Zülfü Livaneli Röportajından Mesajlar

0

Röportajlara bayılırım. İnsanlar olduğu gibi, dobra dobra göründükleri için. T24’den Şirin Payzın Zülfü Livaneli ile güzel bir röportaj yapmış. O röportajı birkaç defa okumanızı/dinlemenizi tavsiye ediyor, bu 75 yaşına yaklaşan okur, yazar, bilge, sanatçı adamın düşüncelerinden ilginç bulduklarımı yorumsuz aktarıyorum:

1. Türkiye’nin aydın, entelektüel sorunu var.

2. Başka bir Türkiye var şimdi ve tanımıyoruz bu insanları. ‘Bunlar nereden çıktı?’ diyoruz.

3. Doğu’ya gittiğiniz zaman, bize ‘Batılı’ diyorlar. Batı’ya gittiğiniz zaman ‘Doğulu’ diyorlar.

4. Batılıların müthiş bir kibir içinde olduğunu biliriz. Hepsinin burnu Kaf Dağı’ndadır. Doğu’da ise, işte bu kitapta da nedenlerini tartıştığım gibi, bir kültür, bilim, sanat yabancılaşması var.

5. Şu anda öyle bir noktadayız ki, Doğu muyuz, Batı mıyız? Akdenizli miyiz, değil miyiz? Kimliğimiz Mezopotamya mı, Kafkasya mı, Balkanlar mı? Birbirine girmiş ‘melting pot’ dedikleri büyük bir zenginlik aslında, ama bunları diğer taraftan ayrı ayrı ve birbirini yıkıcı unsurlar olarak kullandık.

6. Her insanın içinde iyi ile kötü yan yana durur, hangisini beslersen o galip gelir.

7. O zaman ne koyarsınız bunun adını? Masumiyetini kaybetmiş ülke mi dersiniz, tekrar cehalet çağına mı döndük dersiniz? Bu sadece Türkiye ile mi sınırlı, sizce bütün dünya böyle değil mi, böyle bir dönemden geçmiyor muyuz?

Reklam

8. Bizim halkımızda bir kanaatkârlık vardı, bir yetinme vardı ve dini bir duyguyla da şükretme vardı.

9. Normal insan hayatı yaşa değil de, illa ‘ez, parçala, yukarı çık, onlara tepeden bak, o sana aşağıdan baksın, ‘loser’ olsun, ezik olsun.

10. Bugün uğraşılan şey mal satmak. İnsanı insan olarak görmüyor, bir tüketici birim olarak görüyor. Herkes bir tüketici birim ve bu piramidin en üstünden aşağıya doğru gitti. Şimdi ben bunu bir aşağılama olarak söylemiyorum ama dünyadaki insanların büyük çoğunluğu, %80-90’ı piramidin en altında yer alıyor. Onların ruhunu yüceltmekle, onları geliştirmekle niye uğraşsın Amerikan kapitalizmi, ya da onun paydaşları? Mal satmak istiyor.

11. Öbür taraftan, çok acele kanaat bildirmeler, hiç gayret sarf etmeden, koca koca kitapları okumadan hüküm vermeler… Birdenbire herkeste bir aforizma merakı… Bu da çok kötü bir şey, sahiden çok kötü bir şey, çünkü ‘bu da benim fikrim’ diyor. O konuda ‘bu benim fikrim’ diyebilmen için senin o konudaki literatürü okumuş, araştırmış, incelemiş ve sonra ona bir fikir katmış olman lazım. Bir de tabii devamlı görüyorsun, ortalık Can Yücel şiiriyle doldu, Mevlâna sözleriyle, Nazım Hikmet sözleriyle doldu, hiçbiri onlara ait değil.

12. Halkın ne kabahati var, halk ne yapabilir? Zaten kendi işinde gücünde. İdarenin ona bir yön çizmesi gerekiyor padişahlar çizemiyor. Biraz çizmeye kalkan da gidiyor. 2. Mahmut’a ‘gâvur padişah’ diyorlardı, ölümden zor kurtuldu. 3. Selim’i odasında bıçakla delik deşik ettiler. ‘Padişahımız, efendimiz’ diyorlar ya bakma onlar diken üstünde yaşadılar hayatları boyunca.

13. Neyi muhafaza edeceğini bilmeyenler ancak laf olsun diye muhafazakâr olabilirler.

14. Osmanlıcıyım diyen Osmanlıyı bilmiyor. Modernim diyen çarpık modernleşmeyle geldi; ulusal sol diye bir şey olamaz.

15. Meclis’te, Kültür Bakanlığı bütçesi konuşulurken ilk dönem bir konuşma yaptım. Önümde 370 AKP milletvekili oturuyor. Onlara hitaben dedim ki; ‘Bakın siz muhafazakâr değilsiniz. Muhafazakâr olarak siz deseniz ki Mimar Sinan estetiği, bırakın modern mimariyi, biz klasik Osmanlı mimarisinden şunlar şunlar gibi yapacağız. Itrî müziği deseniz anlarız. Ebru sanatını muhafaza etmeye çalışacağız deseniz anlarız. Mimar Sinan gibi, Itrî gibi, Şevki Bey gibi, Tanburi Cemil Bey gibi biz muhafazakârız, biz de sizinle beraberiz ama siz muhafazakâr değilsiniz. Siz Türkiye’ye kendi anlayışınıza göre bir modernleşme tezi sunuyorsunuz.

Reklam

16. Bir kere, milliyetçilik ve ulusalcılık diye ikiye ayırdılar. Bunu dünyanın hiçbir yerinde anlatamazsın. Diyecek ki peki ne bunlar? Milliyetçilik var, ulusalcılık var. Ne demek Nationalism? Bunun tarihsel kategorisi var, kapsamı belli, her şeyi belli. Bizde bu lafı ikiye ayırdılar; birine ‘milliyetçi sağcı’ dediler, öbürü de kendilerine solcu dedi, ulusalcılık dedi.

17. Ulusal sol olacak bir şey değil. Zaten tartışmasını çok yapmıştık. Ulusal sol diye bir şey olmaz.  Evrensel olur, yurtsever olur o başka.

18. Bakıyorum ben bazen dergilere ya da sosyal medyada, okuyan yazan çocuklara, bu ülkede değil gibiler. Kimi durmadan gecelerce günlerce Wittgenstein tartışıyor öbürü hala Marcel Proust’ta… Peki Marcel Proust tamam iyi de yayınlanmış çıkmış onlarca yazı kitap var. Bütün dünya kütüphaneleri zaten dolu. Bununla ilgili bir dergide ya da bir sitede yazıp kimin eline ne geçecek?

19. Oysa şunu da bilmemiz gerekiyor. 12. yüzyıl, 13. yüzyılda dünyanın en büyük medeniyeti Bağdat’tı. Yani o zamanlar Avrupa sürünüyordu. Dünyanın ilk kağıt fabrikasını Harun Reşid’in veziri Cafer ul Bermeki açtı. Bin tane satranç salonu vardı Bağdat’ta. Beytülhikme denilen o kitaplar mesela. Çevrilen Yunan eserlerini Avrupa’ya kazandırdı. Çok büyük bir medeniyet ve filozoflar var orada. Bütün bunlar varken sen, bunlardan hiçbir şekilde habersiz ol ve ‘Batı üstündür’ de. Gökten üstün bir şekilde inmiş, üstün insanlar! Üstün insanlar değil, koşullardan oldu. Bunun birçok sebebi var tabii.  

20. Savaşlarla, farklı inançlarla birbirini ezmiş yok etmiş ve yorulmuş insanlara barış mesajıyla gelmek. Din, dil ayrı olabilir, kadın erkek ayrı olabilir ama bu birbirinizi ezmek için bir sebep değildir. ‘İnsanlar kardeştir’ kısa ifadesiyle diye dolaşan o gezici dervişler; Yunus Emre, 12 halifesi olan, bunun 6’sı Hristiyan, 6’sı Müslüman olan Hacı Bektaş, Şeyh Edebali, Ahi Evran, Konya’da Mevlana… Bunların yaptığı, anlayışları, düşünüş, yaklaşım biçimleri ‘işte Rönesanstır’.

21. Ekrem İmamoğlu’na bir programda sordular ya ‘siz bir proje misiniz?’ diye. ‘Evet, ben bir Cumhuriyet projesiyim’ dedi. Hakikaten bu laf çok önemli… ‘Cumhuriyet projesi.’ Bakın biz kutuplaşmadan söz ediyoruz değil mi? İşte İslami kutup, Kürt kutbu, bir de bu laik, ulusalcı, Atatürkçü kutup. Bu üçüne kendi özellikleriyle hitap eden biri İmamoğlu. Birdenbire çıkıyor Yasin okuyor. Şimdi Yasin üç günde politika için öğrenilecek bir şey değil, çocukluğundan öğrenirsen öğrenirsin Yasin’i. Yasin öğrenmiş, Cuma namazına giden, namazını kılan, bizim bildiğimiz tip Müslüman. Yani siyasal İslam’dan önceki Müslüman tipi. Bütün ailelerimizde olduğu gibi.

22. Biz Bahçelievler’de otururduk. Babam Yargıtay başkanıydı. Cuma namazında bütün arkadaşları, bürokratlar Cuma namazındaydı. Atatürkçüler miydi? Evet… Böyle bir çelişki yoktu ki, sen o musun bu musun diye. Bizim aydınlarımız da bazen çok hata yapıyor. Efendim mütedeyyinler, Kemalistler… Böyle sınırlar yok. Türkiye’nin içinde herkes beraberdi işte. Hz. Muhammed manevi dünyanın lideri, Mustafa Kemal bu ülkenin kurucusu, bunları birbirine çarpıştırmak kimsenin aklından geçmezdi.

23. Mustafa Kemal ve Kemalizm. Ben bu ikisini hayat boyu ayırdım. Bir tek Kemalizm yok, Kemalizmler var. Yüzüne Atatürk maskesi takmış rejimler var. Kenan Evren rejimi mesela Kemalist diyor kendisine. Bir nevi Kemalist kendine göre. Ondan önce o Recep Pekerler, Şükrü Kayalar onlar da öyle yaptılar. Bir sürü insan -büyük bir güç olduğu için ortada-  büyük bir kurucu lider olduğu için, onun adının arkasına sığınıp kendilerince Kemalizm icat eder oldular. Kaynağa gitmek lazım. Mustafa Kemal’in sözlerinden okumak lazım. Başkalarının yorumları, Kenan Evren’in yorumlarına  gerek yok, kendi sözleri var, ‘Nutuk’ var, orada söyledikleri var.

24. Mesela gelelim en önemli lafına, bence o kadar dikkatle seçilmiş kelimeler ki o devirde. Kurtuluş Savaşı’ndan çıkılmış ama diyor ki ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına (Türk halkına değil Türkiye halkına), Türk Milleti denir.’ Şimdi ‘nation’ yani ‘ulus’ olduğu zaman evet Fransız, Fransa Cumhuriyeti gibi o zaman o ismi alıyor ama devleti kuran için Türkiye halkı diyor, Türk halkı değil. Türkiye’nin halkı! Nasıl ince bir şekilde bunu koymuş, buna bakmak lazım. Sonra onun ordusu yıllarca ‘Efendim Kürt yoktur, o yoktur, bu yoktur ya da Türk’tür, Türk’e hizmet etmeyen yok olacaktır’ falan…Peki, var mı Atatürk’te böyle bir şey? Demiş mi?

25. Ben Kemalizmler meselesinde her zaman bu tartışmanın yanlış bir şey olduğunu gördüm. Herkesin kullandığı oportünist bir şey. Ama öze gittiğinde en son sözlerinde ‘Ben size hiçbir dogma bırakmıyorum, değişmez kural bırakmıyorum. Çağın gereklerine ve bilime göre davranacaksınız’ diyor.

26. İzmit istasyonunda 1922’de İstanbul’dan gelen gazetecilerle buluşuyor. Orada buluştuğu zaman Falih Rıfkı Atay’ın ‘Peki paşam Kürtler ne olacak?’ sorusuna verdiği cevap o kadar aydınlatıcı ki… Neden Kürt politikacılar buna sahip çıkmıyor? Niye bu konuşulmuyor? Orada diyor ki Kürtler ve Türkler iç içe yaşar. İç içe geçmiştir sahiden ailelerimiz. Alevi-Sünni evlilik engeli var ama Kürt-Türk evliliği engeli yok. Dolayısıyla, iç içe geçmiştir.

27. Bir evin içindeyiz. Bir aile olarak yaşıyoruz burada. Bu iki türlü yaşanabilir. Ya birbirini her gün bıçaklayarak, döverek, söverek karakolluk olarak yaşanabilir ya da uyum içinde yaşanabilir. Biz bu ikisinden birini seçmek zorundayız.

28. Türkiye’de ‘dinciler Kemalistleri denize döktü’ diye bir şey olmayacak. ‘Onlar İslamcıları yok etti’ öyle bir şey de olmayacak. Bu ülkeden Kürtler, Türkler yok olmayacak, diğer etnik kimlikler de yok olmayacak. Biz birbirimize mahkumuz. Bunu ne olur anlayın artık. Önümüzdeki on yılları birbirimizi tüketerek, öldürerek bütün kaynaklarımızı nefrete, öfkeye, savaşa harcayarak yaşayabiliriz ya da uyum içinde yaşayabiliriz. Ama bu naif bir şey gibi gelebilir; ‘Aman efendim, birbirinizi sevin’ öyle olmadığının da farkındayım. Bunların olabilmesi için adalet olması lazım. Şimdi adalet olmadığı için Türkiye’de öfkeler birikiyor. Hepimizde birikiyor öfkeler. Mesela Roboski olaylarını görüyoruz, diğerlerini görüyoruz, bu öldürülen çocukları görüyoruz, ama toplum o kadar kutuplaşmış ki… Ben konserlerde bunu anlatıyorum. Devletin öldürdüğü bir çocuğumuzu görüyoruz sosyal medyada. Uğur Kaymaz’dan beri her zaman yüreğim yanıyor, onu paylaşıyorum, lanetliyorum bu davranışı. Sonra bakıyorum diğer yandan bir öğretmen, Eren Bülbül gibi çocuklarımız geliyor onları da PKK öldürüyor. Onları da lanetliyorum. İkisine de itiraz geliyor ‘Onlar da yaptı’ diye. Onlar da yaptılar diye sonu bulunamaz bu işin. Birbirinizi çocuk cesetleri üzerinden siyaset yaparak bitireceksiniz. Olmaz böyle bir şey.

29. Bugün mesela kendine komünist diyen Çin, kapitalist diyen Amerika, hangisinde işçi olmak ister insan? Yani Çin çok daha fazla sömürüyor. Amerika, işçisine çok daha fazla haklar vermeye başladı, sendikaları güçlü, İngiltere keza… Sonuçta biz yeni bir senteze gideceğiz ama insanlık bu şekilde gidemez. Artık sol sadece sınıf mücadelesinden sadece üretim araçlarından ibaret değil. Kadın hakları çok önemli, çevre hakları çok önemli, yok olan dünyamızı kurtarmak çok önemli, silahlanmaya ve savaşmaya karşı çıkmak çok önemli…

30. Medeni bir toplumu onlar değil biz size vaat ediyoruz demeli. Medeni, rahat, kimsenin kimseyi sömürmediği ve bu kadar büyük gelir dağılımı farklılığının olmadığı bir dünya çok daha güvenli bir dünya olacak. Bugün öyle çılgın bir yarışta ki, adam kârını arttırmaya çalışıyor, arttırıyor, birçok ülkeden daha zengin insanlar var. İnanılmaz! Dünyanın yüzde 1’i dünyanın yüzde 90’ına sahip. Fakat, sonra bakıyorsun toplum da boş durmuyor, onlar da isyan ediyor, kimi terörist oluyor, kimi bilmem ne oluyor, bu sefer onları kalkındırmaya harcayacağı parayı güvenliğe harcıyor. Havaalanlarında aramalar, makinalar, yeni makinalar, bekçiler, kameralar, güvenlik  kameraları… Bir delilik içinde dünya, hakikaten bir deliliktir gidiyor. Bernie Sanders çok doğru şeyler söylüyor. Kazanamasa bile bunları dile getirmesi önemlidir ve en son okuduğum güvenilir istatistik şu: Amerika’daki gençlerin yarısı sosyalist bir düzende yaşamak istiyor.

31. ‘Efendim sosyalizm bitti, o devir kapandı.’ Hiç öyle değil bence yeni geliyor ve daha iyi bir sosyalizm geliyor, daha insancıl, daha kapsayıcı, daha parti bürokrasisine dayanmayan daha yukarıdan aşağıya değil aşağıdan yukarıya örgütlenen bir şey geliyor.

32. Ömer Hayyam gibi hem matematikçi, hem şair, hem astronom. Doğu medeniyetinde de Batı medeniyetinde de böyle isimler var. 20. yüzyıl ve kapitalizm uzmanlaşma getirdi. Sen şu kadar yerin içinde vida gibi kalacaksın. Uzmanlaşma tabii ki önemlidir ama genel kültür de önemlidir. Bir örnek vereyim. Eskiden bizim iyi doktorlar, gözünün rengine bakar, bir haline tavrına bakar, ‘Ya bir şey mi var sende acaba?’ derdi. Biraz dinler sonra uzmanlara havale ederdi. Şimdiyse öyle değil, bir insana gidip ‘check-up’ yaptırmak için 23 ayrı doktora ihtiyaç var. O benim alanım değil, oraya girmem ben diyor. Şimdi dolayısıyla bu kadar bölünen bir dünyada bütüncül bir görüş kuramazsınız, yapamazsınız. O bakımdan, uzmanlaştığınız alanlar elbette olacak benim de müzik gibi, edebiyat gibi uzmanlaştığım alanlar var ama dünyaya bakışta radarlarımızın daha açık olması lazım.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here