20.7 C
İzmir
19 C
Istanbul
15.6 C
Ankara
Freitag, September 18, 2026 10:27:18
Start Din Mevlid

Mevlid

0
307

Mevlid (Arapça: مولد, mawlid), sözlükte “doğum, doğum yeri veya doğum zamanı” anlamına gelir. İslâmî literatürde ise başlıca üç anlamda kullanılır:

  1. Hz. Muhammed’in doğumu ve doğum yıldönümü.
  2. Hz. Muhammed’in doğumunu, hayatını, mucizelerini ve ahlâkını anlatan manzum eserler.
  3. Bu eserlerin okunduğu dinî merasim.

Dolayısıyla Mevlid, hem Hz. Peygamber’in doğumunu ifade eden bir kavram, hem bu konuyu işleyen edebî bir tür, hem de bu eserlerin okunması için düzenlenen merasimlerin ortak adıdır.

Türk-İslâm kültüründe “Mevlid

Türk-İslâm kültüründe “Mevlid” denince en çok, Süleyman Çelebi’nin 1409 yılında yazdığı Vesîletü’n-Necât adlı eser anlaşılır.

(Süleyman Çelebi, Bursa’da Halveti Tarikatı Şeyhi Buharalı Emîr Sultan’ın yanında yetişmiş ve ömrünü Halveti tarikatına adamış bir şair,imamdır).

Bu eser halk arasında kısaca Mevlid diye anılır ve yüzyıllardır düğün, doğum, sünnet, asker uğurlama, cenaze ve kandil geceleri gibi çeşitli vesilelerle okunmaktadır.

Mevlid’i ne zaman kim çıkardı?

Tarihte Hz Muhammed’in doğum gününü kutlama geleneği; Hıristiyanların Hz İsa’nın doğum yıldönümü kutlamalarından etkilenerek, ilk kez 10. ve 11. yüzyıllarda Şii Fatımîler döneminde Mısır’da, geniş katılımlı merasimlerle başladı.

Resmi törenler olarak ise 12. yüzyılda Erbil Atabeyi Muzafferüddin Gökböri tarafından başlatılmıştır. 

Mevlidin Hükmü

Kur’an’da veya sahih hadislerde mevlid okunmasını emreden özel bir hüküm bulunmaz. Bu nedenle mevlid merasimlerinin hükmü konusunda İslâm âlimleri arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır:

Bir kısım âlimler, içinde dinen sakıncalı, tevhide aykırı söz ve uygulamalar bulunmuyorsa, Kur’an tilaveti, salavat ve öğüt içerdiği sürece bunu mubah olarak değerlendirmişlerdir.

Diğer bir kısım âlimler ise Hz. Peygamber ve sahâbe döneminde bulunmadığı için bid’at saymış ve dinî ibadet olarak görülmesine karşı çıkmışlardır.

Mevlit okumak/okutmak:

 Hz. Peygamber’i öven şiir ve metinlerin okunması, içinde dinen sakıncalı ifadeler bulunmadığı sürece birçok âlim tarafından mubah görülmüştür. Ancak bunun dinin emrettiği bir ibadet veya ölenin ardından mutlaka yapılması gereken bir uygulama olduğu kabul edilmez.

Esasen Sahih hadis-i şeriflerde zikredilen, ölmüşlerimiz adına yapılabilecek en faziletli ameller; Dua etmek, sadaka vermek, varsa borçlarını ödemek, vasiyetini yerine getirmek ve yakınlarının salih ameller işlemesi hakkında sahih hadislerde açıkça  teşvikler bulunmaktadır. Bunların içinde Mevlid bulunmamaktadır.

Mevlid’te İslami tevhid inancına (Allah’ın sıfatları) ters düşebileceği eleştirisiyle „şirk/gulat“ olarak değerlendirilen cümleler: 

Pes Muhammeddir bu varliğa sebeb” sözü Zariyat Suresi 56 ayetinde “Ben insanları ve cinleri bana ancak kulluk etsinler diye yarattım” ayeti ile çelişir. Kur’an’ın hiçbir yerinde Allah peygamberimizin hürmetine alemi yarattığını söylememiştir. “Sen olmasaydın alemi yaratmazın” kutsi hadisi de uydurmadır.

““Ol Rebiûl evvel âyın nicesi / On ikinci gîce isneyn gîcesi” sözleri bir iddiadan ibarettir. Peygamberimiz doğumu ile ilgili her hangi bir kayıt bulunmamaktadır.

Dedi gördüm ol habîbin ânesi / … / Üç melek gördüm elinde üç âlem / İndiler gökden melekler sâf sâf / Kâbe gibi kıldılar evim tavaf” şeklinde sözlerin geçtiği bölüm abartının ötesinde bir çok ayetle taban tabana zıt bir anlatım içermektedir. Burada anlatılan olayların tamamı sanal varsayımlardır. “Meleklerin Amine’nin evine inmesi, evini tavaf etmesi, şerbet sunmaları  Kur’an’a da aykırıdır.

Beytullah olarak zikredilen Kabeden başka hiçbir yerde tavaf ibadeti yoktur.

Annem için istiğfarda bulunmak hususunda Rabbimden izin istedim. Fakat bana izin verilmedi. Kabrini ziyaret etmek için izin istedim; ona izin verildi. Binâenaleyh sizler de kabirleri ziyaret edin. Çünkü kabir ziyareti ölümü hatırlatır.” (Müslim, Cenaiz, 106; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 77; Nesai, Cenaiz, 101; ibnu Mâce, Cenâiz, 48; Müsned, 2/44) derken

Şerbeti sunduk tâ bânâ huriler / Bunu sana verdi Allah dediler” sözlerini yukarıda anlatılan bağlamda düşünüldüğünde bu iddianın doğru  sözler olmadığı  görülür. Bu söz nedeniyledir ki Mevlidlerde millete sanki gerçekten Allah böyle bir şerbet ikramı yapmışçasına şerbet ikram edilir.

Hem hava üzre döşendi bir döşek / Adı Sündüs, döşeyen anı melek” cümlelerindeki „Sündüs“ isimli meleği bu güne kadar gören, bilen, duyan var mıdır bilemiyorum? Ama Süleyman Çelebi sayesinde böyle bir melek olduğunu da öğrenmiş olduk.

“Bazıları derler ki ol üç dilberin / Asiye´ydi biri ol meh-peykerin / Biri Meryem hatun idi aşikâr / Birisi hem hûrilerden bir nigâr” Mısralarda geçen Asiye, Firavun’un eşi; Meryem, Hz. İsa’nın annesi; Nigar ise mahiyeti belli olmayan hurilerden bir sevgili/güzel/melek olarak Amine’nin doğumuna iştirak ediyorlar. Manzaraya bakılırsa yardımcı sağlık personeli olarak Asiye, Meryem ve Nigar isimli hemşireler uygun bulunmuş. 

Bu ifadeler ruhçuluk ve ruhtan yardım dileme ile ruhların dünyada yaşadığına ve insanlarla hala irtibatta olduğuna inanılan animizm ve ondan  beslenen şamanizm fikrinden başka bir şey değildir. Kur’an’da Mü’minun suresi 100. ayette Allah, ölen insanların asla geri dönme ve insanlarla irtibata geçme imkanlarının olmadığını “bir engel vardır dönemezler” beyanıyla açıklar.

Hz. Ömer’e peygamberimizin vefatı ile ilgili olarak Hz. Ebubekir’in “O, öldü…” hatırlatması da peygamber de olsa ölen bir kimsenin dünya ile tüm irtibatının kesildiği anlatılmaktadır. 

Çevre yanıma gelip oturdular / Mustafayı birbirine muştular“ bu duruma göre; Oğlunun peygamberliğini öğrenen Amine, hayatı boyunca oğlunun peygamberliğini kimseye söylemediği gibi Süleyman Çelebi’nin ifade ettiği şekilde bir doğumdan kesinlikle kimseye söz etmemiştir!.

Tarihi olaylar, Amine doğurduğu çocuğun ilerde peygamber olacağından habersiz normal bir doğum yapmış olduğunu gösterir.

“Emr olundu Yâ Muhammed gel berû / Gel habîbim sâna aşık olmuşam” sözü Allah korusun insanı küfre götüren bir mübalağa içermektedir. Yaradanın yarattığı kula aşık olması Allah’ı cisimleştirmek, cismin varlığına ve varlık duygularına büründürmekdir.

Aşk: Ulaşılamayan bir şeye duyulan hastalık haline dönüşmüş bir aşırı sevgidir.

Allah kendisi hakkında Kur’an’da yarattığı hiçbir varlığa şekil ve surette benzememek anlamında “Sübhan” kelimesini kullanırken Allah’ı yarattığı insan kuluna verdiği bir aşk duygusuyla vasıflandırmak Allah’a iftiradır. Zâtıma mir’at edindim zâtını / Bîle yazdım âdım ile âdını.

sözünün anlamı “(Haşa) Allah: Zatını zatıma ayna ettim. Adını, adım bildim. Kim seni anarsa beni anmış olur” demektir. Bu söz İsmailağa cemaatin liderlerinden katledilen Bayram Ali Öztürk’ün “Muhammed eşittir Allah” sözünü hatıra getiriyor. Ki bu sözü söyleyen Bayram Ali Öztürk daha sonra yaptığı açıklamada, “Maksadını aştığını ve bu sözü söylemekle hata ettiğini” belirtmiştir.

Cümle halkı sâna bende kılmışam / Ne murâdın vâr ise îdem revâ” (Allah buyuruyor ki; Dünyayı sana köle yaptım. Ne muradın varsa senin için kolaylaştırdım, gerçekleştirdim) Allah, gönderdiği peygamberleri aracılığı ile kula kulluğu yasaklayıp adına şirk diyecek. Aynı yaratan aşkı için gözleri kararmış bir şekilde bu yasağını unutup insanları Peygambere “kul, köle” edeceğini söyleyecek. Haşa bu söylem, Allah’ı kendisiyle çelişen bir varlık göstermekle noksanlık izafe etmektir. Bu şiir bu ifadeden de anlaşılacağı gibi peygamberi övme adı altında insanları şirke davet etmektir.

 “Ol zaîf ümmetlerim hâlî nola /…/ Hak-Teâlâdan nidâ geldi emin / Yâ Muhammed dedi Rabbü’l-Âlemin / Her ne kim dîledin oldu kabul /../ Cennetîmi anlara kıldım nasîb” sözleri, haşa Allah’ı düşüncesiz bir zalim, Peygamberi ise merhametli bir insan payesi vermenin ötesinde, güya haşa zalim olan Allah’ı merhamete davet eden etkileşim tasviri içermektedir.

Allah’ın merhameti ile ilgili ayet ve hadislere girip konuyu uzatmadan madem Peygamberimizin her dediği olacaktı da amcaları Ebu Lehep ile Ebu Cehil bir tarafa her an yanında duran amcası Ebu Talib’in kafir olarak vefatı dahi bu mısraların mübalağada ne kadar ileri gidildiğini anlatmaya yeter sebeptir. 

“(Adem e )Mustafa nurunu alnından kodu / „Bil habibim nurudur bû nur” dedi” sözleri, Allah adına konuşmaktır. Allah’a iftiradır. Ayet ve hadislerde Hz. Adem (as)’ın yaratılması ile ilgili beyanlarda Hz. Adem’in alnına Hz. Muhammed’in nurunun konulduğuna ve Allah’ın „Bu habibimin nurudur“ buyurduğuna dair hiçbir ifade bulunmamaktadır.

Hem vesile olduğu içün ol Resul / Ademin Hak tevbesini kıldı kabul” Allah, Kur’an’da Adem’in tevbesini hangi bağlamda zikrettiği malumdur. Süleyman Çelebi Hz. Adem’in dahi Peygamberimize vesile olduğu için affedildiğini ifade edilir.

Nuh anıçün buldu hem garktan necat / Daği doğmadan göründü mûcizat” Nuh (as) dahi peygamberimizin doğumu nedeniyle boğulmaktan kurtulmuştur.

“Ceddi olduğ içün anın hem Halil / Narı cennet kıldı anâ ol Celil” Hz. İbrahim dahi ateşten Peygamberimizin ceddi olduğu için kurtulmuştur.

Hem dahi Musa elindeki asa / Oldu anın hürmetine ejderha” Hz. Musa’nın asası dahi Peygamberimize hürmetle ejderha olmuştur.

Ölmeyip İsa gök´e buldu yol / Ümmetinden olmak için idi ol” Süleyman Çelebi, Hz. İsa’nın Peygamberimize ümmet olma adına Hristiyanlarda olduğu gibi Hz. İsa’nın ölmeyip gökte olduğunu söyler.

Rearkarnasyon inancı olan bu ifadeler; Ne Kur’anda ne de sahih hadislerde böyle bir inanç yoktur. Her ne kadar Mevlid’in Peygamberimizi diğer peygamberlerden üstün tutmak gibi bir gaye ile yazıldığı söylense de ( Hatta ilahlaştırma dercesine varan ifadelerle) Mevlid’in,  Müslümanların dağarcığına, Hıristiyanlığın inanç esaslarından olan „Hz. İsa’nın göğe çekildiği ve bir gün yeryüzüne ineceği“ Hıristiyan akaidini/inancını yerleştirmektedir. Yerleştirmiştir de!.

Halbu ki bu inanç (Hz İsa nın vefat etmediği) Ali İmran 55. Maide,116-117. Ayetlerde reddedilir.

Bugün okunan Vesiletün-Necat isimli mevlidin tek sorunsuz bölümü “Allah Adın” bahridir.

ÖZET

Mevlid’te ve mevlid sırasında okunan ilahilerin bir çoğunda, İslamın tevhid inancına zarar verecek, şirk sayılabilecek ifadeler bulunmaktadır.

Bunlar:

1-Yaratılış Sebebi

Peygamberin nurunun her şeyden önce yaratıldığı ve alemin onun yüzü suyu hürmetine var olduğuna dair ifadeler.

2-Gaybı Bilme: Yaratılmışların ötesinde yalnızca Allah’a ait olan kainatı idare etme ve her şeyi bilme (gayb) vasıflarının zaman zaman peygambere atfedilmesi.

3-Şefaat ve Bağışlama: 

Günahları bağışlama yetkisinin peygambere verilmesi veya tövbe kapısının onun elinde olduğuna dair mecazi övgüler. 

4- İlahlaştırma

İlahlaştırılmış bir peygamber inancı ve anlayışı telkin edilmektedir. Zâtıma mir’at edindim zâtını / Bîle yazdım âdım ile âdını” cümlesi bunu ifade etmektedir.

İslam alimleri ve ilahiyatçılar, bu tür metinlerin edebi birer methiye (şiirsel övgü) olduğunu, ancak kelime anlamıyla ele alındığında Allah’ın tekliğini (Tevhid) zedeleyebileceğini belirtirler. Bu nedenle Kur’an ayetleri ve sahih hadislerin merkeze alınması gerektiği vurgulanır.

Sonuç olarak, mevlit  okumak-okutmak; ibadet olmadığı gibi, dinen zorunlu değildir.

Mevlit merasimleri, genellikle ücretli/ticari ve gösterişli merasimlerdir. Hatta Allah rızası için ve gösterişten uzak şekilde yapılırsa,  bazı âlimler tarafından mübah görülse bile; Bunların belirli günlerde yapılmasının dinî bir mecburiyet olduğu veya yapılmazsa eksiklik olacağı inancı doğru olmayıp, ibadet olduğuna dair de Kur’an ve sahih sünnette açık bir dayanağı yoktur.

Kaynak:

İslam Ansiklopedisi, MEVLİD Mad.

Taha Furkan, İslam’ın ruhuna aykırı Mevlidi Şerif(!)

Süleyma Eroğlu, Mevlidler. Dergipark.