Yazıma İHH’den özür dileyerek başlamayı bir borç addediyorum.
Falyalı cinayetiyle ilgili yazımda İHH Mersin şubesinde yaşanan bir olayı naklederek belgeleriyle de sunacağım demiştim ama belgeler elime ulaşmadı. Bu yüzden de kendilerinden özür dilerim.
Belgeler olmadan suçlama yapmak doğru olmaz. Bu yüzden suçlamamı geri çekiyorum.
Belgeler derken de bildiğiniz gümrükleme işiyle ilgili belgeler.
Peki belgeler neden elime ulaşmadı ya da ulaşamıyor?
Ekonomik kriz sebebiyle toplum olarak oraya odaklandık. Fiyat artışları, vatandaşlarımızın alım gücünün düşmesi, gelen yüksek elektrik faturaları ve bu faturaların sebebinin muhalefet olduğunu söyleyen iktidar partisi milletvekilleri.
Ekonomik kriz olunca gözler başka bir şey görmüyor. İnsanlar haklılar da. Neden haklı olmasınlar ki geçim derdindeler.
Bir de korona sorunu var. Yetmedi bir de şimdi Rusya-Ukrayna krizi başladı.
Bütün bunlar algılarımızı belirli yerlere yönlendiriyor.
Belgelerin ulaşmamasının sebebine gelince.
Şu an fark edenler işin bilincindeler, fark etmeyenler ise yukarıda bahsettiğim sebepler yüzünden algılayamıyorlar.
‘Ortalık toz duman’ tabirini bilirsiniz.
Göz gözü görmez, kimse kimseyi tanımaz ve kim ne tarafta belli değildir.
İşte tam da böyle bir dönemdeyiz.
Ortalık toz duman.
Hatırlarsanız Falyalı cinayetini yazmıştım.
Ocak ayının son günlerinde İstanbul’da bir cinayet işlendi. Biz bu cinayeti eşinin Ece Erken olması sebebiyle TV’lerden Ece Hanım üzerinden dinlemiş olduk.
Öldürülen Şafak Mahmutyazıcıoğlu avukattı. Bakırköy’de bir balıkçı restoranında kimliği belirsiz kişilerce öldürüldü. Haber böyle sunuldu. Aklıma gelen soru da “acaba Şafak beyin geçen gün öldürülen Falyalı ile bir ilişkisi var mıydı?”
Acaba Şafak beyi öldürenlerle Falyalı öldürenler aynı kadronun elemanları mı?
Bu düzlemde Osmanen Germanya’dan olan kişinin trafik kazasında ölmesini de düşünelim.
Bir de bu düzlemde Ak Parti İzmir il yönetimi eski ikinci başkanı Ahmet Kurtuluş’u da düşünelim.
Bütün bu cinayetler arasında bir ilişki olabilir mi?
Evet, ortalık toz duman.
Bu olaylar nedense bize Susurluk Kazası’nı hatırlatıyor.
Neler oluyor dersiniz?
Bir temizlik mi yapılıyor yoksa işler daha da karışsın diye hallaçların pamuk tiftiklediği gibi birileri eski pamukları mı karıştırarak ortalığı toz dumana mı buluyor?
Bugünlere kolay gelinmedi.
Bazen unutuyoruz ama.
Bilmem hatırlar mısınız, Kemal Unakıtan vardı. Rahmetli oldu gerçi ama kendisi hakkında ‘naylon fatura davası’ vardı. 2003 yılıydı ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde naylon fatura kullanmaktan yargılanan Unakıtan ‘Vergi Barışı’ yasasıyla suçsuz hale gelmişti.
2011 yılında İstanbul Mali Polisi, Gümrük Muhafaza Başmüdürü Lütfi Ekinci, Atatürk Havalimanı Kargo Gümrük Müdürü Hayretin Eker’in de aralarında olduğu 50’nin üzerinde kişiyi gözaltına almıştı.
Atatürk Havalimanı başta olmak üzere İstanbul gümrüklerinde örgütlenen çete, rüşvet karşılığında yurda kaçak eşya sokanlara göz yumuyordu. Çetenin başındaki ismin ise Hayretin Eker olduğu öne sürülmüştü. Aynı davada Hakan Türkmen’in de adı geçiyordu. Ama avukatı görüntü kaydı olmamasını ileri sürerek müvekkilini korumuştu.
Bu kişilerin iktidarda tanıdıkları kimlerdi acaba?
Gümrüklerden sorumlu bu kişiler iktidarın haberi olmadan bu işleri yapıyor olamazlardı.
Bu kişiler Gümrük eski bakanlarıyla irtibatta mıydılar?
Ak parti görevde olduğu sürede devletin imkanlarını çok güzel kullandı ve kullanmaya da devam ediyor.
Hatırlarım bir programda Başkan Erdoğan oğlunun gemileriyle ilgili olarak ‘gemicik’ ifadesini kullanmıştı.
Bu kelimeyi irdeledim.
Neden gemicik?
Biraz araştırdım ve sonra şunu gördüm: ‘Liman işletenler için gemilerin önemi yok çünkü liman işletirken kazanılan paralar gemi sahibi olmayla kıyaslanmayacak kadar yüksek’.
Demek ki Başkan Erdoğan bu yüzden ‘gemicik’ demişti.
Acaba oğlunun da bir limanı var mı diye aklıma geldi.
Bunlar olurken devletin önemli yerlerine de eş, dost ve akrabalar yerleştiriliyordu.
Kimse bu duruma ses çıkarmıyordu.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü ileride bir gün sıranın kendisine de geleceğini düşünenler hep sessiz kaldılar.
İleride devletin nimetlerinden yararlanma imkanı onlara da gelebilecekti, sebep buydu.
Sustuk.
Sustuk.
Sustuk.
Ve bugün parti cumhuriyetine dönüştük.
Valilerin önemi yok oldu çünkü aynı ildeki il başkanları onlardan daha önemli bir konuma gelmişlerdi.
Bu yüzden yerli ve milli aşı Turkovac AK parti amblemiyle sunuluyor. Hem de hiç çekinmeden.
Dedim ya ortalık toz duman.
Bütün bunları düşününce ben de hak veriyorum.
Yapılan bir usulsüzlük varsa bunu ifşa etmek kolay olmuyor.
Peki neden?
Çünkü hiçbir değer yargısı olmayan bir grup var.
Hannah Arendt’in de dediği gibi bu durumun suçlusu biraz da bizleriz çünkü sustuk…
Sevgi ve Bilgiyle kalın












