‘Zekatlar verilse fakir kalmaz’ – Milli Görüşçülükten Diyanetçiliğe

4

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kamu ve özel sektör yatırım konferansı İstanbul’daydı. Sizler de haberlerde duymuşsunuzdur. 

İİT, 1969 yılında kurulmuş, 57 ülkenin üye olduğu bir teşkilattır. 

İstanbul’da yapılan toplantıda ele alınan konu, yatırım. Kamu ve özel sektör yatırımları ve bu yatırımları yapanlar da İslam ülkeleri. 

Toplantının mottosu da ‘Dayanışma ve Kalkınma için Yatırım’. 

1969 yılından beri faaliyet gösteren İİT sayısız toplantılar düzenler ve yeni kararlar alır. Aradan geçen 50 yılda İslam ülkelerinde kayda değer toplumsal bilinçlenme ve gelişme bir türlü gerçekleşememiştir. 

Hatta İİT’nin komiteleri, destekleyici ve uzmanlaşmış kurumlarına göz atacak olursanız, ne kadar da etkin ve aktif diye düşünebilirsiniz. İsterseniz birkaçına örnek vereyim:

İslam Fıkıh Akademisi (Riyad), İslami Teknoloji Üniversitesi (Dakka), İslami Eğitim, Bilim ve Kültürel Organizasyonu (Rabat), İslami Dayanışma Oyunları Spor Federasyonu (Riyad) ve benzer çalışma kuruluşları. 

Bütün bu kurumlar, federasyonlar ve enstitüler neden hayatın içinde değillerdir? 

Reklam

Neden hala İslam ülkeleri gelişmiş batı toplumlarının eriştiği refaha ve hayat standartlarına ulaşamamıştır? 

Bu durum sizlere de garip gelmiyor mu? 

Belki de gelmiyordur. 

Toplantıya katılan diğer ülkeler için şu aklımıza/aklınıza gelebilir: Halklar Müslüman ama yönetimde olanlar aynı derece duyarlı değiller ve gereğince çalışmıyorlar. 

Peki ya Türkiye? 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da toplantıya katıldı ve bir konuşma yaptı. Nelere değindi? 

Bakalım. 

‘Müslüman ülkeler kendi aralarında zekatı verseler, İslam ülkelerinde fakir kalmaz’. 

Reklam

‘İslam dünyasının refahını, menfaatlerini ve ticari işbirliğini siyasi gündemin önünde tutan bir anlayışla hareket edilmesi gerektiğine inanıyoruz’. 

‘İslam ülkeleri arasında etkin bir işbirliği mekanizması oluşturulması ve hayata geçirilmesi…’

Ve devamında şunları ifade etti: 

‘Temenni güzeldir. Bal, bal demekle ağız tatlanmıyor. Balı yemek/yedirmek lazım. Bunları yapmamız lazım….’

Bütün bu söylenenler çok doğru ve yerinde. Kimse bu ifadelere tek kelime itiraz edemez, bunda hepimiz hemfikiriz. 

Yazarlar, dinle ilgilenen insanlar, imamlar bu cümleleri sarfettiklerinde de hak veriririz. İcraate geçirme konumunda değillerdir ve bu yüzden de temenni olarak anlarız. 

Bu cümleleri Cumhurbaşkanı ifade ettiği zaman, durum çok farklı bir şekil alıyor. Çünkü başkanlık sistemi ile icranın başında olan önemli bir kişi. 

Temennileri dile getirmekten ziyade yapmak gerekir. Bunu şöyle örneklendireyim: Dersleri çok da iyi olmayan bir öğrenciye nasıl başarılı olacağını anlatmak için önce sorarız: ‘Sence nasıl başarılı olunur?’ Bu öğrenci eğer yapılması gerekenleri harfiyyen sıralarsa, ona ne deriz? Yani bu öğrenciye sanırım herkes şunu söyler: ‘Eee peki neden çalışmıyorsun? Bunları yapıp başarılı notlar almıyorsun?’ 

Aslında yukarıda yönelttiğim soruların cevabı da burada saklı. 

Milli Görüş çizgisinden gelen bir siyasi parti 17 yıldır iktidarda. Haziran 2018 yılından beri de Başkanlık sistemine geçildi. Yani karar alıp uygulama noktasında hiçbir engel yok. 

Peki neden hala temenniler var? 

Cevabı yazımın başlığında: Milli Görüşçü olmaktan diyanetçiliğe geçiş yapıldığı için. 

Zekat’ın vergi olup-olmadığını konu bile etmiyorum, çünkü bunun anlaşılması için yıllara ihtiyaç var. Ancak İslam’ın toplumsal tavsiyeleri neden hala uygulanmıyor denirse, burada karşımıza çıkan ilk bariyer Diyanet’tir. 

Eskiden, çok eskiden İslamcılar ve Milli Görüşçüler Diyanet teşkilatından hep şikayet ederlerdi. Yapılması gerekenleri, ellerinde imkanlar varken neden yapmadıklarını sorgularlardı. Özel sektörden sizler de bilirsiniz; icraat hızla yapılmalı ki, sonuçta kazanç olsun. Hadi diyelim devletin kurumu, hemen olmasın. Ama 17 yıl geçmesine rağmen de birçok konu ve tavsiyeler de olmuyorsa, demek ki İslam’ın tavsiyelerinin bir değeri yok. 

Her mahalleye cami açmakla, devasa camiler inşa etmeyle İslam gelmiyor. Toplumda ahlaki çöküntüden bahsediliyorsa, kimse kusura bakmasın o toplumda İslam var diyemeyiz. 

Nedir sebep? 

Günü kurtarmak, statükoyu korumak ve devam ettirmek, arada toplantılar düzenleyerek ‘dostlar alışverişte görsün’ mesajı vermek….

Din görevlileri müftülere iletir, müftüler merkeze, merkezde DİB ve kurullar çalışır. 

Eskiden bahane vardı: ‘Biz hazırlıyoruz, siyasi iktidar uygulamıyor’. 

Eee peki şimdi? 

İİT’nda kullanılan cümle önemli: ‘Müslüman ülkeler kendi aralarında zekatı verseler, İslam ülkelerinde fakir kalmaz’.

Diğer ülkeler ne yaparlarsa yapsınlar. 

Türkiye’de zekat verilse, toplumda fakir kalmaz. Bu cümlelerden sonra bakalım gelecek Ramazan ayı sonrası nasıl olacak? 

Ülkemizde fakir kalmaz diye umuyorum. 

Sevgi ve Bilgiyle kalın 

4 YORUMLAR

  1. Düzen/sistem bir bütündür…
    Zalim düzende dedikleriniz olmaz…
    ADİL DÜZEN olması gereklidir diyoruz…
    Yarım yüzyıldır bunu anlatmaya çalışıyoruz…

    Ve’s-SELAM/BARIŞ mea’d-DUA…

  2. Sayin RNE
    Milli görüs ten cikan AK parti hareketi bugün MHP cizgisinde. Ya Adil Düzen i anlamamislar, yada oy kazanmak icin alet edip kullanmislar.
    Sevgi ve BIlgiyle kalin

  3. “Zekat ver fakir kalmasin” Bu yaniltici bir ifadedir. Uretim yapmak, Istihdam yaratmak, Meslek edindirmek fakirligin cozumudur. Bir Japon atasozu dermis ki: Balik verme Balik tutmasini ogret…

  4. Sayin Mehmet,
    Fakirligin ortadan kalkmasi icin yatirim ve calisma gereklidir.
    IIT nin toplantisinda gecen konuyu oldugu gibi aktardim, kim nasil anlamak isterse.
    Sevgie ve Bilgiyle kalin

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here