27.4 C
İzmir
18.5 C
Istanbul
23.3 C
Ankara
Mittwoch, September 16, 2026 5:40:16
Start Ocak Yazarları Hayat, büyük bir tiyatro sahnesi…

Hayat, büyük bir tiyatro sahnesi…

0
9

Hayat dediğimiz aslında büyük bir tiyatro, bizler de bu tiyatronun oyuncuları. Bu oyun sahnesinde her türden oyuncu ve her türden oyun sahneleniyor.

Kimi sahneler dinle ilgili, kimi sahneler kahramanlık, kimi sahneler de bütün oyun parçalarını içinde bulunduran genel sunumlar.

Tarihi oyunlar prim yaptığı zaman geliştirilmiş, ilavelerle zenginleştirilmiş yeni bölümlerle tekrar sunuluyor.

Dinle ilgili olanlar zaten sürekli kapalı gişe…

Düşünce ve kendini keşfetme ile ilgili oyunların alıcısı çok az, zaten onlar da bekleme salonunda birbirlerini tanıyan kişiler.

Hayat tiyatrosunun güzelliğini, tadını anlatan oyunlar eskisi gibi rağbet görmüyor. Tiyatrodaki oyuncu-izleyici kitlesi değişti, artık gerilimli oyunlardan zevk alıyorlar.

Gerilim, stres, kavga daha çok izleyici buluyor.

Böyle olunca da, oyuncu-izleyiciler tiyatroya zarar da veriyorlar. Bu çok normal. Çünkü izledikleri şiddeti yapabileceklerini biliyorlar ve kendi rollerine de taşıyorlar.

Tiyatronun yeni oyuncuları da, prim yapan oyunları farkettikçe, aynı tarzda oyunlarda rol almak için can atıyorlar.

Hayat denen tiyatronun sakinlik, dinginlik, mutluluk, huzur olduğunun bilincinde olan oyuncular azaldı, azizim.

Varsa yoksa, kavga-gürültü-kan ve gözyaşı…

 

Dünya, büyük bir köy halini aldıkça işler daha da değişti. Teknoloji, internet, kitle iletişim araçları arttıkça; milliyetçilik ve din daha da ön plana çıktı.

Halbuki evrensel hale gelen bu köyde bunların olmaması lazımdı. Demek ki, orada da hata yapıldı.

Demek ki; dünya büyük bir köy değilmiş.

Demek ki; bu da yalanmış.

Eskiden köyler, kentler, ülkeler belliydi. Sınırlar kalkınca işler daha da karıştı.

Sınır yok dense de, milliyetçilik daha da derinleşti.

Ya dincilik… Dinsiz toplumlar kuralım derken, dincilik türedi.

Şiddet olmasın derken, şiddet her yere musallat oldu.

 

Eski sahnelenen oyunlar, yeniden perdeleniyor. Bu sefer gelişmiş versiyonlarıyla. Eskiden beri ana konu olan güç savaşları, bugün hala devam ediyor.

Ana tema güç, iktidar.

Bu ana temanın yan elemanları dincilik ve milliyetçilik yada ırkçılık mı desek, onlar da hala aynı.

Oyuncular değişse de, sahnelen oyunlar yeni versiyonlarıyla gene prim yapıyor.

Bu tiyatronun figüranları yok. Her kişi kendi oyununda aktör, bir üst oyunun yardımcı oyuncusu. Bu silsile devam edip gidiyor.

Kendi oyununun aktörü olan, tecrübe kazandıkça, eski günlere özlem taşıyor.

‘Ah be. Bu tecrübemle onsekiz yaşında olacaktım ki….’ diyenler çok.

Büyük oyunların aktörleri de öyle.

Eski imparatorluk günleri.. Şimdiki düşüncemizle gene eski imparatorluğu yaşayacak günleri tekrar kursak.

Bu yüzden de, sinagogların önünde gösteriler…

Filistin’i kurtaracağımız o eski günler…

Kişi aktörlerin eski günleri özlemesine iyice benzedi, ülkelerin eski günleri özlemesi.

Hep bir güç, hep bir iktidar savaşı.

Hayat denen büyük tiyatronun sebebi, güç ve iktidar savaşı mı.

Aslında öyle.

İyi de o zaman, ana senaryo düzenleyicisi yanlış mı bilgilendirdi bizi?

Hayır, yanlış bilgilendirmedi de, oyuncularının ne mal olduğunu çok iyi biliyor.

Sayısını bilmek zor. Kim bilir, kaç kişisel tiyatro oyunu, kaç bölgesel oyun, kaç evrensel oyuna şahitlik yaptı.

Ondan zaten demiş ya:

‘Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!’(Ankebut, 64)

Ama oyuncular, onun dediğini de sadece din sahnesiyle yorumlamışlar.

Bilgelik, erdemlilik olarak yorumlasalardı, böyle olmazdı zaten.

 

Yeni bölgesel oyun da, Filistin’in Kurtarılması olsa gerek.

İyi de oradaki toprakları, filistinliler büyük miktarda paralar kazanmak için satmamışlar mıydı?

Filistinli toprak sahipleri paraları alıp, başka ülkelere gitmediler mi?

Köylü filistinliler de, yeni toprak sahiplerinden çok memnun değiller miydi?

Bu oyun sahnelendiğinde (1908) arap-yahudi çatışması diye birşey yoktu ama!

 

Ya büyük imparatorluk zamanında olanlar…

İmparatorluk yahudileri savaşta devletimizi yalnız bırakmayalım demişlerdi. Belki otonom yapı elde ederiz diye ünlü imparatorluk yahudileri o kadar çaba sarfetmemiş miydi?

İmparatorluk, bunları sınırdışı edip, sonra pişman olmadı mı?

Birinci evrensel savaş sahnesinde yenilen imparatorluk, dost yahudileri kaybettikten sonra topraklardan çekilirken, büyük pişmanlık duymamış mıydı?

 

Gene mi sahneleniyor bu oyun..

Demek ki; daha önce sahnelendiğinde yapılan yanlış yeni versiyonda düzeltilmedi ki; ülkenin yahudilerine ait ibadethaneler taşlanıyor, şiddet şovu yapılıyor.

Gene mi güç ve iktidar savaşı sergilenecek.

 

Kişisel tiyatro sahnelerindeki oyunlarını anlayamayanlar, bölgesel tiyatro oyununu da anlamıyorlar doğal olarak. Evrensel tiyatro oyununu da..

 

Hayat, büyük bir tiyatro sahnesi…

Her insanın kendi tiyatrosu da, bu büyük tiyatro sahnesiyle eş zamanlı ilerliyor.

Büyük oyun bitmeden, rolünün bilincine varır mı ki insanlar….

 

Sevgi ve Bilgiyle Kalın…

 

(İsrail-Filistin konusundaki tarihi bilgiler Özlem Tür’ün Türkiye ve Filistin: 1908 – 1948 : Milliyetçilik, Ulusal Çıkar ve Batılılaşma isimli makalesinden alınmıştır)

 

Vorheriger Artikelİnsanı mezarda bile rahat bırakmaz bunlar!
Nächster Artikel81 ilde ‚Huzurlu Parklar Uygulaması‘..
Sinan Eskicioğlu
Wer ist Sinan Eskicioğlu? Er wurde 1974 in Izmir geboren. Seine schulische Laufbahn begann er an der Agah Efendi Grundschule. Nach seinem Abschluss an der Izmir İmam Hatip High School bestand er die ÖSYM-Prüfungen und wurde an der Theologischen Fakultät der Dokuz Eylül Universität zugelassen. Mit seiner Abschlussarbeit im Fachbereich Theologie mit dem Titel „Allahs Wille und das Problem der Kausalität” schloss er sein Studium im Jahr 2000 mit einiger Verspätung ab. Aufgrund der Auswirkungen des 28. Februar-Prozesses, durch den Absolventen der Theologischen Fakultät keine Lehrstellen erhielten, beschäftigte er sich bis 2002 mit Handel. Im Jahr 2002 begann er ein Masterstudium im Fach Religionsphilosophie an der Theologischen Fakultät der D.E.Ü. Im selben Jahr brach er sein Masterstudium ab und ging nach Deutschland. In Deutschland war er als Ausbilder und Lehrer in verschiedenen Moscheen tätig, die der Diyanet unterstehen. Er studierte Sozialarbeit und Management an der Universität Duisburg-Essen. Von 2007 bis 2011 war er als Direktor des Bildungszentrums der IGMG (Europäische Nationale Sichtweise) in Düsseldorf und als Regionalausbilder tätig. Von 2011 bis 2013 setzte er seine Ausbildung an der Universität Osnabrück im Fachbereich Protestantische Theologie fort. Seit 2016 ist er Kolumnist bei der Zeitung Ocak Medya. Seit 2020 ist er Chefredakteur der Zeitung. Der Autor spricht Deutsch und Englisch. Bislang hat er sieben Bücher veröffentlicht. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam (Beende die Versklavung des Menschen durch den Menschen – Personalisierter Islam), Zeytin Ağacı (Roman) (Der Olivenbaum), Katar istanbul (Katar Istanbul), Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık (Von den Muslimbrüdern zur AKP – Islamismus), Tarihteki Dindar Zalimler (Religiöse Tyrannen in der Geschichte). İbn Sina, İbn Haldun