Baş döndürücü bir hızla büyüyen kentleşmenin kırsal dünyayı yutması, yalnızca nüfusun yer değiştirmesi değildir. Bu hareket, Türkiye’nin toplumsal dokusunu yerinden sökmekte, eski bağları gevşetmekte ve henüz yerine oturmamış, askıda asılı duran yeni bir sosyoloji üretmektedir. Bu sosyoloji ülkenin her sorununu çürüterek kendine kalıcı bir yer edinmeye çalışmaktadır. Çünkü o, toprağa, emeğe ve zamana yaslanan bir hayatın yerine; hızı, görünürlüğü ve rantı koymaktadır.TÜİK’in 2025 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre Türkiye nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişiye ulaşmıştır. İl ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı yüzde 93,6’ya çıkmış, belde ve köylerde kalan nüfus yüzde 6,4’e, yani yaklaşık 5,5 milyona gerilemiştir. Mekânsal sınıflamaya bakıldığında nüfusun yüzde 67,5’i yoğun kentlerde, yüzde 15,8’i orta yoğun kentlerde, yüzde 16,8’i kır olarak tanımlanan alanlarda yaşamaktadır. Kırsal bölgelerdeki nüfus bir yılda binde 23,3 azalırken, 33 ilin nüfusu düşmüştür. Bu rakamlar istatistik değildir yalnızca. Köyün boşalması, tarlanın yaşlanması, beldenin sessizleşmesi ve kentin etrafında biriken ama henüz kent olamamış kalabalığın çoğalmasıdır.
Yazının tamamını batmanolaygazetesi.com’dan okuyabilirsiniz:
https://www.batmanolaygazetesi.com/yazar/ilhami-isik/kentler-buyurken-olusan-tehlike-374-kose-yazisi









