16 Haziran 2026 Salı günü, 1 Muharrem 1448 Hicri yılın başlangıcı olması münasebeti ile müslümanların Mekke’den, Medine’ye hicretlerini yazalım istedik.
Müslümanlar Habeşistan’a hicretten( önceki yazılarımızda yazdık) sonra, Medine’ye hicret etmeye başladılar.
Medine’ye hicret iki aşamada gerçekleşmiştir. Önce sahabenin hicreti; (bir önceki yazımızda bu konuyu yazdık).
Şimdi Hicret konusunun üçüncü bölümü, Resulullahın hicreti; buyurun okuyalım.
Hz. Ebu Bekir`in Hicrete Hazırlanışı
Hz. Ebu Bekir sık sık hicret için izin istedikçe, Peygamberimiz (sav):
“Hele acele etme bakalım. Belki Allah sana bir sahib hazırlar!” buyurur, Hz. Ebu Bekir de Peygamberimiz’e (sav) hicret arkadaşı ve yoldaşı olmayı umardı.
Hz. Ebu Bekir Medine`ye hicrete hazırlanınca da, Peygamberimiz (sav) ona: “Sen biraz sabret! Bana da hicrete izin verileceğini umuyorum!” buyurdu.
Hz. Ebu Bekir: “Ey Allah`ın Peygamberi! Babam, anam sana feda olsun! Sen bunu umuyor musun?” diye sordu.
Peygamberimiz (sav): “Evet! Umuyorum” buyurunca, Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz (a.s.)a arkadaş olmak için, kendisini hicret etmekten alıkoydu.
Buna bir hazırlık olmak üzere de, Hureyş veya Kuşeyr oğulları develerinden, sekiz yüz dirheme satın aldığı iki deveyi evde semür ağacının yaprağıyla dört ay besledi.
Kureyş Müşriklerinin Peygamberimiz’i (sav) Öldürmeyi Kararlaştırmaları
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz’e (sav) başka yerlerden birtakım sahabiler ve yardımcılar çıktığını, Mekkeli sahabilerin çoluk çocuklarıyla birlikte Medine`ye, savaşçı ve hazırlıklı Evs ve Hazrec kabilelerinin yanına gittiklerini gördükleri ve orada konuklanıp korunduklarını farkettikleri zaman, Peygamberimiz’in (sav) de onların yanına gideceğini ve kendileriyle savaşacağını anladılar ve korktular; Dârü`n-Nedve`de toplandılar.
Peygamberimiz Aleyhinde Yapılan Konuşmalar ve Verilen Korkunç Karar
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.) hakkında birbirlerine: “Bu adamın işi, görmüş olduğunuz gibi, yaygın bir hale gelmiş bulunuyor. Biz, vallahi, onun, bizden olmayan tâbileriyle üzerimize yürümeyeceğinden emin değiliz! O halde, onun hakkındaki görüşlerinizi birleştiriniz!” dediler.
Aralarında görüşmeye, konuşmaya başladılar. İçlerinden birisi, Ebu`l-Bahterî veya Hişam b. Amr, “Onu zincire vurarak hapsediniz ve üzerinden kapıyı kilitleyiniz! Sonra, ondan önce geçen Züheyr, Nâbiga ve onlardan da önce geçmiş olan şairlerin başlarına gelen akıbet gibi bir akıbetin bunun da başına gelmesini (ölmesini) bekleyiniz!” dedi. Bu ve buna benzer görüşler ileri sürüldükten sonra;
Ebu Cehil: “Vallahi, benim onun hakkında, sizin daha düşünmediğiniz, dile getirmediğiniz bir görüşüm var!” dedi.“Ey Hakem`in babası! Nedir o görüş?” diye sordular.
Ebu Cehil: “Benim görüşüm: İçimizdeki her kabileden, güçlü, kuvvetli, özü gözü pek, şerefli, soylu birer delikanlı alalım. Sonra, onlardan her birine keskin birer kılıç verelim. Onlar gidip, ellerindeki kılıçlarla hepsi birden tek adamın vuruşu gibi vurup, onu öldürsünler! Böylece ondan kurtulalım, rahata kavuşalım! Delikanlılar bunu bu şekilde yapınca, onun kanı bütün kabilelere dağılmış, düşmüş olur! Abdi Menaf oğulları ise, bütün kabilelerle savaşmaya güç yetiremezler, bizden diyet almaya razı olurlar. Biz de, Abdi Menaf oğullarına onun diyetini öderiz!” dedi.
Bunun üzerine, müşrikler Ebu Cehil`in görüşü üzerinde birleşmiş olarak dağıldılar.
Beş kabileden hemen beş cellat seçilip, ellerine birer keskin kılıç verildi.
Suikast Hadisesinin Kur`an-ı Kerîm`de Anılışı
Yüce Allah, Peygamberimiz’e (sav), Kureyş müşrikleri tarafından hazırlanan suikastı da, Kur`ân-ı Kerîm`de şöyle açıklar:
“Hani, bir zamanlar o küfredenler seni tutup hapsetmek, yahut öldürmeleri, ya da (yurdundan) zorla sürüp çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı kurarlarken, Allah da onun karşılığını yapıyordu. Allah tuzak kuranlara mukabele edenlerin en hayırlısıdır” (Enfal,8/30),(Âl’i İmran,3/54).
Resulullah’a Allah tarafından hicrete izin verilişi
Mekkeli Müşriklerin Resulullah’a suikast kararlaştırdıkları gün; Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke`den, kavminin arasından çıkıp Medine`ye hicret etmesine, Yüce Allah tarafından izin verildi.
Cebrail (a.s.) gelip: “Sen, geceleri üzerinde yatageldiğin döşeğinde bu gece yatma!” dedi.
Hz. Âişe der ki:”Resûlullah (a.s.)ın Ebu Bekir`in evine ya akşam, ya sabah gelmediği gün olmazdı. Mekke`den, kavminin arasından çıkıp hicret etmesine izin verildiği gün, öğle vaktinin sıcağında, hiç gelmediği bir saatte, zeval vaktinin ilk saatinde Ebu Bekir`in evinde, evimizde oturuyorduk.
Ev halkından biri, Ebu Bekir`e: `İşte, Resûlullah (a.s.), bize, hiç gelmediği bir saatte, başını bir örtü ile örtmüş olarak geliyor!` dedi. Ebu Bekir:`Babam, anam ona feda olsun! Vallahi, o, yeni bir hadise olmadıkça, bu saatte gelmezdi!` dedi.
Resûlullah (a.s.), gelince, içeri girmek için izin istedi; izin verildi, içeri girdi. Resûlullah (a.s.) girince, Ebu Bekir sedirinden kalktı, Resûlullah (a.s.) oturdu.Ebu Bekir`in yanında, benimle Esma binti Ebi Bekir`den başka kimse yoktu.
Resûlullah (a.s.) Ebu Bekir`e:`Yanındaki kimseleri dışarı çıkar!` buyurdu. Ebu Bekir;`Yâ Rasûlallah! Babam, anam sana feda olsun! Onlar, iki kızımdır! Senin ehlin ve mahremindir. Bizi gözetleyen, yabancı bir kimse yoktur` dedi.Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.):`Benim buradan çıkıp Medine`ye gitmeme Yüce Allah tarafından izin verildi!` buyurdu.
Ebu Bekir: `Yâ Rasûlallah! Benim için, seninle yoldaşlık, arkadaşlık etmek de var mı?` diye sordu.vResûlullah (a.s.):`Evet!` buyurunca, Ebu Bekir sevincinden ağladı! Vallahi, ben, Ebu Bekir`in o gün ağladığını görünceye kadar, bir erkeğin sevincinden ağlayacağını bilmiyordum.
Ebu Bekir: ‘Ey Allah`ın Peygamberi! Ben şu iki deveyi bunun için hazırlamıştım. Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Şu iki deveden birisini al!` dedi.
Resûlullah (a.s.):`Onu ancak bedelini ödemek üzere alırım` buyurdu.Resûlullah (a.s.) ile Ebu Bekir`in sefer levazımını çarçabuk hazırladık: Her ikisi için bir miktar azık yapıp dağarcık içine koyduk. Ebu Bekir`in kızı Esma, belinin kuşağından bir parça yırtıp, onunla dağarcığın ağzını bağladı.Bunun için, ona `Zâtu`n-nıtakayn=İki kuşaklı` denildi.”
Müşrik, fakat güvenilir bir adam olan Abdullah b. Uraykıt`ı da yol kılavuzu olarak ücretle tuttular. İki deveyi, yanında bulundurmak ve belirlenen güne ve saate kadar yaymak, üç gün sonra sabahleyin Sevr dağında buluşmak üzere kendisine teslim ettiler.
Hicretin Gizli Tutuluşu ve Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Ali`ye Emir ve Tavsiyeleri
Peygamberimiz (a.s.)ın ne zaman Mekke`den çıkıp Medine`ye gideceğini, Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ebu Bekir`in ev halkından başka, hiç kimse bilmiyordu.
Peygamberimiz (a.s.) Mekke`den ayrılıp Medine`ye gideceğini Hz. Ali`ye haber verip, kendisinden, geriye kalarak, yanında bulunan ve Mekkelilere ait olan emânetleri sahiplerine teslim etmesini, sonra da, gelip kendisine kavuşmasını emretti.
Mekke`de; Peygamberimiz (a.s.)ın doğruluğunu ve emînliğini bilmeyen ve saklamaktan korktuğu şeyi onun yanında bulundurmayan bir kimse yoktu.
Peygamberimiz (a.s.); o gece kendisine ait döşekte yatıp uyumasını, Hz. Ali`ye emretti:“Benim döşeğimde yat, uyu! Şu Hadramevt işi yeşil abama da, iyice bürün! Sana, onlardan, hoşuna gitmeyecek birşey erişmeyecektir!” buyurdu.
Hz. Ali döşeğe girdi. Hadramevt işi abaya da büründü.
Peygamberimiz (a.s.) da, uyuyacağı zaman, bu abanın içinde uyurdu.
Hz. Ali Peygamberimiz (a.s.)ın döşeğine yatıp uykuya daldı.
Evin Cellatlar Tarafından Kuşatılışı
Kabilelerden seçilmiş olan cellat delikanlılar, gecenin üçte biri geçince, Peygamberimiz (a.s.)ın kapısının önünde toplandılar. Peygamberimiz (a.s.)ın abası içinde yatan, uyuyan Hz. Ali`yi Peygamberimiz (a.s.) sandılar.
Sabaha kadar, kapının önünde durdular ve Peygamberimiz (a.s.)ın dışarı çıkmasını beklediler.
İşlenilecek cinayetin tan yeri ağarıncaya kadar bırakılışında, bunun kabileler arasında ortaklaşılmış olduğunu Hâşim oğullarına göstermeyi, onların müteaddit kabilelere karşı öç almayı göze alamayarak diyete razı olmalarını sağlamayı amaçlamışlardı.
Fakat, bu, ancak, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir`in gece karanlığında kimse görmeden Sevr mağarasına yetişip saklanmalarına yaramıştır.
Hz. Ali, sabah namazı için döşekten kalkınca, hemen üzerine yürüdüler!
Bir de ne görsünler? Karşılarındaki Hz. Ali ! Kureyş müşrikleri, Hz. Ali`ye: “Nerede şu sahibin? Nerede amcanın oğlu?” dediler.
Hz. Ali:“Bilmiyorum! Benim bu hususta bir bilgim yok! Ben onun üzerinde gözcü değilim! Siz ona çıkıp gitmesini emrettiniz! `Bizden ayrıl, git!` dediniz. O da çıkıp gitti” dedi.
Bunun üzerine, müşrikler Hz. Ali`yi azarladılar ve tartakladılar; Kabe’ye götürüp bir süre hapsettikten sonra, bıraktılar.
Sevr Mağarasında Gizleniş
Sevr dağı Mekke`nin aşağı kesiminde ve sağındadır. Sevr dağının Mekke`ye uzaklığı 3-4 km dir. Yüksekliği 1600 m.
Sevr dağının tepesinde bir mağara vardır. Bu dağ bölgeye hakim yükseklikte olup, zirvesinden hem Beytullah, hem de deniz gürünür. Mağaranın girişi tepesindedir.
Peygamberimiz (a.s.); evinden ayrıldıktan sonra, hemen Hz. Ebu Bekir`in evine geldi. Evin arkasındaki küçük kapıdan, Hz. Ebu Bekir`le birlikte dışarı çıktılar. Mekke`nin aşağı tarafında bulunan Sevr dağındaki mağaraya doğru, geceleyin, yürüyerek gittiler.
Hz. Ebu Bekir; mağaranın içinde bulunması ve Peygamberimiz (a.s.)a zarar vermesi muhtemel yılan, haşerat ve yırtıcı hayvanlardan temizlemek üzere önce kendisi girip her tarafı eliyle yokladıktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)ı indirdi.
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir`i Aramaya Koyulmaları
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir`in Sevr mağarasında gizlenmeye gittikleri sırada, aralarında Ebu Cehil`in de bulunduğu bir topluluk, Peygamberimiz (a.s.)ı evinde bulamayınca, hemen Hz. Ebu Bekir`in evine gidip kapısına dikildiler.
Esma binti Ebi Bekir dışarı çıktı. Ona:“Ey Ebu Bekir`in kızı! Nerede baban?” diye sordular.
Esma Hatun:”Vallahi, babamın nerede olduğunu bilmiyorum!” deyince, Ebu Cehil elini kaldırıp onun yanaklarına şiddetli bir şamar attı. Esma Hatunun küpesi kulağından yere fırladı!
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)ı çok sıkı bir arayışla her tarafta; Mekke`nin yukarısında, aşağısında aramaya koyuldular. Mekke`nin bütün dağlarını dolaşarak aradılar. Birtakım adamları da, hayvanlara bindirip, her tarafa saldılar.
Çevrelerdeki su kuyuları sahiplerine haberler, adamlar gönderip, Peygamberimiz (a.s.)ı yakalamalarını emir ve kendilerine büyük ücretler verileceğini vaad ettiler. Haber verenlere ödül vereceklerini ilan ettiler.
Sahillerde oturanlara da aynı şekilde haberler saldılar. Peygamberimiz (a.s.)ın izini izleyip kendisini buldurmak için, iki izciyi; Kürz b. Alkame ile Sürâka b. Malik b. Cu`şum`u da görevlendirdiler.
Sürâka b. Malik, Sevr mağrasının çok yakınında bulunduğu sırada, müşriklere: “İşte, şu taşta bir iz! Onun, bundan sonra, ayağını nereye koyduğunu (bastığını) bilmiyorum! Vallahi, aradığınız, şu mağaradan ileriye gitmemiştir!” dedi.
Sabah olunca, Sürâka b. Malik, onlara:“Şu mağaraya girip bir bakın!” dedi. Ümeyye b. Halef: “Sizin hiç aklınız yok mu? Mağarada ne işiniz var?! Üzerinde üstüste, kat kat örümcek ağı bulunan şu mağaraya mı gireceksiniz?! Vallahi, benim kanaatime göre, şu örümcek ağı Muhammed doğmadan öncesine aittir!” dedi ve oraya da işedi. Hatta, kendisinin sidiği, mağaranın içine doğru aktı gitti.
Hz. Ebu Bekir`in Telaşlanışı ve Korkuya Düşüşü
O sırada, Peygamberimiz (a.s.), ayakta dikilerek namaz kılıyor, Hz. Ebu Bekir de gözcülük ediyordu.
Peygamberimiz (a.s.)a:
“Şu kavmin seni arayıp duruyorlar! Vallahi, ben kendim hakkında tasalanmıyorum. Fakat, sana yapılmasını istemediğim bir şeyin yapıldığını göreceğim diye korkuyorum” dedi.
Hz. Ebu Bekir mağaranın içinde iken başlarının üzerinde müşriklerin ayaklarını görünce; Peygamberimiz (a.s.)a: “Ey Allah`ın Peygamberi! Onlardan bazısı gözünü aşağı eğip baksa muhakkak bizi görür!” dedi.
Peygamberimiz (a.s.): “Mahzun olma (üzülme)! Allah bizimledir! Ey Ebu Bekir! Üçüncüsü Allah olan iki kişiyi sen ne sanıyorsun?!” buyurdu.
Yüce Allah, bu vak’ayı Kur`ân-ı Kerîminde şöyle anar:
“Eğer siz ona (Peygamber (a.s.)a) yardım etmezseniz, (hatırlayınız o zamanı ki) kâfirler onu (Mekke`den) çıkardıkları (hicret etmek zorunda bıraktıkları) zaman, bizzat Allah ona yardım etmişti. (O zaman), Resûlullah (ancak) ikinin ikincisinden ibaretti.O zaman, onlar (Sevr dağının tepesindeki) mağarada idiler.Peygamber, arkadaşına (Ebu Bekir`e): `Mahzun olma (Üzülme)! Allah hiç şüphesiz bizimledir!` derken, Allah onun üzerine sekînetini indirmiş, onu (Peygamberini) görmediğiniz ordularla (meleklerle) desteklemiş, kâfirlerin kelimesini alçaltmışt. Allah`ın kelimesi ise, o çok yücedir. Allah mutlak galibdir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.”Tevbe9/40-41)
Müşrikler Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir`i Sevr dağında ve mağarasında bulamayınca, umutları kesilmiş olarak geri döndüler.
Peygamberimiz (a.s.)ı ve Hz. Ebu Bekir`i bulup kendilerine geri getirene veya öldürene yüz deve verileceğini, Mekke`nin aşağı ve yukarı kısımlarında ilan ettiler.
Sevr mağarası günlerinde lojistik destek
Peygamberimiz (a.s.), Perşembe günü geceleyin, Hz. Ebu Bekir`i yanına alarak Sevr mağarasına girmişti. Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerini orada geçirdiler.
Hz. Ebu Bekir`in oğlu Abdullah, çok anlayışlı ve çok becerikli bir gençti.
Babasının emri üzerine, her gece Sevr mağarasında Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir`in yanında geceler, seher vakti yanlarından ayrılır, Mekke`de gecelemiş gibi, Kureyş müşriki kimliği ile sabahlardı.
Gündüzün de, Kureyş müşriklerinin arasında onlarla birlikte bulunur, onların konuşmalarını, danışmalarını, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir hakkında söylenen şeyleri dinler, müşriklerin hile ve tuzaklarından, duyduklarını da ezberler, akşamleyin gelip Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir`e haber verirdi.
Hz. Ebu Bekir`in azadlısı Âmir b. Füheyre de; Hz. Ebu Bekir`e ait davarları Mekkelilerin çobanlarıyla birlikte yayardı. Sabahleyin onlarla birlikte çıkar, akşam dönüşünde ise, davarlarının yürüyüşünü ağırlaştırıp çobanlardan geride kalır, gece karanlığı basınca, davarlarıyla birlikte Sevr mağarasına dönerdi.
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir, ihtiyaçları olan sütü sağıp alırlardı.
Sağmal, bol sütlü davarlardan sağılan süt, içine güneşte kızmış temiz taş konularak ısıtılır, böylece taze süt içerek gecelerlerdi.
Sabahleyin erkenden Mekke`ye dönen Abdullah`ın ayak izlerini de, arkasından götürdüğü davarların izleriyle siler, belirsiz eder, otlakta Mekke çobanlarıyla sabahlardı.Çobanlar işin farkına varmazlardı.
Mağarada üç gece kaldılar. Halk iyice sakinleşti. Sevr mağarasına girişlerinden, üç gece sonra, Sevr`de bulunmak üzere ücretle tutulmuş olan Abdullah b. Uraykıt da, kendisine teslim edilmiş bulunan iki deve ile birlikte, üçüncü gecenin sabahında, seher vaktinde Sevr`e gelmiş bulunuyordu.
Nübüvvetin ondördüncü yılında, Rebiülevvel ayının dördünde, Pazartesi günü seher vakti, Hz. Ebu Bekir iki devenin üstün olanını Peygamberimiz (a.s.)a takdim ederek: “Babam, anam sana feda olsun! Buyur bin Ya Resulullah!” dedi.
Peygamberimiz (a.s.): “Ben, benim olmayan deveye binmem!” buyurdu. Hz. Ebu Bekir:
“Yâ Rasûlallah! O senindir! Babam, anam sana feda olsun!” dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
“Hayır! Binmem! Fakat, onu ne kadara satın aldınsa bana söylemelisin!” buyurdu.
Hz. Ebu Bekir: “Şu kadara! Şu kadara!” dedi. Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.):
“Ben de, onu o bedelle aldım!” buyurdu.
Hz. Ebu Bekir:
“Artık o senindir yâ Rasûlallah!” dedi.
Peygamberimiz (a.s.); Ced`â, Adbâ diye de anılan Kasvâ`yı Hz. Ebu Bekir`den dört yüz dirheme satın alınca, onun üzerine bindi. Hz. Ebu Bekir de, diğer deveye binip, azadlısı Âmir b. Füheyre`yi yolda kendilerine hizmet etmesi için terkisine aldı.
Kılavuz Abdullah b. Uraykıt önlerine düştü. Sahiller yolunu tutup, Medine`ye gitmek üzere, Sevr`den ayrıldılar.
Hicretin Sonuçları
Müslümanlar Mekkelilerin işkence ve baskılarından kurtulmuşlardır.
İslâmiyet’in yayılması için uygun ortam doğmuştur.
Müslümanlar siyasal bir güç olarak ortaya çıkmışlardır. Medine’de şehir devleti kurulmuştur.
Hicretten sonra, Medine’deki Müslümanlar, putperest ve Yahudiler arasındaki ilişkileri düzenleyen, 53 maddelik bir Medine anayasası hazırlandı. Böylelikle Müslümanlar diğer din ve devletlerle ilişki kurma imkanı bulmuştur.
Muhacirlerle Ensar kardeş ilan edilmiştir. Böylece Müslümanlar arasında sosyal dayanışma tesis edilmiştir.
Müslümanların Medine’ye yerleşmeleri Mekkelilerin kullandığı Şam ticaret yolunu kontrol altına almayı sağlamıştır.
Resulullahın hicreti, her dönemde zülme, baskıya maruz kalan Ümmet-i Muhammed için önemli bir açılım; Örnek bir çıkış yolu olmuştur.
Hicret olayı yılı Muharrem ayı, Hicri takvimin başlangıcı kabul edildi.
Vesselam.
Kaynak:
TDV İslam Ansiklopedisi, “Hicret” mad.
Asım KÖKSAL, İslam Tarihi.












