23.5 C
İzmir
20.2 C
Istanbul
18.5 C
Ankara
Freitag, September 18, 2026 11:54:51
Start Ocak Yazarları Bu dünyaya ne olmuş

Bu dünyaya ne olmuş

0
15

Geçen sağ olsun bir hanfendi bana özel arkadaşlık teklifinde bulundu!

Ben olsam şahsen bendeniz suratsıza öyle bir teklifte bulunmazdım.

Ama hanfendi lütfetmiş her kadının çilesini çektiği erkeği seçtiği gibi o da çekeceğini bendenizden çekmeye talip olmuş.

Dediğim gibi hanfendinin alicenaplığı, ben olsam bendenize böyle bir teklifte bulunmazdım.

‚Aşkın gözü kör‘ diyeceğim, ama galiba hanfendinin ilave gözleri de kör, yoksa nasıl bu surata tav olmuş onu kendime açıklamakta zorluk çekiyorum.

Hanfendinin bu lütfundan sona kalkıp aynaya baktım, yok arkadaş aynaya karşıdan bakıyorum olmuyor, yandan bakıyorum olmuyor, ense üstü bodoslama bakıyorum, olmuyor, amuda kalkıyorum yine olmuyor, mümkün değil, normal bir insanın bu surata tav olmasına akıl erdiremiyorum. Ben ki bu alıcı gözle aynaya baktığımı bile hatırlamıyorum, keyfim kaçmasın, aynalara eziyet olmasın diye!

Hanfendi ciddi olacak ki, daha karşılık vermeden ne istediğini, hayattan ne beklediğini, hayatı hangi gözlük numaraları üzerinden gördüğünü saymaya başlıyor. Aç gözlü değil, yat-kat, araba istemediğini söylüyor, yalnızca „Dünyayı şöyle ucundan diğer bir ucuna kadar turlayabilirsek yeter” diyor. Sonra kendi özelliklerini saymaya başlıyor: boyu 1.49, kilosu 125, konuştu diller Malayca, Sabuanca, Tagalogça ve dara düşerse ihtiyacını görecek kadar İngilizce bildiğini söylüyor.

Merak işte, „boy 1.49, kilo 125” deyince, “boynuzu enden mi aldınız?“ diye sormadan edemedim!

Sanırım anlamadı, ya da anladı, „üç-beş kilo fazlam var“ dediğine göre bunu anlamasına yordum, ama hiç oralı olmadı ve bende pek tabi olarak bunu anlamamış olmasına yordum. Daha doğrusu kafam karıştı, anladı mı, anlamadı mı bilmiyorum; bildiğim, yaptığımın bir terbiyesizlik olduğu ve hanfendinin bu yüce gönüllülüğünden sonra bir özür borçlu olduğumdu. 

Hanfendi; Sabuanca, Tagalogça ve Malayca konuşabildiğini söylediğine göre tropik kuşak insanı olmalıdır. Ancak ben Malezyalıların Tagalogça ve Sabuanca konuştuklarını bilmiyorum bildiğim, bölge insanlarının umumiyetinin kendi yerel dilleri dışında İngilizce bildikleridir. Tagalogça Filipin’lerin resmi dilidir, ama hanfendi ayrıca Sabuanca konuştuğunu da söylüyor ki, Sabuanca bir Avustronezya dilidir ve bu dili de tümü değilse bile Filipinlerin önemli bir kesiminin bildiğidir. Yani buna göre hanfendinin bölge yerlilerinden biri olduğu söylenebilir. 

“Tüh şansıma” dedim, sanırım hanfendiyi bir Kalimantan yerlisi olarak bekliyordum! Yağmur ormanlarında yaşamak fena olmazdı!

Ha, bu arada hanfendinin boyu hakkındaki terbiyesizliğim af edilir değildir, o nedenle sizden bu konuda beni bağışlamanızı beklemeye hakkım yok; ama şunu söylemeliyim ki, Austronezya’da o boy uzun değilse bile kısa değildir, ortalama sayılır. 

Hem ben zaten hanfendinin boyunu sorun görmüyorum, sorun gördüğüm hanfendinin kendisini benim gibi biriyle eşleştirmesi ve eş seçme konusunda çitayı bu denli düşürmesidir. Bu bir çaresizliktir, insanın görmediği bir suratsızı seçecek kadar düşmüşlük halidir. Yapabiliyorsa doğrusu bir insanın öncelikle kendi yurdunda, kendi kültür kodları içinde, birlikte büyüdüğü, bildiği, tanıdığı, birlikte bir şeyler paylaştığı bir insanla geleceğini kurgulamasıdır. Elbette dış evliliklere karşı değilim. İnsanlar şanslarını dünyanın farklı bölgelerinde deneyebilirler, ama tombala torbasından numara çeker gibi değil; görerek, ne yaptığını bilerek, tanıyarak ve karşılıklı karar vererek. Yani bu kriterler söz konusu olsa o zaman dünyadaki 3-4 milyar erkek içinden benim gibi birini seçmiş olmasını bile yadırgamayacağım. 

Ortada dünya nüfusunun önemli bir kısmının içine düştüğü bir çaresizlik söz konusudur. Tombaladan eş seçecek kadar düşmüş olmak o hanfendinin suçu değildir, dünya insanlığının yuvarlandığı çukuru umursamaması sonucudur. Hele daha otuzunu bulamamış bir hanfendinin benim gibi atmışına merdiven dayamış biriyle gelecek tahayyülünde bulunması gönülden yapılmış bir seçimin sonucu değildir, hayata ve geleceğe dair umudu tükenen bir insanın bataklıktan el uzatırken bir kurtarıcının ona denk gelmesini umması çırpınışıdır. Siz bu hale hanfendinin paraya geldiğini söyleyemezsiniz, çünkü bu ihtimal hesapları içinde oldukça zayıf bir olasılıktır. Tüm umudu ‘müneccimliğine’ güvenmesi, orada veya burada gördüğü bir resmimden o “büyük geleceği” görmesi ve okumasıdır. Bu bir seçim değildir, kişinin kendisini uçurumdan aşağıya doğru atarken kurtarıcı bir meleğin onu yere çakılmadan tutmasını ummasıdır. Ama hepimiz biliyoruz ki piyangoda hatırı sayılır bir ikramiyenin çıkması olasılığı nasıl milyarda bir ise, bu hesabın tutması da en fazla o kadardır.  

Ha, bu arada yukarda yaptığım terbiyesizliğe takılmışsanız özür dilerim, gerçekte öyle bir şey yapmadım, onu bu yazıyı okumanızdan ziyade bu soruna dikkatinizi çekmek için yaptım. Beni af etmeyecekseniz bu sahtekarlıktan dolayı af etmeyin.

Ve sağlıkla, insanlıkla kalın.