Hayat yoldur, insan yolcu ve insan yaşadığı sürece yolunu gitmekle mükelleftir.
Ha! Sakın durunca gitmediğinizi sanmayın, zira durmakta gitmenin bir şeklidir.
Eğer hala öğreniyorsanız, bu hala yolda olduğunuzu gösterir; çünkü şekli nasıl olursa olsun ondan ötesi ölümdür; artık ölümün bir önemi olsa da, bu sizin için önemli değildir, çünkü ölüm bu dünyadaki yolculuğunuzun son noktasıdır.
Hz. İbrahim yolculuğunda tanrısını aramıştı; ay, yıldızlar ve güneş derken istikametini her şeye muktedir bir tanrının var olması gereğine bağlamıştı.
Sizler, çoğunuz ergen yaşlarınızda anne veya babanızdan gördüğünüz üzere bir dinle tanışırsınız, sonra yol bu diye, bir süre o yolda oyalanırsınız; bir yere varır veya varmazsınız, ama artık isteseniz de istemeseniz de o din sizden bir parça, siz o dinin bir parçasısınız ve devam ediyorsanız hala o yoldasınız, etmiyorsanız, muhtemelen yol değiştirmiş farkında değilsiniz.
Sonra pek çokları gibi Marksizmle tanışırsınız, Marksist olursunuz, milliyetçilikle tanışır milliyetçi olursunuz, ya da liberal bir ekole denk gelir, hemen liberal oluverirsiniz ve böylece kendi yolunuzu bulana kadar bir arayıcı olarak yol bulmaya devam edersiniz.
Muhtemelen uzun bir süre gördükçe yol değiştirirsiniz, “şu bundan daha iyi” diye seçimlerinize yenilerini eklersiniz ve kendinizi birilerin yoluna rehin vermediğiniz sürece daha nice mükemmel yollar görür, iyi bir tecrübe edinerek daha mükemmel seçimler yapabilir duruma gelirsiniz.
Bir nihayette mi varmak istiyorsunuz?
Sakın ha! Nihayet yolun sonudur!
Tanıdığım biri, ilk dinlerle tanıştığında dindar olmuştu, üç-dört din simsarıyla karşılaştıktan sonra dinden kopmuş, Marksist olmuştu; sonra bu yetmemiş olacak ki, Bertrand Russell’ci olmuştu, sonra oda yetmemiş olacak ki, bu sefer hızını alamayarak Keynesçi, Rikardo’cu, Tomas Payn’cı ve şucu bucu olmuştu.
Anlayacağınız, bir dönemin tüm felsefeci, ekonomist, humanist, özemenist ve bilmem neisti olmuştu, ama bir türlü kendisi olamamıştı ve umut bu ya, hala arıyor, aradığını mutlaka bir gün bulacağına inanıyordu.
En son gördüğümde Hindu mistisizmasına sapmış, biraz Siwami Vivekananda ve Sri Nisargadatta Maharaj’ın işaret ettiği iki ekol arası bir şey olmuştu ve uzaktan uzağa Majistlere de kur yapıyordu.
Bunların birbirlerine yakın ekoller olmadığını söylesem de beni dinlememiş, kendi yoluna devam edeceğini söylemişti.
Ben de ona laf anlatamayınca “Umarım *Agahtalaara da katılmazsın” demiştim.
O kendi yolunu arıyordu, ama başkaların yolunda.
Oysa herkesin yolu kendisine münhasırdır.
Hayatın insanlara nasıl verdiği konusunu bir kenara bırakırsak mesele şu ki, hayat insana verilmiş bir kredidir ve gittiği yol her ne ise, bu onun o krediyi nasıl kullandığının işaretidir.
İnsanın gittiği pek çok yol ödünç olsa da, aslında insan kendi yolunu gitmektedir, başkaların gösterdiği yol ise kendi yolundan emin olmak için deney denekleridir.
Zira insan gittiği yolun kendi yolu olduğundan emin olmak istemektedir.
Evet, hayat kendisinin ve gittiği yol kendisinindir, hem zaten bir insanın başkasının hayatını yaşaması olası değildir, o yüzden kendi açmadığı her yol başka hayatların yoludur, o yoldan gitmekte ısrar eden her kişi, bunu kendi yolunu bulamadığından yapar. Ama umarım tez uyanır, çünkü kişinin kendi yolunda harcamadığı bir hayat zayi bir hayattır.
Bırakın yol sizin olsun, korkunuz gittiğiniz yolun doğru yol olup olmadığı değil, içinde bulunduğunuz davranışların doğru olup olmadığı olsun.
Hem zaten hangi yoldan giderseniz gidin, harcadığınız hayat sizindir.
Şunu size samimiyetle söylemeliyim ki, siz birinden yolunu ödünç alamazsınız, birinin yolunun sahibi olamazsınız, en fazla taklit edersiniz ki; her taklit sahtedir ve kandırmaya çalıştığınız ilk muhatap sizden başkası değildir.
Hem başkası size inanmışa ne olur, siz doğru yolda olmadıktan sonra.
Yolunuzu kendiniz bulacaksınız, başkaları en fazla size tecrübelerini söyleyebilirler.
Sizin yaptığınız ise başkaların tecrübelerini kendinize yol yapmanızdır ki, yanlış olan budur, çünkü siz nasıl bir başkası olamıyorsanız, başkasının yolunu da kendi yolunuz yapamazsınız.
Başkaların gittiği yolu seçenler genelde başlarında bir efendi olmadan yapamayan köle ruhlardır.
Eğer sizde köle ruhlu biri değil iseniz, yolunuzu kendiniz bulunuz, bulamıyorsanız bir yol açınız, varsın yanlış olsun, doğru yol gitmezseniz de en azından hayatınızı kendiniz için yaşamış olacaksınız.
Şunu unutmayın, kendi açtığınız yolların dışındaki tüm yollar başka hayatların açtığı yollarıdır ki; bırakın başkaların yolundan gitmeyi kendi çocuğunuz bile sizin açtığınız yoldan gelmesin, oda kendi yolunu bulsun, kendi hayatının sahibi olsun.
Gerçekten eğer çocuğunuzun kendi yolunu bulmasını istiyorsanız onu kendi yolunu bulmaya teşvik ediniz; iyi bir taklitçi değil, varsın kötü bir yol yapıcı olsun, en azından hayatı kendisine kalır.
Zira bu gün dünyayı yaşanmaz hale getirenler o hayatını başkalarına ipotek veren taklitçi ruhlardır, her biri birinin peşinde gittiği için hayatı çekilmez kılmıştır; çünkü onun yolundan gitmekle kendi hayatını da ona vermiş, onu insan üstü bir hale getirmiştir
Kendi yolunu arayan gerçek özgür ruhlardır, yalnızca özgür ruhlar kimseye uşaklık etmez, onları insan üstü yaratıklara dönüştürerek onların diğer insanlara eziyet etmelerine neden olmazlar.
Gerçek özgür ruhlar ya bir yol bulurlar, ya da bir yol açarlar, ama asla kimseyi taklit etmezler; en fazla onların tecrübelerini kullanır ve o tecrübe farkıyla onları geride bırakırlar.
Size son söyleyeceğim kendinize bakınız, eğer hala birilerin gerisinde iseniz, bilin ki, siz onun uşağı, o sizin sahibinizdir.
Ve bir kere de dönüp yaşınıza bakınız, eğer yaş kemale ermişse bu, hayatınızı bu yaşınıza kadar boşa yaşamışsınız demektir.
Artık yapacağınız bir tek şey var, hayatınızın geriye kalanını kendiniz için tüketiniz.
*Agahtalar, Hindistan’da nefsine galebe çalmak için ölü insan eti vb. toplumca reddedilen pis şeyler yiyen bir Hindu tarikatıdır.
İbrahim Yersiz












