20.7 C
İzmir
19 C
Istanbul
15.6 C
Ankara
Freitag, September 18, 2026 10:22:18

Usul nedir?

0
260

„Usul“ kelimesi çoğu zaman yanlış anlaşılır.

Kimileri onu bürokrasi zanneder.

Kimileri evrak işi…

Kimileri yönetmelik…

Kimileri ise değiştirilebilecek basit kurallar…

Oysa usul, bunların hiçbiri değildir.

Usul; bir işin, hakka en yakın şekilde yapılmasını sağlayan yoldur.

Sonuca ulaşmak kadar, sonuca nasıl ulaşıldığını da önemseyen anlayıştır.

Bir marangoz düşünelim.

Elindeki ağaç dünyanın en kaliteli ağacı olsun.

Kullandığı makineler en gelişmiş makineler olsun.

Yanında yılların ahşabın piri bulunsun.

Fakat ölçü almadan çalışmaya başlasın.

Ortaya çıkan iş ne kadar değerli olabilir?

Malzeme kusursuz olsa bile sonuç kusurlu olacaktır.

Çünkü ölçü olmadan sanat olmaz.

Usul de işte o ölçüdür.

Bir çiftçi düşünelim.

En kaliteli tohumu seçsin.

Toprağı güzel hazırlasın.

Yağmurlar zamanında yağsın.

Fakat tohumu mevsiminden önce veya sonra eksin.

Beklediği ürünü alabilir mi?

Hayır.

Çünkü toprağın da bir usulü vardır.

Bir doktor düşünelim.

En modern hastanede çalışsın.

En pahalı cihazlara sahip olsun.

Fakat teşhis koymadan tedaviye başlasın.

Bilgisi ne kadar fazla olursa olsun, hastasına fayda yerine zarar verebilir.

Çünkü tıbbın da bir usulü vardır.

Bir hâkim düşünelim.

Kanunları ezbere bilsin.

Fakat tarafları dinlemeden karar versin.

Bu karar doğru olabilir mi?

Adalet yalnızca doğru hüküm vermek değildir.

Doğru hükme doğru usulle ulaşmaktır.

Demek ki usul, yalnızca sonucu güzelleştiren bir araç değildir.

Usul, sonucun adaletini belirleyen temel ölçüdür.

İnsanlık tarihi incelendiğinde de aynı gerçeği görürüz.

Birçok topluluk çalışkan insanlara sahipti.

Birçok devlet güçlü ordular kurdu.

Birçok şirket büyük sermayeler topladı.

Fakat usulleri bozulduğunda, sahip oldukları güç onları ayakta tutmaya yetmedi.

Çünkü güç, usulün yerine geçemez.

Sermaye, güvenin yerine geçemez.

Bilgi, adaletin yerine geçemez.

İşte bizim „usul“ derken kastettiğimiz şey tam da budur.

AkşenSYM‚de yazdığımız her kuralın önünde tek bir soru vardır:

Bu usul, hakkı koruyor mu?

Emekçinin hakkını koruyor mu?

Sermaye sahibinin hakkını koruyor mu?

Toplumun hakkını koruyor mu?

Gelecek nesillerin hakkını koruyor mu?

Doğanın hakkını koruyor mu?

Eğer bunlardan biri eksik kalıyorsa, o usul henüz tamamlanmamış demektir.

Bu yüzden biz, hiçbir yazdığımız metni „son şekli verilmiş“ kabul etmiyoruz.

Sözleşmelerimizi yeniden okuyoruz.

Muhasebemizi yeniden gözden geçiriyoruz.

Ortaklık modellerimizi geliştiriyoruz.

Çünkü usul yaşayan bir şeydir.

Hayat değiştikçe ayrıntıları gelişir.

Fakat özü değişmez.

O öz ise çok basittir:

Hak yerini bulsun.

İşte bütün çalışmalarımızın çıkış noktası budur.

 İlkelerden Usullere:

Bir ilke, uygulanmadığı sürece yalnızca güzel bir düşüncedir.

Bir usul ise, o düşüncenin günlük hayata dönüşmüş hâlidir.

Adalet…

Emanet…

İstişare…

Ehliyet…

Mizan…

Hak…

Bu kavramlar yüzyıllardır konuşuluyor.

Fakat insanın gerçek imtihanı onları konuşmak değil, yaşayabilmektir.

İşte AkşenSYM’nin bütün gayreti burada başlıyor.

Biz hiçbir zaman „yeni bir adalet anlayışı“ geliştirdiğimizi söylemedik.

Yeni bir ahlâk anlayışı da geliştirmedik.

Yeni bir ekonomi sistemi kurduğumuzu da iddia etmiyoruz.

Bizim yaptığımız şey daha mütevazıdır.

Kadim ilkeleri, günlük hayatın içine taşıyabilecek usuller geliştirmeye çalışıyoruz.

Çünkü hayat yalnızca iyi niyetle yürümez.

Hayat, görevlerin açık olduğu, sorumlulukların belli olduğu ve hesapların görülebildiği düzenlerle yürür.

Bir bahçede domates yetiştirirken de böyledir.

Bir atölyede masa üretirken de…

Bir arılıkta bal üretirken de…

Bir kooperatif yönetirken de…

Soru hep aynıdır:

Kim neyi yapacak?

Yaptığının hesabını nasıl verecek?

Ortaya çıkan değer nasıl paylaşılacak?

İşte bu sorular cevap bulmadan güven oluşmaz.

Güven oluşmadan da ortaklık uzun ömürlü olmaz.

Bu sebeple AkşenSYM’de üretim kadar muhasebeye de önem veriyoruz.

Muhasebe derken yalnızca para hesabını kastetmiyoruz.

Çünkü para, üretimin yalnızca bir sonucudur.

Asıl muhasebe şudur:

Kim emek verdi?

Kim sermaye koydu?

Kim bilgi üretti?

Kim organizasyonu yürüttü?

Kim riski üstlendi?

Kim emaneti korudu?

Bunların her biri görünür hâle gelmediği sürece adil paylaşım mümkün değildir.

İşte bu anlayış bizi zamanla dört temel sorumluluk alanına götürdü.

Birincisi, emektir.

Çünkü hiçbir üretim emek olmadan gerçekleşmez.

İkincisi, sermayedir.

Çünkü üretim araçları da korunmalı ve geliştirilmelidir.

Üçüncüsü, genel hizmettir.

Çünkü organizasyon, muhasebe, eğitim, planlama ve uyuşmazlıkların çözümü de üretimin ayrılmaz bir parçasıdır.

Dördüncüsü ise tesistir.

Çünkü üretimin yapılacağı mekânlar da emanet olarak korunmalı, geliştirilmeli ve gelecek nesillere aktarılmalıdır.

Biz bunlara „dört ortaklık“ demiyoruz.

Önce şunu söylüyoruz:

Üretimin dört vazgeçilmez sorumluluğu vardır.

Sonra bu sorumlulukların nasıl paylaşılacağını konuşuyoruz.

Böyle bakıldığında ortaklık, para paylaşma sistemi olmaktan çıkar.

Sorumluluk paylaşma sistemine dönüşür.

İşte bu bakış açısı, AkşenSYM’nin en önemli farklılıklarından biridir.

Çünkü biz, hakkın yalnızca sonuçta değil; sürecin her aşamasında korunması gerektiğine inanıyoruz.

Eğer emek görünmez olursa adalet zedelenir.

Eğer sermaye korunmazsa üretim sürdürülemez.

Eğer genel hizmet değersiz görülürse organizasyon çöker.

Eğer tesis ihmal edilirse gelecek nesiller aynı imkânlara sahip olamaz.

Bu nedenle bizim ortaklık anlayışımızın temelinde pay almak değil, payına düşen sorumluluğu üstlenmek vardır.

Hak, sorumluluğun ardından gelir.

Çünkü sorumluluğunu üstlenmeyen bir hakkın, uzun süre korunması mümkün değildir.

Belki de AkşenSYM’nin en önemli arayışı tam burada başlamaktadır.

İnsanlara yeni haklar vaat etmekten önce, hakları ayakta tutacak usulleri birlikte inşa edebilmek…