Aşı Yaptırmanın veya Yaptırmamanın Dini Hükmü!

0
gündogdu

COVİD-19, bütün dünyayı kasıp kavururken, her gün ülkemizde yüzlerce, dünyada binlerce insan ölüyorken; Aşıların kısır yapma tehlikesi, gebe ve emziren kadınlara olası etkilerinin bilinmezliği, nadir görülen kalp kası ve zarı iltihaplanmaları ya da kan pıhtılaşması gibi çeşitli yan etkiler ile anestezi ve DNA değişikliği gibi söylenti ya da iddiaların yanında;  

Ülkemizde ve Dünyada özellikle din temelli aşı karşıtlığı da körüklendiği müşahede edilmektedir. Bazı cemaat ve tarikatların buna teşne oldukları görülmektedir.

Hadi gelin aşı olmanın veya olamamanın İslam açıdan dini hükmünü okuyalım!

İslam dini insanın huzur ve güven içerisinde yaşayıp kulluğunun gereklerini yerine getirebilmesi için uyulması gereken temel ilkeler koymuştur.

İslam dininde bu doğrultuda can, din, nesil, akıl ve mal şeklinde sıralanan beş değerin (zaruriyyat-ı hamse) korunmasını insan ve toplum için hayati derecede vazgeçilmez görülmüştür. Bu noktada insan hayatının ve sağlığın korunması, en önemli konulardan biri kabul edilmiştir.

Haksız yere bir cana kıymak yasaklandığı gibi (En‘âm, 6/151), bir insana hayat vermek bütün insanlara hayat vermek gibi değerlendirilmiştir (Maide 5/33). İnsanların kendilerini kendi elleriyle tehlikeye atmaması emredilmiş (Bakara, 2/195), kendi canına kıyması hatta bunu dil ile dahi temenni etmesi yasaklanmıştır (Buhârî, Merdâ, 19).

İslam’a göre can, insana bahşedilen ve korunup kollanması gereken bir emanettir. Şu halde bir Müslüman, öncelikle ruh ve beden sağlığını birtakım hastalık ve rahatsızlıklara karşı korumalı ve bunun için elinden gelen her türlü önleyici tedbire başvurmalıdır.

Her hastalığın mutlaka şifasının yaratıldığını bildiren Hz. Peygamber (s.a.s.) ayrıca “Tedavi olun ey Allah’ın kulları!” buyurarak tedavinin önemine de dikkat çekmiştir (Buhârî Tıp, 1; Müslim, Selâm, 69; İbn Mâce, Tıp, 1).

Buna göre, öncelikle sağlıklı yaşamak ve hastalıklara zemin hazırlamamak için önleyici tedbirlere başvurulmalı, hastalanınca tedavi olunmalıdır. Tedavide meşru alternatiflerin olmadığı durumlarda -normal zamanlarda yasak olan- haram bir madde ile tedavi bile caiz görülmüştür. Nitekim bu husus, İslam fıkhının temellerinden birini oluşturan “Zaruretler yasakları mubah kılar” (Mecelle, md. 21) kaidesinin bir yansımasıdır.

Gerek kendisinin gerekse diğer insanların sağlığını tehlikeye atacak tutum ve davranışlardan sakınması Müslüman bireyin önemli görevlerinden biridir.

Bir hastalığa duçar olan Müslüman bireye düşen en önemli vazifelerden biri kendisi ve çevresindekiler hakkında sorumluluk bilinciyle hareket etmek ve özellikle hastalığı bulaşıcı ise yayılmasının ve başka insanlara bulaşmasının önüne geçmektir.

Bu konuda ihmalkâr davranıp kendimize ve başkalarına zarar vermek, kul ve kamu hakkının ihlal edilmesi olup büyük bir vebaldir. Zira dinimizde kişinin kendisine de başkalarına da zarar vermesi yasaklanmıştır (Muvattâ, Akdiye, 31; İbn Mâce, Ahkâm, 17).

Hz. Peygamber’in veba olan yere girilmemesi ve veba olan yerden çıkılmaması (Buhârî, Tıb, 30; Müslim, Selâm, 92-100), cüzzamlı hastalardan uzak durulması (Buhârî, Tıb, 19) ve bulaşıcı hastalıklardan aslandan kaçar gibi kaçılması yönündeki emir ve tavsiyeleri (Buhârî, Tıp, 16) ile bulaşıcı hastalığı bulunan bir kişiyle musafaha etmeyerek geri göndermesi (Müslim, Selâm, 126), ayrıca hastalıklı olanla sağlıklı olanın bir arada bulundurulmaması gerektiğini belirtmesi (Müslim, Selâm, 104-105) salgın hastalıklara karşı gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak, sağlık otoritelerince “salgın” olarak ilan edilen bir hastalığa karşı gerekli tedbirlerin alınması ve gerekli tedavilerin uygulanması noktasında Müslümanlar üzerlerine düşen görevi yapmakla dinen mesuldürler.

Bu itibarla bilimsel usullere uygun olarak üretilen, alanında uzman hekimlerce salgın hastalıklara karşı koruyucu olduğu belirtilen (ispatlanan) aşıların kullanımı dinen de uygundur.

Buna göre toplum sağlığını tehlikeye atacağı konusunda galip zan bulunan durumlarda gerekli tedbirlere uymamak, kul ve kamu hakkı ihlali olur.

Vesselam.

Kaynak: Din İşleri Yüksek Kurulu Kararları,  24.02. 2021 tarih,  9 nolu kararı.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here