Yüksek Seçim Kurulu (YSK), kolay yolu seçti ve İstanbul seçimini iptal etti. Ülkenin enerjisi boş yere harcanıyor. 23 Haziran 2019 Pazar günü İstanbul’a sadece büyükşehir belediye başkanı seçilecek.
İstanbul demek Türkiye demek olduğu için ülke gündemi bu seçime kilitlenmiş durumda. 31 Mart seçimlerinde olduğu gibi yine havalarda „terörist, Yunan, Pontus Rum, beka“ kavramları uçuşuyor.
Şahsımın, „YSK’nın demokrasiden, hukuktan yana bir tavır alacağı“ konusundaki inancı ise boşluğa düştü. Filmi yine başa sardık, oyuncular, aktörler aynı.
Geldiğimiz noktayı en güzel özetleyen açıklama ise 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den gelmişti:
„Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılındaki haksız ‚367 Kararı‘ karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım. Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız.“
AK Parti iktidarının geldiği nokta, ancak bu kadar güzel özetlenebilirdi. Evet; bir arpa boyu yol alamadığımız, suratımıza tokat gibi inmişti. İki ileri bir geri şeklinde olduğumuz yerde sayıyoruz.
Hak, hukuk, adalet, demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi temel esasları yol edinerek yola çıkan bir partinin, şimdi bu ilkeleri kendi eliyle doğramasına insan gerçekten hayret ediyor.
Albert Einstein ne diyordu: „Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.“
Türkiye’deki genel geçer bu hastalığa, sanıyorsam iktidar partisinin mensupları da yakalanmış durumda. Ramazan Bayramını kutladığımız şu günlerde, siyaset gündemi bayram havasından fersah fersah uzaklarda seyrediyor.
Liderlerimiz bayram mesajı verirken dahi dostluk, kardeşlik gibi temel unsurları İstanbul seçiminin arasına sıkıştırıyorlar. İnanın nefret söylemleri bayram mesajlarına dahi yansıyor.
Ülkemize yazık ediyoruz.
Bir kural konulmalı ve mümkünse bayram mesajlarına asla siyaset karıştırılmamalıdır. Hatta bayram boyunca toplumu gerecek siyasal tartışmalardan uzak durulmalıdır.
Sayın Gül’ün teşhisine iktidar partisi, her şeye olduğu gibi, öfkeliydi. Trenden indiğine inanılan, oysa trenden zorla atılan Gül’ün bu tespiti onlara çok ağır gelmişti. Aklı başında bir iktidar, bu tespite tepki göstermek yerine oturup düşünmeliydi:
„Biz nerede hata yapıyoruz?“
Fakat olaylar böyle gelişmiyor. İktidar, „Sanki İstanbul’u düşmanlar işgal etmiş de kurtarılması gerekiyor“ modunda. 25 yıldır yönetimini üstlendiği İstanbul’u bir başka partinin adayının yönetmesinde iktidar partisi için ne tür sakıncalar olabilir ki..
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını iktidar partisi kazandığında her şey süt liman mı olacak? Bir çağ kapayıp başka bir çağ mı açacağız?
Ya da CHP’nin adayı kazandığında memleket huzura mı erecek? Uçuşa mı geçeceğiz?
Maalesef öyle olmayacak ve temel sorunlarımız kaldığı yerden devam edecek. Herkes söz ve eylemleriyle tarihteki yerini alacak.
Söylenen ağır tahrikli sözler ise orta yerde duracak. Kırılan kalpler, horlanan insanlar, zayıflayan ilişkiler..
Bunları kim nasıl tamir edecek?
Seçim öncesi kavga, gürültü.. seçim sonrası hiçbir şey olmamış gibi davranmak..
Belki de bu sebeple 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün söylediği gibi bir arpa boyu yol alamıyoruz.











