Kıskançlık tuhaf bir duygu ve genelde de hoş karşılanmaz. Ama buna rağmen kıskanılmak insana haz veren bir his. Kıskanılıyor olup bunun tadını çıkarmak. Tükiye’deki gelişmeler gerçekten bir dönem Almanya’da çok konuşuluyordu. Hatta o kadar ki, Almanya’da yaşayan Alman gençler Türkiye’ye çalışmaya gitmeyi de düşünür olmuşlardı. Hele insanlarının samimiyeti konusunu hala daha birçok Alman kökenli insandan da duyarım. Bu insanlar gözleri dola dola anlatırlar o samimiyeti ve insaniliği.
Bugüne geldiğimizde, duyduğumuz bütün bu olumlu cümleleri duyamaz olduk. Duyduğumuz zamanlardaki mutluluğu hatırlayınca insan daha da üzülüyor. Bir yakınım Burhan Kuzu hocanın konuşmasının bir parçasını gösterdi. Şaşırdım. Almanya’nın Türkiye’yi kıskanmasını anlatırken sunduğu argümanlara şaşmıştım. Biraz daha araştırınca işin gerçekten de şaka olmadığını ve insanların buna inandığını gördüm. Hayretler içinde kaldım.
…..
Bu yazıyı yazarının kendi sesinden dinleyebilirsiniz de:
…..
Bir dönem yaşanan ekonomik kalkınma ve dikkat çeken özgürlük söylemleri zamanı için söylense, inanırım. Ama o dönem için söylenen sözler değildi bu kıskanma konusu.
Almanya’nın otobil üretimindeki başarısını söylemeye bile gerek yok. Her eyaletinde başka bir otomobil markası ve fabrikası. Sektörün en tepe noktasında olan bir ülke.
Uçak üretiminde iddialı ve fabrikalarıyla hem insan istihdam ederken hem kaliteyi arttırma peşinde.
Futbol konusundaki başarısı da zaten malum. Takım çalışması ve disiplinli çalışmayla nerelere varılacağını birçok kez ispatladı.
2. Dünya Savaşı’ndan sonra harabeye dönen ülkenin nasıl imar edildiği ve kalkınma sağlandığını zaten biliyorsunuz. Merhum Necmeddin Erbakan’ın sürekli ifade ettiği ‘ağır sanayi hamlesi’ sözü de, O’nun Almanya’da gördüğü kalkınma modelinden kaynaklanmakta.
Fazla veren bütçesinin haberlerini de eminim okudunuz.
Bunlar görünen ve yazılan özellikler. Benim sunmaya çalışacağım, daha çok işleyen sistem anlayışı ve kollektif bilinç düzeyi.
Almanya’ya turist olarak gelenleriniz olmuştur. Burada yaşayan Türkiyeliler sizi Almanya’da gezdirip Almanya hakkında sizlere bilgiler vermişlerse, eminim Almanların ahlak anlayışlarından, alkol tüketimlerinden, yabancı düşmanı olmalarından da yergiyle bahsetmişlerdir. Haklılık payları da var tabii. Ama anlatıldığı kadar değil.
Neden bunları söyleme ihtiyacı hissediyorum?
Tek fikir hakimiyeti olan medya ‘Almanlar bizi kıskanıyor’ dediklerinde inanan o kadar çok insan var ki.
Almanya’daki bazı şeyler gelen turistlere aktarılmaz, bunlar neler mi? Bakalım.
Almanya’da çalışan işçiler sadece hafta içi çalışırlar, hafta sonu çalışırlarsa fazladan çalışma ücreti alırlar. Fazladan çalıştıkları saatlerin dakikası bile ek ücret olarak hesaplanır ve ödenir.
İşsiz kalanlar işsizlik parası alırlar.
Sosyal ücret denen sistemle birçok insan devletten para alarak yaşarlar. Sosyal yardım alanlar bu durumlarından dolayı belediyenin ve devletin her alanında indirimli ödeme imkanına da sahiptirler.
Gelir düzeyi iyi olmayanlar için konut yardımı vardır.
Çocuk parasını zaten biliyorsunuz, bunun yanında gelir düzeyi iyi olmayanlar için ek zamlı çocuk parası vardır.
İşleyen sistemi her alanda görür ve hissedersiniz. Ülkede güven ortamının olduğu konusunda kimse şüphe içinde değildir.
Üniversitelerde dönemlik harç karşılığı verilen öğrenci kartları ile bütün eyalette ücretsiz ulaşıma sahip olunur. Bafög adı verilen sistemle durumu iyi olmayan öğrencilere burs verilir. Verilen bu burslar kredi gibidir, faizsizdir ve kişi iş bulduktan beş yıl sonra geri ödemeye başlar.
Vakıflar ve kooperatifler ülkenin her yerine dağılmıştır. Devletin işlerini kolaylaştıran bu yapılar aynı zamanda insanlar için de ücretsiz danışmanlık yaparak onlara kolaylık sağlarlar.
Otobanlarında hız sınırlandırması olmayan dünyada tek ülke Almanya’dır. Buna karşın şehir içinde azami hız 50’dir ve yaya geçitlerinden şüphe etmeden karşıdan karşıya geçebilirsiniz. Ayağınızı atınca araçlar dururlar.
Otobanlardaki konvoy sebebiyle ambülansın ulaşmaması haber yapıldıktan sonra otobanlarda insanlar konvoy oluşunca otomatik olarak sağa ve sola yönelirler ki, orta şerit polis ve ambülans için açık kalsın. Kollektif bilincin nasıl hayatın içinde olduğu da bu örnekten açıkça anlaşılır.
Aşırı sağ artışta dense de, miliyetçilik ve aşırı sağcılık ülke genelinde ‘kötü’ olarak algılanan bir özelliktir.
Özgürlükler insanlar tarafından tadına varılarak yaşanır. Ülkenin siyasi kişilikleri ile ilgili yazılar ve çizimler özgürce basılır ve hiç dendiği gibi ‘bunlar Almanya’da olsa adamı hapse atarlar’ konusu yoktur.
Bira üretimi ve tüketimi, evet yüksektir. Ama insanlar çevreye zarar vermek ve erkeklik gösterisi için içmezler.
Doktorlar istedikleri yerlerde istedikleri gibi muayenehane açamazlar. Bunların programları yapılır.
Duraklarda yer alan panolarda trenlerin, tramvayların ve otobüslerin geliş-gidiş saatleri günlük, haftalık ve aylık olarak bulunur ve bunlara uyulur.
Bisiklet kullanımı çok yaygındır ve ilkokulda çocuklara polis eşliğinde bisiklet ehliyeti yaptırılır.
Üniversitelerde bilimsel çalışmalar için bulunan kütüphaneler işlevlerini yerine getirirler ve öğrencilere geniş imkanlar sunarlar.
Üniversite giriş sınavları yoktur. Lise ders notları yetenler üniversitelere kayıt yaptırırlar. Yetmeyenler bekleme süresi denen zamanı geçirirler ve sonrasında kayıt yaptırmaya hak kazanırlar.
Çok disiplinli bir iş ahlakı ve sistemi vardır. ‘Çalışmak ibadettir’ düşüncesini her alanda görürsünüz. Konu iş ise, insanlar özel önem verirler. Her insan işini titzlikle yapar. Temizlik görevlisi olanlar bile işlerine önem vererek itina gösterirler.
Bekçi ya da hademe olarak Türkçe’ye çevrilen ‘Hausmeister’ işine sahip olanlar bile işlerine o kadar önem verirler ki, sanırsınız bu kişi apartmanın sahibi.
Kıskanan Almanya’dan kısa bir kesit sunmaya çalıştım. Bütün bunları görebilmek için Almanya’da yaşamak yeterli değil; biraz da ötekileştirmeden, ‘gavur’ demeden ‘bu ülkedeki sistem gerçekten nasıl işliyor’ düşüncesiyle hayata bakmak gerekiyor.
Kıskançlık hoş bir özellik değil. Umarım Almanya da en kısa zamanda bu kötü huyundan vazgeçer…
Sevgi ve Bilgiyle kalın












ALMANYA…
VE TÜRKİYE..
1970 yılında öğrenci olarak Almanya’daydım…
İki yıl kadar kaldım ve yazdığınız özellikleri yaşadım…
Demek ki genel olarak değişen bir şey yok; aynı Almanya…
Almanya için bu öz/özet bilgilendirmeyi yazdığınız için teşekkürler…
1970’lerden 2019’larda Almanya böyle…
Mehmet Akif Ersoy da bir dönem Almanya’ya gitmiş…
Gitmekle kalmamış, şiir ve nesir olarak izlenimlerini yazmış…
Erbakan Hocamızı da yazınızda anmışsınız; bir de o Almanya var…
Devamında…
Adil Düzen desem…
Adil Ekonomik Düzen desem…
Adil Düzen’e göre İnsanlık Anayasası desem…
İşte…
Bu son dediklerim…
Ülkemizde tam olarak uygulansa…
İşte o zaman Almanya bizi kıskanmaz da gıpta eder…
Ve’s-SELAM mea’d-DUA…
Reşad / RNE
Evet ya Almanya bizi bayağı kıskanıyor.
Rahmetli akifin dediği gibi
İşleri dinimiz dinleri işimiz gibi.
Başka söz söylemeye gerek yok.
Kıskandıkları şöyle ağız tadıyla kadınları dövememek hayvanlara çeşitli şekillerde eziyet edememek yaya geçitlerinde durmayıp insanları arabanın altına almak
Tanzim kuyruklarında ucuz meyve sebze için kuyruğa girmek.
Başbakanları devlet yöneticileri tarifeli uçuşlar kullanırken bizimkilerin özel uçaklari ile seyehat etmeleri.
Ve de itibardan tasarruf olmaz deyip yazlık kışlık sonbaharlık ilkbaharlık saraylar konaklar yaptırmak.
Esas olan Almanyadaki ülkemizin bekası için meydanları dolduran türkleri türkiyeye getirip kıskanılan ülkede bir kaç yıl kalmalarını sağlamak.
Böylece bekara karı boşamanın ne olduğunun öğrenilmesini sağlamak.
Velhasıl Almanya bizi çoj kıskanıyor çok
Bir sure Almanyada kaldim, günlük hayatta Almanlar yalan nedir bilmiyorlar. Bizde yalan cok fazla, ticarette is yalan söylemek kural olmuş.
Kommentarfunktion ist geschlossen.