Sözleşmesi aile arabuluculuğunu reddediyordu, şiddet vakalarında, boşanmalarda arabuluculuk kavramının olmaması gerektiğini savunuyordu. Ne hikmetse, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma girişimiyle, bunu feshetme girişimiyle karşılaşıldı, birçok yargı mensubunun, bakanların, yöneticilerin ağzında bir aile arabuluculuğu kavramı konuşmaya başlandı. Bunu katiyen kabul etmiyoruz, hiçbir kadın için bunu kabul edilebilir bulmuyoruz” dedi.

CHP Hatay Milletvekili Suzan Şahin, “Tedbir kararlarının acil ve ani olması gerekir, gecikmesi telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilir. Yani önce biz… Adı tedbir, tedbirin adı bu; acil ve ani. ‘Araştırayım, bakayım haklı mı, değil mi’ derken olan olur, telafi edilemez. Tedbir araştırılarak verilen bir karar değildir” dedi.

KERESTECİOĞLU: O ZAMAN BU NASIL BİR TEPKİ KANUNU

HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, “Çiftçi’nin bence çok tehlikeli önerileri var. ‘Delil veya belge aranmaz hükmü bulunmaktadır. Bu yüzden de bu suistimallere neden oluyor, delil veya belge aranmalı’ diyorsunuz. Ya, o zaman bu nasıl bir tedbir kanunu? Delil ve belge ararsanız kadın öldü, gitti zaten yani bunun için konmuş bir kanun bu. 4320 vardı 98’de, şimdi bu var ve tedbir olsun ki kadın ölmesin diye konan bir kanun bu 6284. Siz, kalkıp delil ve belge ararsanız kadın ölür, gider ama diğer yandan da diyorsunuz ki: ‘Nafaka kararı da verilmesin bu kanunda’ diyorsunuz öbür tarafta, hem de orada tedbir kanunu olduğunu unutuyorsunuz ‘Çünkü bu bir tedbir kanunu’ diyorsunuz yani kadınların ekonomik olarak güçlenmesi ve belki şiddete uğramayacağını aslında garanti etmek gerekirken ve bu da bir soru olarak yöneltmek istediğim bir şey aslında. Hangi hâkim özel sigorta, sağlık sigortasının mesela kadınlar için ücretsiz olduğunu 6284’te uyguluyor ya da nafakayla ilgili kararı veriyor, öneriyor, anlatıyor” diye tepki gösterdi.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here