Zekat-Fitre-Nisap miktarı. Peki nasıl?

5

 

Ramazan ayının son haftasına girildiği günlerde bir telaş başlar.

Bayram hazırlıkları vardır her evde. Bayram temizliği, açılan baklavalar ve hazırlanan limonatalar.

Fakir ve yokluk içinde yaşayan insanları empati yoluya daha yakından hisseden kişilerin zihninde oluşan zekat ve sadaka-i fıtr görevi.

Türkiye’de de öyle midir, tam emin değilim, ama Avrupa’da yaşayan insanlarımız için zekat ödemesi de Ramazan ayında yapılır.

Neden böyledir?

Diyanet ve cami işletmeciliği yapan dernekler Ramazan ayı için özel hazırlıklar yaparlar da o yüzden.

Benim de evimin posta kutusuna bırakmışlar, sağolsunlar.

Zekat ve fitre zarfı.

Diyanet, Süleymancılar, Said Nursi talebeleri, çeşitli tarikat kuruluşları ve milli görüşçüler.

Bu kuruluşlar özel hazırlattıkları zarflarla, insanlarımıza kolaylık sağlarlar. Tvlerin İnt kanallarında da, duygulara hitap eden, dini reklamları da esirgemezler.

Bir yönüyle bakıyoruz; insanlarımız için kolaylık olsun diye bir çalışma içindeler. Allah razı olsun.

Öbür yönüyle bakmaya gelince de, benim gibi pimpirikli birinin zihnine sorular gelmiyor değil. Hele de İlahiyat eğitimi alıp ve onun üzerine de yetiştiğim çevreden dolayı işin temeline inmeyi de yanına koyunca, sorular daha da artıyor tabii.

Sormayalım.

Boşverelim diyorum hep.

Milletin rahatını bozmayalım diye.

Çünkü alan memnun-veren memnun.

Ama olmaz, çünkü işin içinde HAK konusu var.

Kimse bulaşmak istemiyor çünkü bu konuya. İlahiyat fakülteleri, Diyanet teşkilatı hep suskun nedense.

Zekat-Fitr sadakası konusu ortaya çıkınca, karşımıza çıkan bir konu vardır: Nisap miktarı.

Nisap nedir.

Nisap, zekât, sadaka-i fıtır ve kurban gibi ibadetler için konulan bir zenginlik ölçüsüdür. Nisap, asgarî zenginlik ölçüsü şeklinde de tanımlanabilir. Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak bu kadar mala sahip olan kişi dinen zengin sayılır. Böyle bir kişi, zekât veya sadaka alamayacağı gibi; sadaka-i fıtır vermek ve kurban kesmekle de yükümlü olur.

Hadislerde belirlenen nisap miktarları şöyle sıralanabilir; 80,18 gr. altın veya bunun tutarında para veya ticaret malı; 40 koyun veya keçi, 30 sığır, 5 deve.

Nisap miktarının belirlenmesinde kullanılan bu mallar, o dönemin en yaygın zenginlik araçlarıdır.

 

Nisap miktarının belirlenmesinde karşımıza çıkan diğer bir terim de: Havaic-i Asliye. (Asli ihtiyaçlar)

Diyanet ve cami işletmeciliği yapan kuruluşlar kolaylık olsun diye, dağıttıkları zarfların üzerine de hesaplamaları iliştirmişler. İyi güzel de, asli ihtiyaç ne?

Zihnime gelen soruları paylaşayım:

Bugün herkesin sahip olduğu akıllı telefonlar asli ihtiyaç mıdır?

Bugün herkesin sahip olduğu laptop ve tabletler asli ihtiyaç mıdır?

Eşler çalışmak zorunda olduklarında ve ikisine araç gerekli ise, bu iki araç da asli ihtiyaç mıdır?
Yıllık tatillere ödenmesi gereken miktar asli ihtiyaç mıdır?
Ev, otomobil ve buna ilaveten alınan tüketici kredileri ile bankalara borçlanan insanlar asli ihtiyaç hesaplamasında nasıl davranmalıdırlar?
Bu ve benzeri sorular nisap miktarı konusunda çok önemli. Ama insanlarımızın ne kadarı ilgilenir bilemem.

 

Daha da can alıcı noktaya gelelim: ZEKAT

Özellikle Avrupa’da cami işletmeciliği yapan kuruluşlar hazırladıkları zarflarla, insanlarımızın zekat ve fitre ibadetleri için kolaylık olsun diye ön ayak olurlar. Tamam hadi kabul edelim.

Diğer pencereden bakıyoruz bir kere de.

Neden bu cami işletmeciliği yapan kuruluşlar, her şehirde bulunan camilerine sayı limitleri koyarak, onları bu zarfları doldurturmak için baskılar yaparlar?

Bu toplanan paraları nerelere ve hangi miktarda aktarırlar?
Evet, paraları aktarırlar, ama miktarı nedir?

Şahit olup da, burada yazamadıklarımı da ekleyin zihninizde bu satırlara!

 

Cami işletmeciliği yapan kuruluşların zekat toplama yetkisi var mıdır? Evet, bu önemli bir soru.

Hz. Ebubekir, Peygamber öldükten sonra zekat vermeyenlere savaş açmıştır.

Neden?

Çünkü zekat, devletle ilgili bir kavramdır.

Kendilerine savaş açılan bu kabileler, zekat ödemeleri ile devlete bağlı olduklarını bildirirlerdi ve bu ödemeyle de devletin koruması altında oldukları tescillenirdi.

Hal böyle olunca, zekat ne anlama gelir.

Zekat, aslında devletin görevleri karşılığında, ödenen VERGİDİR.

Sorularımıza dönersek eğer; zarflar hazırlattırıp dağıtan bu dernekler, ücretlerinden direk olarak kesilerek ödemiş duruma geçtikleri vergilerinin yanında vatandaşlarımızdan neden tekrar zekat istemektedirler?

 

Cami işletmeciliği yapan bu dernekler, zekatları toplayıp hangi görevi ve hizmeti sunmaktadırlar.

Diyeceksiniz ki; vatandaşlarımıza cami hizmeti sunmaktalar.

 

Bu hizmet için İslam’da ücret alınır mı, diye başka bir soru da geliyor benim aklıma.

 

Zekat vergidir.

Vergi de devlete verilir.

Vergiler karşılığında da devlet hizmet sunar.

İslam’da böyledir.

O halde; cami işletmeciliği yapan dernekler paralel devlet iddiasındalar mı acaba?

 

Sevgi ve bilgiyle kalın.

 

Önceki İçerikKürtler’in Özerklik ya da Kürdistan Arayışı
Sonraki İçerikGelenek ve ganimete esir olmuş Müslümanların çağdaş ritüelleri
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

5 YORUMLAR

  1. Hz. Ebubekir R.A. ne zaman Peygamber oldu!. Bu konulara girmezseniz iyi olur çünkü herkesin kafası karışık . Dini konular ancak Şuralarca yorumlanmalı. Zekat Allahın emri selamlar

    • Yazıyı tekrar olursanız yalnış okuduğunuzu görürsünüz,”Hazreti Abubekir Peygamber ÖLDÜKDEN sonra” oldukdan sonra demiyor ÖLDÜKDEN sonra yaziyor

  2. Said Nursi talebelerinin şimdiye kadar fitre ve zekat zarfları dağıttıklarını ne gördüm ne de duydum. Ta ki sizin yazınızı okuyana kadar. Herhalde onlarda topluyorlardır diye bir zanna dayanarak yazdı iseniz belki mazaret olur. Ama herhangi bir kuruluşu herhangi bir faaliyetle bir araya getirirken küçük bir araştırma yapsanız, fahiş hatalar yapmazsınız. Hürmetler.

  3. Sinan bey her konuda o kadar bilgili yazılar yaziyorsunuzki öğrenmek istiyenler esas dini sizin gibi Kur’an’ın hükümlerini ve Allah’ın kanunlarını açıkliyarak anlatmanızdan çok faydalanır diğer birileride hoşlanmiyabilir. Olsun biz ilmi ilim yapandan öğrenmış oluyoruz.
    Kaleminize ve ellerinize sağlık.

  4. Bir insan her konuda bilgili olamaz, her konuda bilgili olduğu iddiasında olan bir kişinin tek satırını bile ne okurum ne dinlerim. Allahın kanunlarını ve Kur’an’ın hükümlerinin açıklıkla anlatılmasından özellikle müslüman olan kesimin rahatsızlık duyması bir tarafa hoşnut olması gerektir. Ama ilim sahibi kişi anlattığı konuları kendi kişisel yorumlarıyla zenginleştirince nesnel duruşunu kaybeder ve eleştiriye açık hale gelir. Kimine göre ilmiyle amil alim olur, kimine göre etki altında bir kalem, kimine göre fasık hasılı Ahmet Kaya’nın okuduğu bir şiirin öznesi “Koçero” olur:).
    Yazının başlığına baktığımda Ramazan ayı gelince ekranlara çöken şu günah bu sevab çığırtkanlığı yapan hitabetler aklıma geldi ama yine de okuyum dedim, ne de olsa takip ettiğim yazar Sinan bey, iyikide okumuşum ve bu konuda okuduğum en farklı yazı. Çok ilgimi çekti lakin doyurucu bilgiler vermemiş, suyu bulandırıp kaçmış tabiri caizse. Şimdi ben devlet memuruyum, maaşımdan her ay gelir vergisi kesiliyor, yılsonu belkide %20 lik ya da 25 lik vergi dilimine giriyorum. Gelirimin 40 da birinin çok üstünde bir rakam kesilmiş oluyor, o zaman zekat vermeye gerek yok sonucu çıkıyor yazıdan. Şimdi verdiğimiz vergilerin ne kadarı fakirlere gidiyor o tartışılır, gerçi zekat devlete verilir demiştiniz, devlet sekuler dini yaklaşım yok, cami yapımına bile destek olmuyor ama ordaki görevlileri atayıp finanse ediyor, böyle bir rejimde devlete verdiğimiz vergiler zekat kabul edilebilirmi? Çok karışık konu, kafam karıştı hakkaten, en iyisi bu konuyu sağlam kaynaklardan okumak. Dini grupların zekat adı altında para toplamaları bence de yanlış, bağış ya da yardım olarak nitelemeleri daha uygun gibi ama bundan da önemlisi çalışabilecek durumda olanların çalışması ve bağışla geçinmemesi daha guzel sanki. Ben şahsen yardım yapılmasına karşı değilim ama beni yardımdan soğutan en büyük etken bu dini grupların kendisinden olmayan gruplar hakkında çirkin yakıştırmaları ve konuşmaları.
    Neyse konumuza dönecek olursak bugun bu durumda olmamızın sebeplerinden önemli sebeplerinden biri islam alimleri, onlara bir soru sorduğunuzda hakkaten de günümüz dili ve şartlarıyla değilde 300- 500 ya da 1000 yıl önceki dil ve şartlarla cevap veriyorlar, bana şahsen, verilen cevaplar çok afaki geliyor, ciddiyetten uzak, mubalağalı ve bugünkü şartlarla örtüşmeyen, hatalı teşbih gibi. Tabii ki ders alınacak şeyler söylüyorlar lakin söylediklerinin etkili olması için genelde bir teslimiyet gerekiyor. Evrim teorisini dışlanmasında hangi dini söylem etkili olmuştur, karşı hipotez geliştirilmişmidir.
    Bir yerde okuduğum zeka tanımı vardı, Zeka; farklılıkları farketme yeteneğidir, yani birbirinin aynı gibi görünen iki şey arasındaki farklılıkları görebilmek gibi. Bütün ilahi dinlerin menbaı aynıdır değerlendirmesi sonrasındaki benzerlikleri keşfetmek de onları kullanmak da zeka gerektirir. Neyse konuyu dağıtmadan dini ilimlerde alim olan kişiler diğer bilim dallarında da yetkin olurlarsa bizler daha iyi istifade ederiz diye düşünüyorum. Bu günkü yazınız için kutluyorum.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here