Son günlerde akademisyenlerin sosyal medya kullanıp kullanamayacağı, sosyal medya platformlarından ücret alıp alamayacağı ile ilgili medyada çok sayıda haber çıkmıştır. Bu konuda YÖK başkanlığı da görüş almış, görüşte 657 sayılı kanuna atfen memurların ek gelir getirecek ücretli bir işte çalışmalarının uygun olmadığı belirtilmiştir. YÖK konu ile ilgili haberler üzerine yeni bir karar alınmadığını, eski uygulamaların devam ettiğini belirtmiştir.
Öncelikle ücret konusu üzerinde durmakta yarar var. Bir akademisyen maaşına ek olarak, bilimsel yayın, atıf, proje, konferans bildirisi, patent vb. akademik faaliyetlerinden dolayı ek bir ücret alabilmektedir. Bu yönetmelik 2016 yılında Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde getirilmiş olup çok çalışan ve az çalışan akademisyenleri birbirinden ayırmak amacını taşımaktadır. Çok çalışanlar akademisyenlere pozitif ayrımcılık yapmak her ne kadar 657’ye tabi devlet memurluğundaki standart maaş uygulamasının ruhuna ters ise de çıkan mevzuat devrim niteliğinde çok önemli bir mevzuattır. Akademisyenlerin performans arttırımlarında önemli bir adım olmuştur.
Akademisyenler aslında birçok değişik şekilde ek gelir zaten elde etmekte idiler. Bunlar: ek ders ücretleri, proje telif ücretleri, TÜBİTAK yayın teşvik ücretleri, sanayi danışmanlığı, adliye bilirkişi ücretleri, patent gelirleri gibi çok sayıda farklı kalemi içermektedir. Akademisyenler teknoparklarda kendi şirketlerini kurabilmekte ve ticari sayılabilecek faaliyetlerde bulunabilmektedirler. Bazı uluslararası bilimsel dergiler akademisyenlere hakemlik ücreti ödeyebilmekte, bazı dergiler ise baş editör olunursa ücret tahakkuk ettirebilmektedirler.
Yukarıda anlatmış olduğumuz uygulamalarla zaten akademisyenler 657 sayılı kanunun kısıtlayıcı ticari faaliyette bulunamama kuralından fiilen muaftırlar. 657 sayılı memurlar kanununu dar bir elbiseye benzetirsek, bunu akademisyenlere giydirmemiz durumunda, her vücut hareketinde bu elbise dayanamayacak, dikişlerinden patlayacaktır.
O halde soru ne yapılması gerektiğidir. Mevcut durumda akademisyenler her ne kadar 2547 sayılı YÖK kanunu mevzuatına tabi olsalar da bu mevzuatta yer almayan hükümlerde 657 sayılı devlet memurları kanununa tabidirler. Öncelikle yapılması gereken akademisyenlerin 657 sayılı kanun ile tam olarak ilişiklerinin kesilmesi, 2547 sayılı kanunun genişletilerek her duruma şamil hale getirilmesidir. Özellikle de mali konularda artık 657 saylı kanunun etkisinin giderilmesidir. 2547 sayılı kanun revize edilirken de akademisyenliğin uluslararası niteliği göz önüne alınarak son derece esnek ve akademisyenliğin önünü açacak bir mevzuat geliştirilmelidir. Unutulmamalıdır ki ülkemizdeki akademisyenler uluslararası alanda diğer ülkelerin akademisyenleri ile yarışmak zorundadırlar. Bilim evrenseldir ve ülkemize has bir bilim anlayışı kabul edilemez. O halde akademisyenlerimiz rakipleriyle yarışırken elini ve kolunu belli son kullanma tarihi geçmiş mevzuatla bağlamamak gerekir.
Bu açıklamalardan sonra akademisyenlerin sosyal medya hesaplarını kullanma konusundaki tartışmalara bir göz atalım. Öncelikle akademisyen belli konularda uzmanlığı olan kimselerdir. Bu uzmanlığını sadece öğrencilerine ders ve tez çalışmalarında değil, bütün topluma hatta bütün dünyaya gerekirse aktarmalıdır. Bunu aktarmada sosyal medya önemli rol oynar. Güzel ders veren bir akademisyenin bunu Youtube veya UDEMY gibi uluslararası platformlara koyması istifadenin artmasına yol açar. Yayınladığı makaleleri Researchgate, Academia, Facebook, Instagram, X, LinkedIn, BluSky, Threads gibi sosyal medyalar aracılığı ile duyurması çalışmalarına ilgiyi ve atıfı arttırabilir. Kendi uzmanlık alanı ile ilgili gerek kendi bilimsel makalelerini gerekse başkalarının çalışmalarını sadeleştirip özetleyerek halkın anlayacağı basit hale getiren videoları Youtube, TikTok ve daha önceden bahsettiğimiz bazı platformlarda yayınlaması evrensel bilime ve onun yaygınlaşmasına katkıdır ve mutlaka yapılmalıdır. Bu platformlardan bir akademisyenin ücret kazanıp kazanmaması önemli değildir. Ücret kazanırsa da bu ücret ek ders, bilimsel yayın teşvik, danışmanlık, telif ücreti gibi diğer ek gelir kategorileri arasında değerlendirilip bu gelirlere yasak konulmamalıdır. Daha vahimi ise gelir getirmediği halde, ileride potansiyel gelir getirebilir düşüncesiyle akademisyenlerin sosyal medya hesabı açmasına tümden yasak getirilmesidir. Diğer bir problem ise bu resmi yazışmalar neticesinde çok sayıda akademisyenin henüz bir yasak gelmemesine rağmen sosyal medya hesaplarını kapatmasıdır. Bu tip sosyal medya yasakları ülkemizi geri götürecek, akademisyenlerimizin rekabet gücünü önemli ölçüde azaltacaktır.
Ömrünü akademisyenlikte geçirmiş birisi olarak bir an evvel akademisyenlerimizi rahatlatıcı ve önünü açacak mevzuatın ve resmi yazışmaların yapılmasını temenni ederim. Söz konusu olan ülkemiz ve bilimsel alandaki rekabet gücüdür.












