Katip Çelebi Üniversitesinin eski rektörü Prof. Galip Akhan beraat etti… (2)

0

Galip Hoca’ya hükümet kanadından “istifa edersen hakkındaki soruşturmalar kapatılır” yollu telkinler de geldi. Bunlara itibar etmekten yana değildi Rektör Bey. Fakat istifa etmek zorunda kaldı. Ben direnmesini söyledim, zira herhangi bir yanlışı yoktu. Fakat o sıralar hukuk bütünüyle rafa kalktığı için güvenilecek bir unsur olmaktan çıkmıştı.

İstifadan 15 dakika sonra sorgulanmak üzere adliyeye çağrılmasındaki tuhaflıkları nasıl izah etmeli, bilmiyorum. Üstelik evine, üniversitedeki ve hastanedeki ofisine baskın düzenleyip ne kadar eşya varsa didik didik ederek arama yapıyorlar. İftiralar, yalancı şahitlerin beyanları… Savcı “Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli” olarak adli kontrol talebiyle mahkemeye sevk ediyor. Mahkeme iddiaları mesnetsiz bularak adli kontrole de gerek duymadan serbest bırakıyor. Fakat bu dosyayı kapatmıyorlar. Demokles’in kılıcı Galip Beyin tepesinde hazır olsun istiyorlar. Aradan iki yıl kadar geçtikten sonra, 2019/258 dosya numarasıyla “Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme” suçlamasıyla bir dava açılıyor. Demokles’in kılıcı görünür hale geliyor.

Şimdi gelelim gerekçeli karara. Her şey 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra imzasız ihbar mektupları ile başlıyor gibi görünüyor. Soruşturmalara ve davalara güya bu ihbarların yol açtığı söyleniyor.

2014 yılındaki rektörlük seçimlerinden gelen bir çekememezlik var. Rektörlük seçiminden birkaç ay önce de ihbar ve şikayetler var aslında. Galip Hocanın karşısında rektörlük yarışına giren grup bu davada sadece söylentilerle aleyhte şahitlik yapıyorlar.

O kadar yalana bulaşmışlar ki bunlardan biri “Galip Bey 2009 yılında Amerika’ya gittim ve FETÖ elebaşını muayene ettim dedi” diye ifade veriyor. Fakat ne iddia edildiği gibi o tarihte Galip hocanın yurtdışı çıkışı var, ne de bu ziyareti organize ettiği iddia edilen kişiyle çakışan her herhangi bir zaman diliminde birlikte yurtdışı çıkışı veya HTS kaydı var.

Diğer bir öğretim üyesi de Galip Hoca hakkında Temmuz 2016’da bazı sahte deliller uyduruyor, “Galip Akhan, 2011 yılında, Amerika’daki üniversitelerden öğretim üyesi temin etme kisvesi altında FETÖ liderini ziyarete gitmiştir” şeklinde savcılığa ifade veriyor. Fakat zamanla gerçekler ortaya çıkınca bu öğretim üyesi, Galip Akhan gözaltına alınmadan 4 ay önce söylediklerinin kendi şahit olduğu olaylar olmadığını belirtiyor.  FETÖ’den hüküm giymiş bir öğretim üyesinden duyduklarına kendi tahminlerini de ilave ederek ifade verdiğini itiraf ediyor. Amerika seyahatinde Galip Akhan ve arkadaşlarına rehberlik ederek oradaki üniversitelerde mevcut Türkiye’den gitme öğretim üyeleriyle ilişki kurulmasını sağlayan Dr. Bülent Özkan’ın ifadeleri açık. Sadece üniversite ziyaretleri yapıldığı onun beyanıyla da sabit. Hal böyle ikenbu tavrın adaleti manipüle etmek için bilinçli ve organize bir iftira olduğunu anlamamak zor mu? 

Mevlana değişim programı Avrupa Birliği haricindeki üniversitelerle yapılan anlaşmalarla yürüyordu. Galip Akhan’ın rektörlük döneminde FETÖ bağlantılı üniversitelerle protokoller imzaladığı yalanı insana küçük dilini yutturacak kadar akıl dışı… Böyle bir evrak yok ve olamaz zira bu türlü protokoller ancak YÖK’ün izin verdiği üniversitelerle yapılabiliyor. Protokolün içeriği de sadece her iki üniversite rektörünün YÖK’ün Mevlana Protokolü kurallarına uyacağını beyan etmesinden ibaret… Güya evrak varmış da Galip Bey bunları yok etmiş… Olacak iş mi bu?

Bir başka suç isnadı daha var: üniversiteye alınan bazı kişilerin FETÖ ile bağlantılı olması… Üniversite kadrosuna dahil edilen her kişi için devlete sorulur, bu kişide bir sorun var mı? Eğer yok denirse alabilirsiniz. Peki bütün bu insanların her birini FETÖ mensubu mu değil mi diye tahkik etmek Üniversite yönetiminin görevi olabilir mi? Ayrıca bu husus yönetime düşen hukuki bir görev de değil. FETÖ ile ilişkili olanları tespit etmek emniyet ve savcılığın görevidir. Nitekim elinde devletin tüm imkânları olmasına rağmen emniyetin göz altına aldığı yaklaşık 90 kişiden sadece 18’i FETÖ ile ilişkili çıktı. Bunlardan on altısı 17-25 Aralık öncesi göreve başlamıştı.

Müfterilerin verdikleri ifadelerden anlaşılıyor ki ellerinde delil sayılabilecek en ufak bir belge ya da ispata yarar bir şey yok. Nitekim mahkeme bunu gerekçeli kararında şöyle dile getiriyor: “… sanığın yüklenen suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delilin elde edilememesi nedeni ile beraatine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur” diyor ve HÜKÜM başlığı altında şunları kayda geçiriyor:

“HÜKÜM: Gerekçesi yukarda açıklandığı üzere,

    Sanık Galip AKHAN hakkında SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM ETME suçundan TCK 314/3 maddesi atfı ile TCK’nun 220/7 maddesi yollaması ile TCK’nun 314/2, 58/9, 63, 53 maddeleri ve 3713 sayılı yasanın 5. maddesi gereğince cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış ise de, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiği hususunda her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delilin elde edilemediği ve yüklenen suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmadığı anlaşılmakla, 5271 sayılı CMK’nun 223/2-e maddesi gereğince yüklenen suçtan BERAATİNE, …”

Kararın oybirliği ile alındığını da not edelim.

Tüm bu olup bitenlerden sonra çok önemli iki soru var ortada. Bir: Hiçbir dayanağı olmayan ithamlarla, birilerinin iftiraları ortada iken bu davanın neden açıldığı? İki: Beraatla sonuçlanan bu dava sonrası Galip Akhan’ın ve ailesinin geçici bir süre ile olsa da yitirdiği itibarını kimin geri verebileceği? Onca tedirginlik, gözyaşı, dışlanmışlık hissi… Daha bunun gibi ne çok mağduriyet yaşandı…

Yukarda ahlaki çöküntüden bahsettik. Bunun üniversitelerde bu kadar aleni olarak ortaya çıkması ayrıca üzücü.

Maalesef bütün kurumlarımızda var iç çekişme. Bunlar enerjimizi tüketiyor ve verimliliği berbat bir şekilde aşağı çekiyor. Galip Akhan davası vesilesiyle üniversitelerde ortaya çıkanlardan başka şahitliklerim de var. Çalıştığım üniversitelerin hemen hepsinde bu durumu müşahede ettim. Kavga ve çekişmenin sebepleri arasında ideolojik körlükler yanında şahsi ikbal hırsının da önemli bir yer tuttuğunu söyleyebilirim.

15 yılı aşkın siyasi hayatımda da bunun çok örneğini gördüm. Bu konuda bir yazı bile kaleme almıştım. Şöyle diyordum Kendini Anlat Rakibini Karalama başlıklı o yazının bir yerinde: “Rakibi küçültmenin, onu yermenin ve karar mekanizmalarının gözünde değersiz kılmanın en önemli araçlarından biri olarak kullanılıyor FETÖ’cülük. Bu tavır bile başlı başına FETÖ’cülük alâmeti değil mi?”

Şu açık ki Sahte FETÖ Muhbirleri pek çok masumun başını yakıyor. Bu sahte FETÖ muhbirlerinin en büyük mağdurlarından birisi kurum olarak İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, şahıs olarak onun kurucu rektörü Prof. Dr. Galip Akhan’dır.

Bir hususa daha dokunmazsam içimde kalır. O günün siyasetçileri içerisinde durmadan Galip Bey ve üniversite hakkında yalan yanlış haberler çıkaranlar vardı, bunlar acaba kul hakkı diye bir kavramdan haberdarlar mı? Bu siyasilerden birini ikaz etme ihtiyacı duydum. İzmir’deki ekibinin yaptığı yanlışları anlattım ve bunların doğru olmadığını dile getirdim. İftira düzenlerin kendisiyle bir ilişkisi olmadığını söyledi bana. Oysa herkesin bildiği bir gerçekti benim dile getirdiğim. Öyle ki o ekiple hala çalıştığını duyuyorum bu siyasinin.

Bir başka siyasi şahsiyet, yalan ve iftiralarla dolu isimsiz ihbar mektubunu İçişleri Bakanlığına göndererek bir iş yaptığını zannediyor. Bunların hangi tuzaklar peşinde olduğunu bilmiyor değiliz. Bir arkadaşımız bu zavallıya soruyor: ”Galip Hocayı tanıyor musun, neden bu adama FETÖ’cü diyorsun?” diye. Cevaba bakar mısınız: “Sen karışma, ben eninde sonunda bu adama dava açtıracağım, dava açacak yürekli bir savcı bulacağım.” Yani,  zorla FETÖ’cü yapmaya çalışıyor.

Gerekçeli kararı okuyunca insanın dili tutuluyor. FETÖ elebaşını ziyaret ettiğini söylemiş güya Galip Hoca. Saçmalığın böylesini dile getirmek için bir kişinin tüm insani hasletlerden sıyrılmış olması gerekir. Bunu söyleyene artık insan gözüyle bakılamaz. Bu tür saçmalıkları şundan duydum bundan duydum diye tekrarlayanlara da gerekli sıfatı lütfen siz bulun…

Ben üşenmedim gerekçeli kararın tamamını okudum. Galip Bey savunmasında iddiaları teker teker çürütüyor. Avukatlar Murat Unganer ve Reşat Yazak da çok sağlam ve ikna edici bir mantık içinde hukuk dilini çok iyi kullanıyorlar.

Katip Çelebi Üniversitesinin şu andaki Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, birçok öğretim üyesi, bir ara fahri Rektör Danışmanı olarak Üniversitede bulunan Taha Aksoy, Genel sekreter Nurettin Memur mahkemede şahitlik yaparak gerçekleri dile getirdiler. Aleyhte şahitlik yapan öğretim üyesi kılıklı müfterilerin beyanları “şundan şunu duymuştum, bundan bunu” şeklindeki sübjektif değerlendirmelerin ötesine geçemedi.

Gizli şahit de varmış bu davada. Ne kadar ipe sapa gelmez iddialar varsa ortaya döküyor. Birisi bir ihbarda bulunuyor ve aslı astarı çıkmıyorsa, onun için hiçbir müeyyide tatbik edilmeyecek mi? Yaptığı yanına kâr mı kalacak? Asılsız ihbarlarla işinden gücünden olanlara, toplum içine çıkamaz hale getirilenlere, intiharı bile aklından geçirir duruma düşürülenlere toplum olarak söyleyeceğimiz bir şey yok mu Allah aşkına?..

15 Temmuz ihanetine karışan ve ülkeyi ağır badirelere sürükleyen darbeciler elbette cezayı hak ediyor. Yanlış olan büyük kitlelere darbeci muamelesi yapılıyor olmasıdır. Şimdi Galip Hocayı FETÖ elebaşıyla görüştü diyerek yalan söyleyenlerin ve bu yalanları tekrarlayanların hesaba çekilmesi gerekmiyor mu? Ancak eğer yalancılara toplumsal bir müeyyide uygulama anlayışı yoksa bu rezilleri hapse koysan ne işe yarar, assan ne işe yarar?

Ümitvar olmamızı gerektiren çok şey yok ama hiç değilse bir şey var. O da Galip Hoca hakkında karar veren hakimlerin hukuka olan saygıları… Hala hukuk kaygısı içinde olanların varlığı herkesi sevindirmeli.

Şu anda Üniversitenin Hastanesinde hekimliğe devam eden Dr. Galip Akhan’a ve ailesine, arkadaşlarına geçmiş olsun diyelim. Sanırım şimdi o, hakkında iftiralar atanlarla hukuk önünde hesaplaşmaya hazırlanıyor. Hukukun bir kişide tezahürü hukuksal sorunlarımızın bittiğini göstermiyor. Üniversitenin başka mensupları hakkında açılan soruşturmalar var. Bunların bir an evvel sonuçlanması hukuka olan güvenimizi artıracaktır.

Önceki İçerikTürkiye’de hayat mı pahalı, kim demiş!
Sonraki İçerikTrenden inenler, gemiyi terk edenler. Seçmen nereye gidiyor?
İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi Uçak Bölümü mezunudur. Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde Yüksek Lisans, Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü'nde Doktora yapmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi ve Celal Bayar Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyeliği, Sakarya Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Kurucu Dekanlığı, Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucular Kurulu Üyeliği, TBMM XXII. XXIII. ve XXIV. Dönem İzmir Milletvekilliği, XXII. ve XXIII. Dönem Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Asamblesi – Batı Avrupa Birliği (Batı Avrupa Birliği Parlamentolararası Avrupa Güvenlik ve Savunma Asamblesi) Türk Delegasyonu Üyeliği, XXIV. Dönem Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Başkanlığı ve Türkiye - Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Türk Grubu Üyeliği yapmıştır.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here