Gizli Ajanda

0

 Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, özellikle iktidarının ilk dönemlerinde attığı her adımda “Bunların bir gizli ajandası var” şeklinde suçlamalar yöneltilirdi.

 Erdoğan da konuşmalarında sık sık şu ifadeyi kullanırdı:

 “Bizim bir gizli ajandamız yoktur.”

 Güçler çatıştı, saflar değişti, araya devşirmeler girdi ve bir dönemin çatışan güçleri şimdi ittifak halinde. Aynadan yansıtılan iktidar AK Parti, yansıtanlar birden çok denklemli bulmaca.

 Usta gazeteci-yazar Fehmi Koru’nun ifadesiyle “2010’dan itibaren AK Parti, devletin diğer unsurlarıyla anlaşarak devletin kendisine dönüşme çabasına girdi. 2013, 2015 ve darbe girişimin yaşandığı 2016’da bu yöneliş zirveye çıktı. AK Parti ‘artık devlet benim’ diyor ve kendisinin dışında başka bir gücü kabul etmiyor. Peki bu böyle kabul etmemezlik, böyle bir gücün olmadığı anlamına mı geliyor? Bence bugün AK Parti ve AK Parti’ye yakın herkesin sorması gereken soru bu olmalı.”

 Ajanda, artık dış politikadaki gelişmeler için kullanılıyor.

 En son “Dostum Putin” ile iş birliğine gidildiğinde bu cümle kurulmuştu.

 “Bizim bir gizli ajandamız yoktur.”

 Kontrolsüz güç, güç değildir.

 Bu felsefeden yol çıkanlar, Erdoğan’ın ilk yıllarında yola çıktığı dava arkadaşlarını devre dışı bıraktılar.

 “Kardeşim” denilenler trenden tekme tokat atılırken “trenden inmekle” suçlandılar.

 Trenden inenler, zaten bir daha trene binemezlerdi.

 Öyle de oldu.

 Ustalık döneminde uçuyorduk ama rotasız.

 Bir Doğu’ya bir Batı’ya; bir Kuzey’e bir Güney’e.

 Sıfır, bir dönem bizim için sorunsuzluk anlamı taşıyordu.

 Şimdi sıfır, hangi rakamın yanına konsa sorunlara artı değer katıyor. 

 Ayasofya’yı kılıçla camiye çevirirken ikinci Fatih döneminin kilometre taşlarını döşemenin çabası içerisindeydik.

Kafalar bir milyondu, dünya dönüyordu ancak biz farkında değildik.

 Bir yıl önce söylenen sözlere inat, gövde gösterisiyle cuma namazımı kıldık. Artık gençlik hayallerimiz gerçek olmuştu. Ama içimizdeki gençlik aşkını bir türlü dindiremiyorduk.

En büyük sınırımız sınırsızlık.

 Nefes alıp verişimizi dengeleyemediğimiz için ne düşündüğümüzün de aslında bir önemi yoktu.

 Ayrıca bizim düşünmemize de gerek yoktu. Bir kişi, herkesin yerine düşünüyordu.

 Ayasofya, gündemi kesmeye yetmemiş olacak ki sofralarımıza şimdi de Hilafeti misafir ediverdik. Hem de okkalı sözlerle:

 “Şimdi değilse ne zaman, sen değilsen kim? Hilafet için toparlanın.”

 Tamam; toparlanalım ve hilafeti de ilan edelim.

 Ya sonra?

 Sonranın bir önemi yoktur.

 Kervan yolda düzelir elbet.

 18 yıllık AK Parti iktidarı dönemini bir düşünün!..

 Sonra “Nerden Nereye?” sorusunu yöneltin.

 Aklıma düşen; 18 yılda toplum bütünleşeceğine karpuz gibi ikiye bölündü.

 Ayrıştırma siyaseti.

 Böl, parçala yönet.

 Dillerde bütünlük, kalplerde ayrılık.

Her köşe başında cephe savaşları yapılıyor. Yüzde 50 olmasa da olur denilip akla ne düşüyorsa alenen dile getiriliyor.

 Sadece söylenmeyip nakış nakış işleniyor. Karşı çıkanlar “hain”, “terörist”, “iç mihraklar”, “dış mihraklar” diye fişleniyor.

 Türk usulü demokrasi inşa edilirken elbette yol kazaları olacaktır. Varın siz de yaşadıklarımızı bu kazadan sayın.

 Hatırlayanlarınız olacaktır; Levent Kırca’nın bir sarhoş parodisi vardı. Kaza yaptıktan sonra araçtan inen Kırca, o kadar içmiş ki arabanın arka kısmı için “Aracın önü mahvolmuş” diyordu.

 Hayretlere düşüren gelişmeleri gördükçe insanın “içmeden sarhoş olmuşuz” diyesi geliyor.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here