Nietzsche’nin o meydanda sarıldığı at, sadece bir hayvana inen kamçı değildi; varoluşun ilk hücresine vurulan o ilk kırbaçtı. Aslanın, filin ve o karlı yolda hıçkıran atın çektiği ızdırap, aslında aynı kökten beslenen o büyük trajedinin farklı suretleridir.
İnsan, başkalarının sırtına basarak yükseldiğini sanırken, aslında kendi özünü, o ilk masumiyetini kırbaçlıyordu. İlk hücreye vurulan o acı kırbaçla, bana vurulan kırbaç arasında hiçbir fark yoktur; faili olduğumuz acı, kendi varlığımıza inen bir darbedir.
Bu idrak, tepeden bakan bir acıma ya da kurgulanmış bir merhamet değildir; doğrudan etin, kemiğin ve en dipteki ilksel hafızanın sarsıldığı katıksız bir duygu durumudur. Zihnin ve kibrin kurduğu bütün sahte mesafeler o anda çöker. Attaki ızdırapla insanın içindeki sızı örtüşür; çünkü ikisi de aynı kökten, milyarlarca yıllık ortak mirası taşıyan o ilk hücrenin savunmasızlığından beslenir.
Kişinin duyduğu acıyı açıklayan tek hakikat, bu ilk hücreyle yaşanan tam bütünleşmedir. Kamçı havayı yarıp atın derisine indiğinde, insanın içinde kopan çığlık dışarıdaki bir olayın seyri değildir; kendi varoluşunun başlangıcına inen bir darbedir.
İşte asıl kırılma buradadır: Nietzsche’nin o meydanda sarıldığı at, bir kefaret hareketiydi; o acıda kendi özünü tanıma, yukarıdan bakmadan, canın cana çarpmasıyla o ızdıraba eğilme anıydı.
Oysa insanlığın kendine sarılması, o acıdan kaçarak kendi yanılsamasına sığınması, yani faili olduğu yıkımı meşrulaştırma çabasıdır. Biri ortak kökün çıplak hakikatine uyanış, diğeri ise kendi celladını kucaklayıp uyutma çabasıdır.
At, insan olmasa da, biyolojik bir varlık olmakla birlikte, ilk hücresi hepimizin atası olduğu bilinciyle aynı duyguyu paylaşmamız kaçınılmazdır. Bireyin ızdırabı, karşısındaki atın ızdırabıyla tamamen örtüşür; ona vurulan kamçı, insanın kendi varlığını savunma güdüsüne ve ilk hücrenin çilesine vurulmuştur.
Kimsenin başkası üzerinden kâr elde etmemesi gerektiği gibi, başkalarının ızdırabından beslenen bir kazanç ya da mutluluk da kabul edilemez. Bir canın sırtından menfaat devşirmek, insanın kendi kökünü inkâr etmesidir.
Izdırabın ortaklığı ahlaki bir lütuf değil, varoluşsal bir denklemdir. Kamçı ata indiğinde et parçalanır; fakat o darbe asıl vuranın ruhundaki o ilk hücreyi ezer geçer. Kendi celladına dönüşen insan, acıyı nesneleştirdiği anda kendi hakikatine de yabancılaşır. Geriye yalnızca o karlı meydandaki sessizlik, paylaşılan derin bir keder ve içe patlayan o kaçınılmaz ışık kalır.












