Yüzleşme: 6-7 Eylül

2

6 Eylül’de yani dün, özellikle konuyla ilgili yazmadım.

Bekledim.

‘Kimler konuyu ele alacaklar acaba’ diye gözlemlemek istedim.

Gazetelere göz attım, aradım.

Yılmadan aradım.


İki kutba ayrılmış toplumun iki mahallesine de göz attım.

Sağcı, dindar, muhafazakar kesim olarak nitelendirdiğimiz kesimin ne yazacığına baktım.

İçimden dedim ki, ‘mutlaka ele alan biri çıkacaktır’.

Çünkü çok acı bir olay.

Dindar, muhafazakar, sağcı kesim hem kendi mahallesine ve hem de diğer kesim ve mahallelere durmadan ‘insan hakları’ ve ‘din ve vicdan hürriyeti’ dersleri veriyor.

Başörtüsü ve 28 Şubat ile ilgili ‘inanç hürriyeti’ vurgusu yaparak, inançlı ve dindar insanların haklarının gasp edildiklerini dile getiriyorlar. Sorulduğunda da, ‘biz bunları bütün insanlar için istiyoruz’ diyorlar ya, işte bu yüzden bekledim…

Siyasallaşan ve devletleşen sağ/dindar/muhafakazar kesimin yayın organları ve gazeteleri zaten malum.

Yeni Şafak’a baktım.

Karar Gazetesi’ne baktım.

Görmek istedim.

Bir köşe yazarı da ‘6-7 Eylül Olayları’nı ele almış olsun.

Konuya değinmiş olsun.

Yüzleşmeyi ele alsın ve ‘özür’ kabilinden bir yazı kaleme alsın.

Sırayla tek tek kontrol ettim:

Mehmet Ocaktan, Mustafa Karaalioğlu, Taha Akyol. (Karar Gazetesi)

Hayreddin Karaman, Faruk Beşer, Yusuf Kaplan, Rasim Özdenören (Yeni Şafak)

Üzülerek belirteyim, kimse yazmamış…

Yukarıdaki yazarların hiçbiri…

İslam’ın sadece Müslümanlara değil, bütün insanlık için bir kurtuluş olduğunu her fırsatta dile getiren yazarlar, nedense konu reel hayatta başka din ve etnik kökenlere geldiğinde aynı duyarlılığı sergileyemiyorlar.

Üzücü. Hem de çok…

6-7 Eylül olaylarını her sene hatırlayıp, hatırlatmamız gerekirken.

6-7 Eylül Olayları ile yüzleşmeliyiz.

İslam dinine inanan Müslüman insanların oluşturduğu bir toplum olarak yüzleşmemiz gerek.

Osmanlı mirasına sahip olan Türkiye olarak yüzleşmemiz gerek.

1492’de İspanya’dan gelen Sefarad Yahudilerine Osmanlı topraklarında yaşama imkanı veren, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu, Yavuz Sultan Selim’in babası olan II. Bayezıd’ın torunları olarak yüzleşmemiz gerek.

Ama yüzleşemiyoruz.

Yüzleşmek, gerçeklerle yüz yüze gelmek. Yaşanan olayları, kendinliğinden çıkarak, üçüncü kişi olarak görmek ve hatta olayı yaşayan kişinin gözüyle görmeye çalışmak.

Ama yapamıyoruz.

Çünkü konfor alanımızı bırakmak istemiyoruz.

Nedir konfor alanımız?

Bağlı olduğumuz sosyal yapının bize sunduğu ezbere alanlar. Bu alanlar içinde kaldığımız sürece konfora sahibiz. Çünkü hayatımızı kolaylaştırıyor.

Yüzleşmek sorgulamayı gerektiriyor.

Sorgulayıp, irdelemek.

Empati yapmak.

Bunların sonucunda başlayan ‘FARKINDALIK’…

İşte bu da, konforumuzu bozacak.

Bize konfor sunan sosyal yapı ve çevreyi de irdelemeye başlayacağız. Belki o alanın manevi dinamiklerini.. Belki o yapının her alışkanlığını…

Bütün hepsi de konforumuzu kaçıracak.

Yüzleştiğimizde olayların gerçek nedenlerini göreceğiz.

6-7 Eylül’de ‘yalan haber’le galeyana getirilen insanları göreceğiz.

Yönetimde olanların bile bile bu ateşi alevlendirdiklerinin farkına varacağız.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın ‘galiba dozu kaçırdık’ ifadesini duyacağız.

Öldürülen vatandaşlarımızı göreceğiz.

Evleri ve işyerleri yağmalanan insanlarımızın farkına varacağız.

Hepsi de bizim vatandaşlarımızdı…

Hepsi de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı….

Ne acı öyle değil mi…

Yüzleşmemek için,

Yüzleşme korkumuzu yenemediğimiz için yok sayıyoruz.

İkiyüzlülüğümüzle seviniyoruz.

Gözardı ederek yalanlara inanıyoruz.

Sanki onlar bizim komşumuz değildi.

Sanki onlar bizim vatandaşımız değildir.

Sanki onlar II. Bayezıd’dan bize emanet kalan Osmanlı mirası değildi…

Onlardan, evlatlarından ve torunlarından özür dilememiz gerekirken…

Bu mahallenin gazete ve yazarları değinmemişler ama şahsım ve Ocak Medya olarak bizler, onlar adına da özür diliyoruz…

Sevgi ve Bilgiyle kalın

2 YORUMLAR

  1. Herkes üç maymunu oynuyor.
    Çünkü fail çok güçlü ve herkesin malumu!
    İşbirlikçileri ise, suret’i haktan görünen münafıklar ve maalesef ekseriyeti teşkil ediyorlar. Ödülleri ise her dem ekmeğin yağlı yüzünü yalamak…
    Ve ne yazık ki değirmen dönmeye devam ediyor!

  2. Yüzyılların ötesinde kudüse gidiyorum diye yola çıkan insanoğlundan
    Yüzyılların berisinde ganim et diyen insanoğluna,
    Yüzleşme korkusu bekliyen insanoğluna..
    Önce kendi kapının önünü süpürmeliki insan, sonra tüm şehre, daha sonra diğer şehirlere, en sonunda belki diğer ülke- dünyaya sirayet etsin.
    Sırplara komşusunu katlettiği için pişmanlık duyuyormusun diye sorabilmeli herkes, kendine bak cevabı almayacağından emin olarak o insanoğlu.
    Ben hep bir kişiyi yada toplumu suçlama kolaycılığı yapmadan tarihi sorgularım.
    Sadrazam efendi, maliye nazırın hangi tebaadandır?
    Toplanan duka altınları Venedik gemisiyle frenke doğru yola çıkmış! Haberin varmı?
    Amerikan dolarları gün be gün azalır be damat paşam! Ne ola ki?
    Bankalarda milletin döviz mevduatı bir hayli artmış bre azizim.
    Böyle konuşmalar olmuş mudur acaba?
    Bunları bilmeden hüküm vermeye de hep karşıyım.
    Yüzleşmek ve bir başka pencere: hesap sormak.
    Tek aklımda kalan sn RTE ‘nin bir ihtilalciye mahkeme açtığıydı, adam sağken mi açmıştı, yapanın yanına kar mı kalmıştı, tek başına mı yapmıştı adam tüm bunları?
    Bundan sonra hep böyle olacak ta, tüm münafıklar belasını mı bulacaklar? Hala insanlara zarar verenler, yakıp yıkanlar ortalıkta dolaıyormu? Bilemem.
    Yani halk olarak benim bildiğim de, anladığı mda budır. Senin ne dediğin değil karşidakinin ne anladığı dır demiş bir bilen.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here