Katiller, çeteler, hırsızlar çıkacak ama öğrenciler, gazeteciler, siyasetçiler çıkamayacak..

0

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. “Şeffaflık virüsle mücadelede temel ihtiyaçtır.” diyen Beştaş, şunları söyledi:

“Sadece ölenlerin sayısı vermek ve ‘bugün 7 ya da 3 yaşlımızı kaybettik’ diye tweet atmak, aynı zamanda ayrımcı bir dildir ve yaşlılarımızın, büyüklerimizin ölümünü de meşrulaştıran bir dile tekabül ediyor. Bu yönüyle bu üslubu da kabul edilemez buluyoruz. Yaşlılar için ayrımcı bir virüs ama daha çok yoksulların, işsizlerin, emekçilerin yaşam koşullarını ağırlaştırdığı için acımasız bir virüs.

Şimdi, iktidarın buna karşı mücadelesini kesinlikle yeterli bulmuyoruz. Çünkü halkı, toplumsal sağlığı, halk sağlığını tamamen göz ardı eden, adeta kaderiyle baş başa bırakan, başınızın çaresine bakın diyen bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Hukuk devleti ilkesini hepimiz biliyoruz ve buralarda, genel kurulda, toplumsal alanlarda da Türkiye’nin bir hukuk devleti olup olmadığı tartışılır. Hukuk devleti olmadığımızı artık bütün dünya alem biliyor. Çünkü şu anda anayasasız, hukuksuz, kesinlikle kuralsız bir yönetim anlayışı ile başbaşayız.

Ama korona salgını bir gerçeği daha ortaya çıkardı, görünür kıldı, altını çizdi: Türkiye bir sosyal devlet de değildir. Çünkü sosyal devlet halkının sağlığını, ekonomik ihtiyaçlarını, yaşam şartlarını korunmasını; onlara ücretsiz izin vermekten tutalım da işsizlik sigortasını kullanmaya kadar bir dolu tedbiri alması gereken bir yerden hareket etmelidir. Türkiye ne bir hukuk devletidir ne bir sosyal devlettir. Bizim talebimiz de her ikisinin birden yaşam bulmasıdır.

Ne devletidir peki şu anda? AKP ve yandaşlarının medyasıyla, sermayesiyle, ortaklarıyla bir AKP ve yandaş devletine dönüşmüştür. Çünkü sadece kendilerini korumaya yönelik önlemler alındığını en son yapılan toplantıda gördük. Sadece sermayeye paket vaadi verilen bir toplantıya dönüştü.

Peki halka ne diyorlar? Tek bir çağrıları var: ‘Evde kal.’ ‘Evde hayat var”’ diyor ısrarla Sağlık Bakanı. Evde hayat olması için evin mutfağında yiyeceğin, zahirenin, ısınmanın, elektriğin, iletişim olanaklarının olması lazım. Evde hayat mutfağı kuru kuru dört duvar arasında, geliri olmayan, mutfağı bomboş, hiçbir yiyeceği yok, çocuklarının gelişimini sağlayacak olanağı yok, yok yok yok… Ama evde hayat var. Evde herkes için hayat yok. Evde hayatı kılmak iktidarın, sosyal bir devletin görevidir.

Çalışmadan karnını doyuramayacak milyonlarca insan var. Evde kalamayacak, kalırsa doyamayacak çocuklarına bakamayacak ve günlük çalışmak zorunda olan yüzbinlerce insan var bu ülkede. Evet bu salgın bu yönüyle ayrımcı bir salgın aslında. Zenginler yatlarla, katlarla, uçaklarla gidip özel yerlerde sağlıklarını koruyabiliyorlar. Ama emek gücüne dayanarak çalışmak zorunda olan ve geçimini sağlayan emek dünyasına bir şey yok.

Güvenlik soruşturması sebebiyle atanamayan doktorlar var, diğer sağlık emekçilerini de dahil edersek binleri buluyor. Güvenlik soruşturmasını bir tarafa bırakın, öğrencileri çağıracağınıza önce mezunları çağırın. 15 bin civarında ihraç edilen sağlık emekçisi var. Bu ihraçların hukuksuz olduğunu hepimiz biliyoruz ama böyle bir salgın döneminde ihraç edilen doktorların derhal göreve çağrılması gerekiyor.

Kürtlerle mücadele eden bir AKP var. Aslında AKP iktidarı da bir virüs gibi toplumun iliklerine kadar sömüren, kendi iktidarını devam ettiren bir perspektifle hareket etmeye devam ediyor. Kayyımın virüsten farkı nedir? Halk iradesiyle seçilen bir belediye yönetimi var ama bir kişinin gelip oraya el koyması halk iradesine karşı en büyük virüstür. Asıl korona virüsü budur. Yüzbinlerce insanın iradesini gasp eden hem de göz göre göre reddeden bir darbe anlayışından başka bir şey değildir.

Eskilerin bir sözü var ‘Bu kurt bu kışı atlatır da yediği ayazı unutmazmış.’ Kürtler unutmayacak, halklar unutmayacak bunu. Bu günler geçecek mutlaka bunun hesabı sorulacak: halk tarafından sorulacak, bizim tarafımızdan sorulacak, Türkiye yurttaşlarının hepsi tarafından sorulacak. Çok bilinen bir deyimle: koyun can derdinde kasap et derdinde.

Şu anda dünyanın her yerinde büyük projeler yapılıyor. Virüsle mücadele edilirken, başa çıkmaya çalışırken yerel yönetimlerle işbirliği ve koordine içinde virüsle mücadele ediyor. Bizde ise yerel yönetimlere kayyım atanıyor. Korona virüsüne karşı nasıl dayanışmayı örüyorsak, kayyım virüsüne karşı da büyük bir dayanışmayla yanıt vereceğiz ve üstesinden geleceğiz. Saldırılara karşı direnerek, dayanışma ağlarımızı örerek çıkacağız. Korona virüsü mutasyona uğruyor. Biliyorsunuz hepimiz korona uzmanı olduk ama AKP nasıl bir mutasyona uğrayacak hep birlikte göreceğiz. Umarım lehte bir mutasyona dönüşür.

İnfaz paketi var biliyorsunuz. Bugün partilerle de görüşülecek, infaz yasasına ilişkin görüşlerimi de paylaşmak istiyorum. Salgın sebebiyle İtalya, İran başta olmak üzere birçok ülkede hapishanedeki tutuklu ve hükümlüler serbest bırakılıyor. Çünkü cezaevleri en korunaksız alanlar, en kalabalık alanlar, enfeksiyona en uygun alanlar, temasın istemeden irade dışı mecburiyetten kaynaklı en yoğun olduğu alanlar. Silivri Cezaevinde bizzat Cezaevi Komisyonu olarak ziyaret ettik; 60 kişi kalınan koğuşlar var.

20 kişi kalması gereken koğuşlarda 40 kişi kalıyor. Ve şu anda cezaevlerinde kapasite üstü bir tutuklu, hükümlü sayısı var. Bu yönüyle bu salgından, yaşanacak ölümlerden de devlet birinci derece sorumludur. Çünkü hapishanelerde bulunan her bir mahpusun can güvenliği devletin denetimi ve gözetimi altında. Orada tek bir mahpusun yaşamını yitirmesi demek cinayet anlamına gelir. Virüsün bulaşma tehlikesi göz ardı edilerek orada tutulmaya devam edilirse bunun önünü alamayız.

Bu yönüyle şunu ifade etmek istiyorum; 288 bin Türkiye yurttaşından söz ediyoruz. Ayrımsız söylüyorum. Bunların 88 bini tutuklu. Dünyanın her yerinde ve evrensel hukuk ilkelerinde af ya da bu tür infaz değişiklikleri devlete karşı işlenen suçlarda gündeme gelebilir. Devlet kendisine karşı işlenen suçları affedebilir ama birinizin şahsına, malına, ırzına, çocuğuna karşı işlenen suçlarda normalde devletin affetme yetkisi yoktur. Bizde işler tam tersi işliyor. Neymiş efendim kişilere karşı işlenen suçlar var ama terör suçları diye nitelendirilen ama ezici çoğunluğu siyasi suçlar olarak belirlenen kişiler kapsam dışı bırakılıyor.

Peki bu siyasi terör dedikleri meseleler ne? DGM’lerde, özel yetkili mahkemelerde bağımlı yargı tarafından, adil olmayan şekilde verilen kararlarla insanlar cezaevinde. Bugün, AİHM ve AYM kararıyla Türkiye’de adil yargılamanın olmadığı not edilmiştir. Resmi kararlardan söz ediyorum. Yani AİHM ve AYM , DGM’lerdeki yargılamaları adil yargılama ihlali olarak görmüştür. Bu konuda sadece Hizbullah sanıkları serbest bırakılmış, diğer suçlular diye ifade edilen hükümlüler serbest bırakılmamıştır. AYM’nin bu konudaki kararlarıyla kesinlikle adil yargılama olmadığı netleşmiştir. Şimdi yargıya güven en dip noktada, Yargıtay Başkanı bile ifade etmişti. Bu kadar vahim bir tabloda siyasi hükümlüleri tutukluları bu kapsam dışına çıkarmak katiyen toplum vicdanını derin bir şekilde yaralayacaktır.

Halihazırda daha önce vekil olan 7 arkadaşımız, içinde Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş var, 52 belediye eşbaşkanımız, gazeteciler, sendikacılar, öğrenciler, siyasetçiler aydınlar yazalar ve daha bir çok kişi düşüncelerinden dolayı, söz söyledikleri için, herhangi bir suç işledikleri için değil, hapishanede tutuluyorlar. Hangi haklarını kullanamamışlar? Düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı, toplantı ve gösteri yürüyüş hakkına dayanarak sendikal, siyasal ve gazetecilik faaliyetlerini yürütmüşler. Ama bu infaz kanununa göre toplum vicdanını yerle bir edecek şekilde kapsam dışına çıkarılmaya çalışılıyorlar. Bu eşitlik ilkesine aykırıdır, bunu kabul edemeyiz. Anayasada, kanun önünde herkesin eşit olduğu yazılır. İnfaz sistemi eşitlenmek zorundadır. Şu anda bir kısım suçlar açısından, özellikle siyasiler başta olmak üzere, dörtte üç öngörüldü infaz, diğerlerinde üçte iki.

Cumhurbaşkanı da geçmişte söylemişti. Sadece sözlerini hatırlatmak için söylüyorum: ‘Devlet ancak kendisine karşı işlenen suçları affedebilir’ demişti yıllar önce defalarca söyledi. O sözüne dönüşe davet ediyoruz kendisini. Bu taslağa göre, henüz olgunlaşmadı görüşmeler yapılacak.

Çete üyeleri çıkacak ama toplantı gösteri yürüyüş hakkını kullanan gençler çıkamayacak, cezaevinde kalacak. Katiller çıkacak ama gazeteciler çıkamayacak. Sadece gerçek haber yaptıkları için tutuklanan gazeteciler çıkamayacak. Kadın katilleri çıkacak, canavarca eşini kardeşini öldüren caniler çıkacak ama Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak, Figen Yüksekdağ ya da İdris Baluken çıkmayacak. Hırsızlar çıkacak ama Osman Kavala çıkamayacak ya da başka yazarlar çıkamayacak. Bu yönüyle bunu kabul edilemez buluyoruz. İnfazda herkes için eşitlik istiyoruz. Korona salgını döneminde bütün tutuklu ve hükümlülerin, bütün mahpusların ayrımsız cezaevinden çıkarılmalarını savunuyoruz, herkes için. Suç tiplerine göre, cinsel suçlar, kadın katilleri, insanlığa karşı suçlar, topluma karşı suçlar onlara ilişkin meseleleri sonra konuşabiliriz ama önce içerde olanların yaşam hakkını korumak zorundayız. Biz dışarıda kendimizi koruyabiliriz ama dört duvar arasında insanlar kendisini koruyamıyor.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here