Zulmedenlere Meyletmek

5
gündogdu

Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” (Hûd, 11/113)

Yüce Kitabımız Kur’an’da zulüm, biri inanç diğeri de ahlak alanında olmak üzere, iki anlamda kullanılmaktadır.

Bunlardan inanç alanında olan zulüm Kur’an’da, şirk, küfür, inkar, yalanlama ve benzeri anlamlara gelmektedir (En’âm, 6/68, 93; Tevbe, 9/23; Enbiyâ, 21/2-3, 5; Hacc, 22/52-53; Zümer, 39/32). Bu anlamdaki zulüm, doğrudan inanç konusuyla ilgilidir.

Zulmün ahlaki boyutu ile ilgili olanı ise; haddi aşmak, başkasının hakkını hukukunu ihlâl etmek ve çeşitli gayrimeşru yollarla, zorbalıkla başkasına zarar vermek anlamını ifade etmektedir.  Bu anlamda zarar verme, daha çok günlük yaşantımızdaki insani ilişkilerde ortaya çıkmaktadır.

Biz de burada geniş olan zulüm konusunun yukarıda mealini verdiğimiz ayette de belirtildiği üzere daha çok insani ilişkilerdeki boyutu üzerinde duracağız.

Yüce Rabbimiz, zulmün her türlüsünü haram kılmış, Müslüman kâfir ayırımı yapmaksızın zulmü her kim yaparsa yapsın bunun cezasını mutlaka çekeceğini açıkça belirtmiştir (Zilzal,99/7-8).

Zulmü haram kılan yüce Rabbimiz, zulmedenlere meyletmenin de yanlışlığına işaret ederek açıklamaya çalıştığımız yukarıdaki ayette; “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur…” buyurarak bizleri uyarmıştır.

İşte bizler bu uyarıya kulak vererek zulüm yapmak şöyle dursun zulüm yapanlara meyletmekten de uzak durmalıyız.

Ayet-i kerimedeki zulmedenlere meyletmek; onların arzularına boyun eğmeyi, onlarla beraber olmayı, dalkavukluk etmeyi, yaptıkları zulme rıza göstermeyi… ifade eder.

Zulmeden kimse çevresinin ve yandaşlarının yardımıyla zulmetme imkânı bulur.

Burada kendimizi şöyle bir hesaba çekelim. Acaba bizler, kendimiz başkalarına zulüm anlamına gelecek davranışları yapıyor muyuz? Eğer cevabımız; ben zulüm anlamına gelecek bir davranışa sahip değilim diyorsak, acaba zulmedenlere meylediyor muyuz? Onlara yardımcı oluyor, destek çıkıyor muyuz diye de kendimize sormamız lazımdır.

Eğer zulmedenlere destek olabilecek davranışlarımız varsa hemen bunlardan vazgeçmeliyiz. İyi niyetle de olsa, zalimlere meyletme anlamı taşıyan davranışlarda bulunmak dinimizce yasaklanmıştır.

Zulüm denildiği zaman, bir kimsenin hakkını hukukunu ihlal etmek, bir başkası üzerinde tahakküm kurmak ve onun malını, mülkünü zorla elinden alınması vb. zorbalığı çağrıştıran söz ve davranışlar akla gelir.

Elbette bunlar zulümdür. Ancak zulüm sadece bunlardan ibaret değildir.

Kur’anda;   Haksız yere adam öldürmek (Mâide, 5/27-29), hırsızlık yapmak (Yusuf, 12/75), başkasının malını gasbetmek (Sâd, 38/24), başkasının hakkını faiz ve haksız yollarla elinden almak, mü’minlere baskı ve şiddet uygulamak, onları yaşadıkları yerden çıkarmak (Hacc, 22/39), bütün bunlar da zulüm olarak adlandırılmıştır.

Hatta biraz daha çerçeveyi geniş tutarsak insanların diğer insanlara, içinde yaşadıkları topluma ve tabiata, diğer canlılara karşı işledikleri suçlar, haksızlıklar ve tecavüzler de zulümdür.

Yine aynı şekilde insan hakları ihlâlleri, tabiatın acımasızca tahribi, hayvanların, ormanların, yeşil alanların ve yeraltı zenginliklerinin yağmalanması birer zulümdür.

Kişinin hakkını alamaması, başkalarının hakkına engel olmak, rüşvet, torpil veya benzeri yollarla başkalarına ait bir hakkı almak, görevi kötüye kullanmak, emanete ihanet etmek zulümdür.

İşte bu tür zulüm ifade eden davranışları yapan insanların yaptıklarına  gücümüz yettiği oranda karşı çıkmak ve bu haksızlıkları yapanlara karşı tavır almak durumundayız.

Şayet zulmedenlere eğilim gösterecek, onların yaptıkları kötülükleri hoş karşılayacak ve onların yanında yer alacak olursak ayetin devamında bizlere ateşin dokunacağı belirtilmektedir.

Eğer bizler zulmedene destek olmamız sebebiyle maazallah azaba çarptırılacak olursak ve bizlere ateş dokunacak olursa bizi bu ateşten kim kurtaracaktır?

Şu halde kendimiz zulmetmediğimiz halde başkalarının zulmüne kalben dahi olsa meyletmemiz sebebiyle ateşin bizlere dokunmasını, azaba çarptırılmayı hangimiz isteriz.

Hiçbirimiz bu tür bir davranış sonucu azaba çarptırılmayı arzu etmeyeceğimize göre zalimlere meyletmekten ve onların safında yer almaktan kaçınmamız gerekmektedir.

Böyle insanlara karşı sessiz kalmak onlara yaptıkları yanlışlıklara devam etmeleri için cesaret vermek olur.

Bizler nerede ve ne zaman olursa olsun yalanla, zorbalıkla ve çeşitli sindirme yöntemleriyle insanların haklarını yiyen, onlara zulmeden kimselerin karşısında olmalıyız. Böyle insanlara karşı sessiz kalmamız, işledikleri suçlara bizim de ortak olmamız anlamına gelir.

Zalimlerin hiçbir yardımcısı bulunmadığı gibi (Hacc, 22/71) bunlara meyledenlerin de azaba çarptırılacağı ve Allah tarafından kendilerine yardım edilmeyeceği başlangıçta zikrettiğimiz ayette (“Sonra size yardım da edilmez.”) ifadesi ile açıkça belirtilmektedir.

Bu kadar açık ayetler karşısında bizler zulüm yapmaya veya zalimin yanında yer almaya nasıl kulak arkası edebiliriz ?

Mehmet Akif’in şu dizelerinde bir müminin bu konuya bakış açısını ve duruşunu  ne güzel ifade etmiş. “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem, Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.”

Vesselam

Kaynak: Diyanet, Kur’andan Öğütler-II, 423.

5 YORUMLAR

  1. ‘Zulme rıza zulümdür, zulme tarafgirlik ise yapmış gibidir.’ Geçmişte de günümüzde de at izi, it izine o kadar karışmış ki zulme uğrayanlar zalim, zalim olanlar da mazlum görünebiliyor. Toplum ve de bizler bunu nasıl ayırt edeceğiz. Rabbim inşallah bizlere feraset nasip eder…

  2. Uluslararası çalışma ve yayınlar yaptığımız bir dönemde, khk ile görevden uzaklaştırılalı yaklaşık 4.5 yıl oldu. Ülkemize en verimli olduğumuz yaşımızdaki bu durum hala düzeltilmedi ve düzeltilecek gibi değil. Sorarım size kim mazlum, kim zalim?

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here