Acının tarifi var mı bilmiyorum ama bir resmi olduğu kesin. Yaşananları hafifletmez belki bu yazdıklarım; yine de bir nebze yasınıza ortak olmak isterim. Henüz bir ay önce toprağa verdiğimiz öğretmenin acısı gönlümüzdeyken, bugün bir öğrencinin daha bu karanlık listeye eklenmesi ironik değil, utanç verici. Bir dediğime bakmayın siz. Bu memlekette ne ataya saygı kaldı ne de çocuğa. Hangisini demek daha doğru, emin değilim.
Tarih, yapılanları da susanları da affetmeyecek. Ne tepkisiz kalanları ne de bağıra bağıra duvarları aşındırdığını sananları… Oysa biz, bir çocuk yetiştirip, birkaç kitap okuyup, bolca gülerek çekip gidecektik bu dünyadan. “Pes” dedirten anlara şahit olmadan yaşlanacaktı hayatımız. Ama olmadı. Yazarken bile farkındayım: Gerçek dediğimiz şey, artık iki insanın iki dudağının arasından çıkanlara bağlı. Adalet ve yargı ise şimdilerde altı da üstü de boşaltılmış birer olgu.
Toplumun çürümüşlüğünden dem vuruyoruz sürekli. Peki, toplum dediğimiz neydi? İnsan kümesi. Toplumu var eden ilk halka aileydi. Bunu unutalı çok oldu. O hâlde asıl çürüme, toplumun değil, bireyin ve onu yetiştirenin maneviyatında değil midir?
Belki de en başa, kimsenin konuşmak istemediği yere dönmek gerekiyor: aileye. Okuldan, müfredattan, öğretmenden önce kurulan ilk dil orada başlıyor. Merhametin, sınırın, saygının, sevginin ne olduğu ilk kez orada öğreniliyor. Çocuğu yalnızca doyurup büyütmenin yettiğini sanan bir anlayıştan, başkasının hayatına temas etmenin sorumluluğunu öğreten bir eğitime geçmeden hiçbir şey düzelmeyecek. Çünkü şiddet de duyarsızlık da sonradan eklenmiyor; yetiştiği toprakta can veriyor.
Ve bütün bunların ardından bizden beklenen şey, alışmak. Bir gün daha haber başlıklarına bakıp başımızı çevirerek yaşamaya devam etmek. Bir çocuğun adının “talihsiz bir olay”a, bir öğretmenin emeğinin “ihmal zinciri”ne indirgenmesine razı olmak. Oysa alışmak, özellikle vahşete alışmak… En acısı da bu değil mi? Normalleşmek adını verdiğimiz durum. Unutuyoruz; hafızamız zayıf… Şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Bugün ona, yarın sana…
Son günlerde yaşanan öğrenci ve öğretmen ölümleri, bu düzeni yeniden sorgulatıyor. Düzen mi dedi biri? Çocukların, kadınların, ormanların ve hayvanların güvende olmadığı bir evrende düzen de olmaz…
Vicdanlı ve merhametli evlatlar yetiştirmek dileğimle…












